Arşiv

Archive for the ‘Vizesiz Dünya’dan Haberler’ Category

Yunanistan “Altın Vize”yi sevdi; yeni teşvikler gündemde

Yunanistan Golden Visa (Altın Vize) programına başladığı 2013’ten bu yana 1,5 milyar Euro yatırım alırken 2017’de rekor kırıldı. İlgiden oldukça memnun kalan Yunan makamları ülkeye yatırım çekmek için yeni teşvikler düşünüyor. Altın Vize ile ilgili de iyileştirmeler bekleniyor. Ekonomi Bakan Yardımcısı Stergios Pitsiorlas programın kapsamının genişletileceği mesajı verdi.

Pitsiorlas Altın Vize gelirlerinin 1,5 milyar Euro’ya ulaştığını hatırlatarak bakanlığın programla ilgili iyileştirmeleri parlamentoya getireceğini açıkladı. Bakan Yardımcısı Pitsiorlas program kapsamına finans yatırımları için yeni ürünlerin hayata geçirileceğini bildirdi.

Yunanistan Nisan 2013’te “Stratejik ve Özel Yatırımlar için Kalkınma Dostu Bir Ortam Yaratma” yasasını yürürlüğe koydu. Buna göre AB dışındaki ülkelerin vatandaşlarına, 250 bin Euro ya da daha yüksek fiyatlı konut ya da ticari mülk satın almaları durumunda oturum izni fırsatı verildi. Yunanistan’ın Altın Vize programı AB topraklarında ikamet izni alma hakkını sağlayan en düşük miktarlı yatırımlardan biri olarak Portekiz ve İspanya’dan sonra üçüncü sırada yer aldı.

Uzmanlar Yunan emlak piyasasının Altın Vize sayesinde yeniden hayat bulduğunu belirtiyor.

Uzmanlar, Portekiz ile yarışabilmesi için, Yunanistan’ın iyileştirme yapmasını beklediklerini belirtiyorlar. Programda dış talebi daha da artıracak ve yatırım için bir teşvik olacak yeni değişiklikler yapılabilir. Örneğin önümüzdeki aylarda programın devlet tahvili yatırımları için genişlemesi bekleniyor. Yunan bankalarında 1 milyon Euro mevduatı bulunanlar veya Yunan şirketlerinin hisselerini satın alan bütün yabancılara da benzer bir fırsat sunulması gündeme gelecek.

2170 KİŞİ OTURUM ALDI

2017 sonu itibariyle Altın Vize kapsamında toplam 2 bin 170 kişi oturum aldı. Bu sayı 2016 sonunda 1522 idi. Oturum alan kişi sayısı her yıl giderek artıyor. Yunanistan’ın Altın Vizesine en çok ilgiyi açık ara Çinliler gösterdi. 191 oturum alan Türkler ise üçüncü sırada. Programdan yararlanan ülke dağılım yüzdeleri şöyle:

  • Çin yüzde 43,5
  • Rusya yüzde 17,8
  • Türkiye 8,8
  • Mısır yüzde 4,7

LÜKS KONUTLAR DAHA ÇOK TERCİH EDİLİYOR

Şu ana kadar gerçekleşen toplam yatırım (1,5 milyar Euro) ve onaylanan Altın Vize oturumları dikkate alındığında bir gayrimenkul için ortalama yatırımın 721.000 Euro olduğu anlaşılıyor. Bu da minimum yatırım miktarı olan 250.000 Euro’nun yaklaşık üç katına karşılık geliyor. Uzmanlar yabancı yatırımcıların daha çok büyük veya lüks evleri tercih etmesinden dolayı böyle bir durumun yaşandığını belirtiyor.  Avrupa Komisyonuna göre Yunan ekonomisi geçen yıl reel olarak yüzde 0,3 oranında genişledi. 2017’de yüzde 2,7 ve 2018’de yüzde 3,1 oranında büyümesi bekleniyor.

 YUNANİSTAN DÜŞÜK FİYATA RAĞMEN PORTEKİZ VE İSPANYA’DAN SONRA 3. SIRADA

Yunanistan’ın uyguladığı Altın Vize’nin dezavantajlarına gelince AB vatandaşlığının çok daha zahmetli olması ve şartların daha katı olması.Yunanistan Golden Visa programı oturum izni veriyor ancak çalışma hakkı sunmuyor. Türklerin vatandaşlığa alınması neredeyse imkansız. Vatandaşlık için ise en az 7 yıl boyunca ve her yıl için en az 10 ay Yunanistan’da yaşıyor olmak gerekiyor.

Vatandaş olunmadığı sürece, vize her 5 yılda bir uzatılmalıdır. Uzatım için gayrimenkulü elinizde tutmak zorundasınız.

Uzatım aşamasında 21 yaşını dolduran çocuklar veya kendi bağımsız yaşamlarını kuran aile bireyleri programdan yararlanmaya devam edemez. Ayrıca Yunanistan’da satın alma vergisi ve yıllık gayrimenkul vergisi oldukça yüksektir.

Yunanistan bu dezevantajları nedeniyle, yatırımcıları Portekiz’e kaptırmaya devam ediyor.

Ankara Anlaşması: 16 Mart Değişikliği ve Aydoğdu Davası

İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office) 15 Mart 2018 gece yarısı Ankara Anlaşması vizelerinde kalıcı oturumları kaldırdığını ve bu tarihten sonra yapılan kalıcı oturum başvurularının artık kabul edilmeyeceğini resmen açıkladı. Bu durum, başta Garth Coates Avukatlık Bürosu olmak üzere bazı uzmanların bir yılı aşkın sürekli dile getirdiği beklenen bir gelişme olmasına rağmen Türk toplumu tarafından şaşkınlıkla karşılandı.

Bakanlık neden bu adımı attı?

Hatırlanacağı üzere, 1 Mayıs 2017’de ilk kez bu forum sayfasında Garth Coates Avukatlık Ofisi uzmanları Aydoğdu davasına itiraz edilmediği veya karşı bir dava açılmadığı takdirde Home Office’in (İçişleri Bakanlığı) Ankara Anlaşması’ndaki kalıcı oturumları kaldıracağı uyarısında bulunmuştu. Uzmanlar bir Yüksek Mahkeme kararının uygulanmamasının İngiltere gibi hukukun üstün olduğu bir ülkede hayal bile edilemeyeceğine dikkat çekmişti. Aydoğdu davası sonrasında iki aylık itiraz süresi dolmasına karşın hiç kimse itiraz etmediği gibi, karşı dava açılması için yapılan uyarılar da maalesef ciddiye alınmamıştır.

Aydoğdu kararına karşılık Türkiye Büyükelçiliği’nin yanısıra Garth Coates ve bazı diğer avukatlık firmalarının girişimleri yeterli destek bulamamıştır. Uyarılarda bulunan uzmanlar Türk toplumunu aldatmak ve yalan söylemekle suçlanmışlardır.

Ankara Anlaşması ile İngiltere’de bulunanların büyük bir kısmı, Aydoğdu davasının tehlikesine karşı kendilerini yanlış yönlendiren uzmanların seslerine kulak vermiş, karşı dava açılması için çok değerli bir yıl heba edilmiştir.

Aradan geçen bir yıllık süreçte İngiliz İçişleri Bakanlığı hukukun gereklerini yerine getirmek için harekete geçmiş ve Aydoğdu davasında hükmedildiği üzere Ankara Anlaşması’ndaki kalıcı oturum seçeneğini kaldırmıştır.

Türk toplumundaki tartışmalara bakıldığı zamana konunun tüm boyutlarıyla anlaşılmadığı görülmektedir.

Yüksek Mahkeme kararı 8 Mart 2017’de açıklanmasına rağmen aradan geçen 1 yılı aşkın sürede hiçbir karşı dava açılmaması, Türk toplumuna hizmet veren bazı danışman ve avukatların müvekkillerini doğru yönlendirmediklerini göstermiştir.

Gelinen bu noktada sadece kendi hakkını savunmaktan başka bir şey yapmamış olan Hacer Aydoğdu ve ailesi yeni oluşan durumdan sorumlu tutulmakta ve kendileri son derece haksız çok ağır hakaretlere maruz kalmaktadır.

Hacer Aydoğdu ve ailesi haksız yere suçlanmaktadır

Hacer Aydoğdu davası öncesinde Yüksek Mahkeme’de görülen benzer davaların hepsi, istisnasız şekilde kabul edilmiş ve davayı açanların lehine sonuçlanmıştır. Hacer Aydoğdu ve ailesi, Yüksek Mahkeme’de açtıkları davanın önceki davalara göre farklı sonuçlanmasının nedeni, davayı açan avukat ve mahkemede davayı temsil eden savunmanların yetersiz olmasıdır. Dava tutanaklarına bakıldığında bunu teyit eden ifadeler rahatlıkla görülecektir.

Hacer Aydoğdu ve ailesine karşı yapılan haksız linç kampanyası içinde yer alanların nefret suçu kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Bunların ilerde yapacakları vize başvuruları, 1971 Göçmenlik Yasası’na göre (HC510 Paragraf 4) otomatik red edilebilir. Sosyal medyada paylaşım yapanların söylemlerine dikkat etmeleri bu anlamda çok önemlidir.

Geçen süreçte pazarlık girişimleri karşılık bulmadı

8 Mart 2017’deki Yüksek Mahkeme kararı sonrası, Garth Coates Avukatlık Ofisi; İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı davalarda, İçişleri Bakanlığı’nı savunan kamu avukatları ile pazarlık dahil her türlü girişimde bulunmuştur. Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği de benzer pazarlık girişimlerinde bulunmuş ve Türk hükümeti ciddi çaba göstermiştir. Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın Temmuz 2017’deki İngiltere ziyareti sonrası daha önce askıya alınan kalıcı oturum başvuruları, yeni yönetmelik hazırlanana kadar yeniden incelenmeye alınmıştır. Bunun, Başbakan Yıldırım’ın yaptığı görüşmeler neticesinde gerçekleştiği düşünülmektedir.

Başvurular mutlaka yeni başvuru formu ile yapılmalıdır

Bazı danışmanlar, başvuru formu değiştirildikten 21 gün sonrasına kadar eski başvuru formlarının kullanılabileceği düzenlemesinden hareket ederek, müvekkillerine eski başvuru formları ile başvurup kalıcı oturum talep edebilecekleri yönünde telkinlerde bulundukları anlaşılmaktadır. 21 günlük form değişikliği düzenlemesi, her ne kadar doğru ise de Ankara Anlaşması’nda gelinen bu son noktada geçersizdir. Bu telkinlerde bulunanların İçişleri Bakanlığı’nın 16 Mart sabahı yaptığı açıklamayı halen tam olarak anlayamadıklarını göstermektedir.

Bakanlık açıklamasındaki şu ifade çok önemlidir:

No new ECAA ILR applications will be accepted on or after 16 March 2018. Any ECAA settlement applications postmarked prior to 16 March will be processed under the same terms as before.

Açıklama, 16 Mart 2018 ve sonrasında postaya verilen tüm başvuruların kalıcı oturum incelemesi kapsamında değerlendirilmeyeceğini açıkça belirtmektedir. Ayrıca, yeni başvuruların 03/2018 tarihli formlarla yapılması istenmektedir. Eski başvuru formları ile yapılacak başvuruların geçersiz bulunması halinde, başvuran kişinin ‘overstayer’ yani illegal olması söz konusudur, dolayısıyla ileride 10 yıllık süreç üzerinden kalıcı oturum alması ciddi olarak tehlikeye düşebilir.

Medyadaki yanlış haberler

Bazı basın yayın organlarında Ankara Anlaşması’nın son bulduğu şeklinde çıkan haberler asılsızdır. İngiltere, Avrupa Birliği’nden resmen ayrılacağı tarihe kadar Ankara Anlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır ve Ankara Anlaşması’nın kalkması en erken Mart 2019’a kadar söz konusu değildir.

Ankara Anlaşması’na ilk başvurularda ve uzatım başvurularında herhangi bir sorun yaşanmamaktadır.

Bu karar Brexit ile ilgili değil

İçişleri Bakanlığı’nın son uygulamasının kesinlikle Brexit ile hiç bir ilgisi yoktur.

Bu Yüksek Mahkeme kararı, Brexit’den dolayı doğacak çok daha ciddi bir tehlikeyi gölgelememeli ve Türk toplumu gelmekte olan Brexit sürecinin tehlikelerine şimdiden hazırlanmalıdır.

Teşhisi doğru koymadan sorunu çözmek mümkün değildir

Yeni uygulama sonrası Ankara Anlaşması vizesi ile iş yapan Türk toplumunda büyük bir endişe yaşandığı görülmektedir. Ancak yapılan yorum, çağrı ve girişimlerin sonuç odaklı ve gerçekçi olmaktan çok uzak olduğunu görülüyor.

Change.Org ve Parlamentoda’da açılan imza kampanyalarında kullanılan dil hatalı ve içerik hukuki temelden yoksundur. Kullanılan ifadeler yanlıştır, hukuki karşılığı yoktur. Kampanyalar işinde uzman kişilerce yazılmalıdır.

Elbette farkındalık yaratmak için yapılan protesto gösterileri sivil toplumun bir gereği olmakla birlikte yasaların ve mahkeme kararlarının siyasetin üstünde olduğunu ve herkesi bağlayacağını hatırlatmak isteriz. Gösteri ve yürüyüşler konunun gündeme gelmesini sağlayacaktır ancak aslolan bağlayıcı mahkeme kararıdır. Bundan dolayı yapılacak girişimlerde öncelik kesinlikle hukuk zemininde olmalıdır.

Hukuki süreç kolektif olmalıdır

Ankara Anlaşması’ndan yararlananların ayrı ayrı dava açmaları süreci uzatacağı gibi maliyeti de astronomik boyutlara taşıyacaktır.

Doğru olan HSMP davasında olduğu gibi, kurumsallaşmak ve bu kurum üzerinden kolektif hareket ederek dava açmaktır. Ancak yeni bir dava açılmadan önce sürecin en az 2 yıl sürebileceği göz önüne alınmalıdır. Brexit tehlikesi altındaki Türk toplumunun bu kadar zamanı olduğunu düşünmüyoruz.

Aydoğdu davasından bugüne kadar geçen çok değerli 1 yılı herhangi bir girişimde bulunmadan heba eden Türk toplumunun Brexit tehlikesinden dolayı artık kaybedecek daha fazla zamanı yoktur.

Buna rağmen dava açılması bir zorunluluktur. Ancak bu hukuki girişimler devam ederken tam 2 yıldır hukuk zemininde mücadelesi devam eden mevcut Çiçekli davası desteklenmelidir. Zira, Çiçekli davasında birçok yol alınmış ve artık sonuçlanma aşamasına gelinmiştir. Bu davanın, yeni açılacak bir davadan daha önce sonuçlanacağı açıktır.

Çiçekli davası dışında açılması zorunluluk olan yeni davanın, sadece Aydoğdu davasının sonucunun iptali değil; aynı zamanda ‘Legitimate Expectation’ (Meşru Beklenti) üzerinden yürümesinin büyük yarar sağlayacağı düşüncesindeyiz.

Yeni yönetmelik beklentisi

İçişleri Bakanlığı’dan gelen bilgiler, Ankara Anlaşması’ndan yararlananların 4 yerine 5 yılda kalıcı oturuma başvurabileceğine işaret etmektedir. Bu sadece bir yıllık gecikme anlamına gelmekte ve Ankara Anlaşması’ndan yararlananların ciddi endişe taşımalarına gerek olmadığı sonucunu doğurmaktadır.

Ancak, Brexit nedeniyle, Ankara Anlaşması’nda bulunanların Mart 2019’dan sonra geçersiz vize türünde oldukları iddiasıyla sadece kalıcı oturum değil, aynı zamanda normal 3 yıllık uzatım başvuruları da tehlikeye düşebilir. Böyle bir tehlikeye karşı, sadece Çiçekli davasının desteklenmesi yeterli değildir, aynı zamanda Legitimate Expectation (Meşru Beklenti) üzerinden yeni dava açılması zorunluluktur. Böyle bir davanın kazanılmasının, Brexit sonrası tehlikelerden Ankara Anlaşması’nda olan Türk toplumunu koruyacağını düşünmekteyiz.

Kazanılmış hak söylemleri gerçek değil

Legitimate Expectation (Meşru Beklenti) ile Retained Rights (Kazanılmış Haklar) yani Ankara Anlaşması’ndan yararlananlarınileride kalıcı oturum alma beklentisi ile bu beklentinin şimdiden kazanılmış hak olması birbirine karıştırılmaktadır. Ankara Anlaşması’na başvuranların ileride kazanılmış hak elde edecekleri iddiası gerçek değildir.

Bununla birlikte ‘legitimate expectation’ yani verilmiş söz ve mevcut duruma göre yapılmış başvurular sonrasında oluşan beklentilerin, mahkemelerde olumlu sonuçlanması mümkündür. (Örneğin: 3 yıllık uzatıma başvuranlara verilen onay yazılarındaki ifadeler veya mağdurların ilk başvuruları esnasında yürürlükte olan yönetmelikteki maddeler, mahkemelerde ‘legitimate expectation’ olarak algılanabilir)

Çiçekli Davası

Aydoğdu davası ile çok büyük ölçüde benzeyen ve 23 Mayıs 2018’de görülecek Çiçekli davası kısa vadede önemli bir fırsattır. Dava birkaç defa Aydoğdu davası nedeniyle ret edilmesine rağmen yapılan itirazlar sonucunda davaya bakan son Yüksek Mahkeme hâkimi, Aydoğdu davasına rağmen Çiçekli davasının ara duruşmasının yapılmasına onay vermiştir. Ara mahkeme sonucunda davanın Yüksek Mahkeme’de görülme ihtimali bulunmaktadır ancak çok güçlü bir hazırlık ve savunma gerekmektedir.

Garth Coates Avukatlık Ofisi’nin durumu

Garth Coates avukatları, Aydoğdu davası veya Ankara Anlaşması ile ilgili hiçbir dava içinde yer almayacaktır. Bu son açıklamamız sadece sosyal sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.

Çiçekli davası Aydoğdu davasından önce alındığı için Garth Coates avukatları sadece bu dava üzerinde çalışmaya devam edecektir.

Ankara Anlaşması uzmanlarından Oliver Westmoreland son mahkeme kararını yorumladı

Garth Coates Avukatlık Firması uzmanlarından Oliver Westmoreland, Ankara Anlasmasinda deprem etkisi yaratan mahkeme kararini yorumladi.

Westmoreland’a göre, Ankara Anlaşmasında 4. yıldan sonra kalıcı oturum almak mümkün olmayacak. En iyimser ihtimale göre, Ankara Anlaşmasında en erken 5. yıldan sonra kalıcı oturuma koşullu olarak başvurulabilecek.

Tabii ki Brexit’den sonra buna izin verilirse…

Westmoreland’ın detaylı analizi için: http://www.garthcoates.com/news/229/Ankara-Agreement—Dependants—Indefinite-Leave-to-Remain.html

Ankara Anlaşmasında ümit verici yeni bir gelişme

Geçtiğimiz hafta, İngiltere’de Ankara Anlaşmasında olanlarda deprem etkisi yaratan ve Ankara Anlaşmasında olanlara kalıcı oturum izninin verilmemesine neden olacak mahkeme kararından sonra bugün yeni ve olumlu sayılabilecek bir gelişme oldu.

8 Mart 2017 tarihli yüksek mahkeme kararı, [R (on the application of Aydogdu ) v Secretary of State for the Home Department (Ankara Agreement – family members – settlement) [2017] UKUT 167 (IAC)], Ankara Anlaşması vizelerinde, ‘stand still’ uygulamasının kalıcı oturumu kapsamadığına hükmetmiş ve 20 Mart’tan itibaren İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), bu mahkeme kararına uygun olarak, kalıcı oturum başvurularını askıya almıştı.

Mahkeme kararı sonrasında, Ankara Anlaşmasında olanların 4. yıldan sonra ne olacakları tartışılırken, bugün bir başka mahkemeden ümitlendiren bir karar çıktı. 8 Mart tarihli mahkeme kararına konu olan Hacer Aydogdu ile tamamen aynı koşullarda olan bir müvekkilimize, yüksek mahkemeye gitme izni verildi. Müvekkilimizin dosyasına bakan hakimin bu izni verirken, Hacer Aydogdu kararını dikkate almamasını önemsiyorum zira bana göre “yanlış olan bir yorum” ve “iyi savunulamayan bir dava sonucu oluşan” bu kararın, hukuki temelden uzak ve önceki yüksek mahkeme kararlarıyla çelişkili bir karar olduğu yönündeki düşüncelerimde ne denli haklı olduğumu gösteriyor.

Ara mahkemenin yüksek mahkemeye gitme izni vermesinden sonra, müvekkilimizin duruşmasının 1 Eylül 2017’de görülmesi kararlaştırıldı. Ancak İngiltere İçişleri Bakanlığının avukatlarının bu dava görülmeden bizimle uzlaşmak isteyeceklerine inanıyorum. Bunun nedeni de; açtığımız davada kullanacağımız argümanların çok güçlü ve daha önce Supreme Court’da (En Yüksek Mahkeme) kabul edilmiş argümanlar olduğunu biliyoruz. Bu sebeple, İngiltere İçişleri Bakanlığı müvekkilimizin talebini yerine getirip, ve hatta üstüne tazminat ödeyerek dava görülmeden konuyu kapatmak isteyebilir. Çünkü, dava görülmeden konu kapatılırsa, açtığımız dava diğerlerine emsal teşkil edemeyecek ve sadece müvekkilimizin yararlanacağı, benzer durumda olan diğer kişilerin yararlanamayacağı bir sonuç doğuracaktır.

Benzer bir uzlaşma örneği de geçtiğimiz yıl Kasım ayında olmuştu. İngiltere İçişleri Bakanlığı, trafik suçu nedeniyle kalıcı oturum başvurusu red olan bir başka müvekkilimizin açtığı davada uzlaşma istemiş, varılan uzlaşma neticesinde müvekkilimiz ve tüm ailesine kalıcı oturumları verilmiş ve ayrıca 7,500 Sterlin tazminat ödenmişti. Ancak bu uzlaşma, mahkeme kararı olarak çıkmadığı için, trafik suçundan benzer redleri alan diğer kişiler bu davadan yararlanamamıştır.

Emsal teşkil edebilmesi için, davayı açan müvekkilimizin davayı sonuna kadar taşıması gerekecek. Maddi yükü çok büyük olacağı için, temizlik işi üzerinden Ankara Anlaşmasında kalıcı oturuma hak kazanan müvekkilimizin bu ciddi yükü tek başına taşıyabileceğini ve kolay kolay ikna edilebileceğini sanmıyorum. İşte bu nedenle, Ankara Anlaşmasında olanların birbirleriyle dayanışma göstermelerinin önemini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

 

Portekiz, Schengen anlaşmasını geçici olarak askıya alıyor

Portekiz İçişleri Bakanlığı Göçmenlik Dairesi (SEF), Schengen anlaşmasını 10-14 Mayıs tarihleri arasında askıya aldıklarını açıkladı. Bu tarihler arasında, ülkeye sadece Portekiz makamlarından alınan vizeler ve oturum kartları ile giriş yapılabilecek. Bir başka ülkeden alınmış Schengen vizeleri bu tarihler arasında kabul edilmeyecek.

Schengen anlaşması, taraf ülkelere anlaşma hükümlerini 3 aya kadar askıya alma hakkı veriyor.

Portekiz, Türkiye’den özellikle Golden Visa yatırımcılarının sıklıkla gittikleri bir ülke. Bakanlık, askıya alınma işlemine gerekçe olarak, Papa’nın ülkeye yapacağı ziyaret ve teror riskini gerekçe olarak gösteriyor.

Ankara Anlaşmasında son güncelleme

Garth Coates Avukatlık firması yöneticisi Bay Garth Coates, Yüksek Mahkemenin 20 Mart 2017’de taraflara bildirdiği, Türk vatandaşlarına verilen Ankara Anlaşması vizesinde kalıcı oturum uygulamasına son veren kararına itiraz eden olmadığı için bu kararın kesinleştiğini, karar metninin Elektronik Göçmen Ağı (Electronic Immigration Network – EIN)’da yayınlanarak sektörde kullanıma açıldığını ve emsal teşkil ettiğini belirtiyor. Coates şöyle devam ediyor “Bu anlamda, İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), Mahkemenin kararını uygulamak zorundadır. Kararın uygulanamayacağını düşünmek bile tek başına İngiliz hukuk sistemini bilmemek anlamına geliyor”.

İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın eski bir çalışanı olan Garth Coates, bakanlık bünyesinde başta POLICY MAKING TEAM olmak üzere üst düzey görevlerde bulunduktan sonra görev yaptığı dönemlerde edindiği tecrübelerini özel sektöre taşıdı. Göçmenlik sektöründe 30 yıla yaklaşan bir tecrübeye sahip olan Coates’a göre, bu karar hakkında Türk toplumundaki iyimser yaklaşım ve bazı avukat ve danışmanların yaptığı yorumlar, hukuki temelden yoksun. “İngiltere İçişleri Bakanlığı, kesinlikle Yüksek Mahkeme kararını uygulamak zorundadır” diyen Coates, “Bunun uygulanmaması asla düşünülemez ve sorumlular hesap vermek zorunda kalırlar” diyor.

Coates’a göre bu kararı durduracak iki şey var: İngiliz Parlamentosu’nun çıkaracağı bir yasa veya bir başka yüksek mahkemenin vereceği karar. Ancak parlamento böyle bir karar almayacağı için, oluşan duruma bir başka mahkemenin müdahil olup yürütmeyi durdurması için, birilerinin dava açması gerekiyor.

Ankara Anlaşması’nda olanların 4 yıllık süre sonunda ‘Discretionary leave to remain’ alarak, iş kurma izni ile (ve belki de çalışma izni de dahil edilerek) devam edebilmelerine olanak sağlanabileceğini belirten Coates, Ankara Anlaşması’nın İngiliz Göçmenlik Yasası (UK IMMIGRATION LAW) içinde yer almadığı için, TIER 1 vizesinde olanlar gibi, 5 yılda kalıcı oturum alabileceklerine pek ihtimal vermediğini, ancak bu durumda olanlara serbest çalışma iznini de içeren LTR (süreli oturum izni) verilebileceğini ve toplam 10 yıllık yasal kalıştan sonra kalıcı oturumun sağlanabileceğini tahmin ediyor.

Bir başka uzmanımız olan Simon Canter, İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın kesinlikle bu kararı uygulayacağını, ancak yeni başvurulara mı, yoksa mevcut başvuruları da kapsayacak şekilde mi uygulanacağına dair bir fikir yürütmenin, spekülasyondan öteye gitmeyeceğini belirtiyor ve “Bunun için yeni yönetmelik beklenmeli” diyor. Canter, Home Office’in 2 ay içinde yeni yönetmelik hazırlayacağını da sözlerine ekliyor.

Firmanın AB göçmenlik hukuku uzmanı Tamer Ulay ve asistanları Avukatlar Nitish De Ramduny ve Leqa Al-Habib, Coates ve Canter ile aynı fikirde olduğunu, İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın mahkeme kararını uygulayacağından kesinlikle emin olduklarını belirtiyorlar. Bunun aksini düşünmenin, “saflık veya fazla iyimserlik” ile açıklanamayacağını ve bunların bilgisizlikten dolayı yapıldığının altını çizerek, müvekkillerimizin doğru bilgi için firma avukatlarımız dışında verilen bilgilere itimat etmemelerini rica ediyorlar.

Önümüzdeki günlerde, bu blog sayfamızda konu ile ilgili uzmanlarımızın detaylı analizleri yayımlanacaktır.

Saygıyla duyurulur

Harici link:
Mahkeme Kararının Tam Metni: http://www.bailii.org/uk/cases/UKUT/IAC/2017/167.html

Ankara Anlaşmasında köklü değişikliklere neden olacak mahkeme kararı

Yukarıda, son iki blog yazımda paylaştığım Ankara Anlaşması ile ilgili olan mahkeme kararının sonuç kısmını veriyorum. Yukarıdaki görüntüyü net alamayanlar için, karar metninin yazılı hali aşağıdadır:

Order
39. First, I make an order quashing the impugned decision of the Secretary of State dated 23 September 2015. Second, I consider a declaratory order reflecting my conclusions in [34] – [37] above appropriate, in the following terms:

  1. The settlement in the UK of a migrant Turkish national who has exercised the right of establishment under the ECAA and their family members does not fall within the scope of the “stand-still clause” in Article 41(1) of the ECAA Additional Protocol as it is not necessary for the exercise of freedom of establishment under Article 13 of the ECAA;
  2. Where a Turkish national who exercised rights under the ECAA has been granted settlement in the UK the rights of such persons and his family members are not referable to or conferred by the ECAA or its Additional Protocol.

 

%d blogcu bunu beğendi: