Ankara Anlaşması: 16 Mart Değişikliği ve Aydoğdu Davası

02/04/2018

İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office) 15 Mart 2018 gece yarısı Ankara Anlaşması vizelerinde kalıcı oturumları kaldırdığını ve bu tarihten sonra yapılan kalıcı oturum başvurularının artık kabul edilmeyeceğini resmen açıkladı. Bu durum, başta Garth Coates Avukatlık Bürosu olmak üzere bazı uzmanların bir yılı aşkın sürekli dile getirdiği beklenen bir gelişme olmasına rağmen Türk toplumu tarafından şaşkınlıkla karşılandı.

Bakanlık neden bu adımı attı?

Hatırlanacağı üzere, 1 Mayıs 2017’de ilk kez bu forum sayfasında Garth Coates Avukatlık Ofisi uzmanları Aydoğdu davasına itiraz edilmediği veya karşı bir dava açılmadığı takdirde Home Office’in (İçişleri Bakanlığı) Ankara Anlaşması’ndaki kalıcı oturumları kaldıracağı uyarısında bulunmuştu. Uzmanlar bir Yüksek Mahkeme kararının uygulanmamasının İngiltere gibi hukukun üstün olduğu bir ülkede hayal bile edilemeyeceğine dikkat çekmişti. Aydoğdu davası sonrasında iki aylık itiraz süresi dolmasına karşın hiç kimse itiraz etmediği gibi, karşı dava açılması için yapılan uyarılar da maalesef ciddiye alınmamıştır.

Aydoğdu kararına karşılık Türkiye Büyükelçiliği’nin yanısıra Garth Coates ve bazı diğer avukatlık firmalarının girişimleri yeterli destek bulamamıştır. Uyarılarda bulunan uzmanlar Türk toplumunu aldatmak ve yalan söylemekle suçlanmışlardır.

Ankara Anlaşması ile İngiltere’de bulunanların büyük bir kısmı, Aydoğdu davasının tehlikesine karşı kendilerini yanlış yönlendiren uzmanların seslerine kulak vermiş, karşı dava açılması için çok değerli bir yıl heba edilmiştir.

Aradan geçen bir yıllık süreçte İngiliz İçişleri Bakanlığı hukukun gereklerini yerine getirmek için harekete geçmiş ve Aydoğdu davasında hükmedildiği üzere Ankara Anlaşması’ndaki kalıcı oturum seçeneğini kaldırmıştır.

Türk toplumundaki tartışmalara bakıldığı zamana konunun tüm boyutlarıyla anlaşılmadığı görülmektedir.

Yüksek Mahkeme kararı 8 Mart 2017’de açıklanmasına rağmen aradan geçen 1 yılı aşkın sürede hiçbir karşı dava açılmaması, Türk toplumuna hizmet veren bazı danışman ve avukatların müvekkillerini doğru yönlendirmediklerini göstermiştir.

Gelinen bu noktada sadece kendi hakkını savunmaktan başka bir şey yapmamış olan Hacer Aydoğdu ve ailesi yeni oluşan durumdan sorumlu tutulmakta ve kendileri son derece haksız çok ağır hakaretlere maruz kalmaktadır.

Hacer Aydoğdu ve ailesi haksız yere suçlanmaktadır

Hacer Aydoğdu davası öncesinde Yüksek Mahkeme’de görülen benzer davaların hepsi, istisnasız şekilde kabul edilmiş ve davayı açanların lehine sonuçlanmıştır. Hacer Aydoğdu ve ailesi, Yüksek Mahkeme’de açtıkları davanın önceki davalara göre farklı sonuçlanmasının nedeni, davayı açan avukat ve mahkemede davayı temsil eden savunmanların yetersiz olmasıdır. Dava tutanaklarına bakıldığında bunu teyit eden ifadeler rahatlıkla görülecektir.

Hacer Aydoğdu ve ailesine karşı yapılan haksız linç kampanyası içinde yer alanların nefret suçu kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Bunların ilerde yapacakları vize başvuruları, 1971 Göçmenlik Yasası’na göre (HC510 Paragraf 4) otomatik red edilebilir. Sosyal medyada paylaşım yapanların söylemlerine dikkat etmeleri bu anlamda çok önemlidir.

Geçen süreçte pazarlık girişimleri karşılık bulmadı

8 Mart 2017’deki Yüksek Mahkeme kararı sonrası, Garth Coates Avukatlık Ofisi; İçişleri Bakanlığı aleyhine açtığı davalarda, İçişleri Bakanlığı’nı savunan kamu avukatları ile pazarlık dahil her türlü girişimde bulunmuştur. Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği de benzer pazarlık girişimlerinde bulunmuş ve Türk hükümeti ciddi çaba göstermiştir. Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım’ın Temmuz 2017’deki İngiltere ziyareti sonrası daha önce askıya alınan kalıcı oturum başvuruları, yeni yönetmelik hazırlanana kadar yeniden incelenmeye alınmıştır. Bunun, Başbakan Yıldırım’ın yaptığı görüşmeler neticesinde gerçekleştiği düşünülmektedir.

Başvurular mutlaka yeni başvuru formu ile yapılmalıdır

Bazı danışmanlar, başvuru formu değiştirildikten 21 gün sonrasına kadar eski başvuru formlarının kullanılabileceği düzenlemesinden hareket ederek, müvekkillerine eski başvuru formları ile başvurup kalıcı oturum talep edebilecekleri yönünde telkinlerde bulundukları anlaşılmaktadır. 21 günlük form değişikliği düzenlemesi, her ne kadar doğru ise de Ankara Anlaşması’nda gelinen bu son noktada geçersizdir. Bu telkinlerde bulunanların İçişleri Bakanlığı’nın 16 Mart sabahı yaptığı açıklamayı halen tam olarak anlayamadıklarını göstermektedir.

Bakanlık açıklamasındaki şu ifade çok önemlidir:

No new ECAA ILR applications will be accepted on or after 16 March 2018. Any ECAA settlement applications postmarked prior to 16 March will be processed under the same terms as before.

Açıklama, 16 Mart 2018 ve sonrasında postaya verilen tüm başvuruların kalıcı oturum incelemesi kapsamında değerlendirilmeyeceğini açıkça belirtmektedir. Ayrıca, yeni başvuruların 03/2018 tarihli formlarla yapılması istenmektedir. Eski başvuru formları ile yapılacak başvuruların geçersiz bulunması halinde, başvuran kişinin ‘overstayer’ yani illegal olması söz konusudur, dolayısıyla ileride 10 yıllık süreç üzerinden kalıcı oturum alması ciddi olarak tehlikeye düşebilir.

Medyadaki yanlış haberler

Bazı basın yayın organlarında Ankara Anlaşması’nın son bulduğu şeklinde çıkan haberler asılsızdır. İngiltere, Avrupa Birliği’nden resmen ayrılacağı tarihe kadar Ankara Anlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır ve Ankara Anlaşması’nın kalkması en erken Mart 2019’a kadar söz konusu değildir.

Ankara Anlaşması’na ilk başvurularda ve uzatım başvurularında herhangi bir sorun yaşanmamaktadır.

Bu karar Brexit ile ilgili değil

İçişleri Bakanlığı’nın son uygulamasının kesinlikle Brexit ile hiç bir ilgisi yoktur.

Bu Yüksek Mahkeme kararı, Brexit’den dolayı doğacak çok daha ciddi bir tehlikeyi gölgelememeli ve Türk toplumu gelmekte olan Brexit sürecinin tehlikelerine şimdiden hazırlanmalıdır.

Teşhisi doğru koymadan sorunu çözmek mümkün değildir

Yeni uygulama sonrası Ankara Anlaşması vizesi ile iş yapan Türk toplumunda büyük bir endişe yaşandığı görülmektedir. Ancak yapılan yorum, çağrı ve girişimlerin sonuç odaklı ve gerçekçi olmaktan çok uzak olduğunu görülüyor.

Change.Org ve Parlamentoda’da açılan imza kampanyalarında kullanılan dil hatalı ve içerik hukuki temelden yoksundur. Kullanılan ifadeler yanlıştır, hukuki karşılığı yoktur. Kampanyalar işinde uzman kişilerce yazılmalıdır.

Elbette farkındalık yaratmak için yapılan protesto gösterileri sivil toplumun bir gereği olmakla birlikte yasaların ve mahkeme kararlarının siyasetin üstünde olduğunu ve herkesi bağlayacağını hatırlatmak isteriz. Gösteri ve yürüyüşler konunun gündeme gelmesini sağlayacaktır ancak aslolan bağlayıcı mahkeme kararıdır. Bundan dolayı yapılacak girişimlerde öncelik kesinlikle hukuk zemininde olmalıdır.

Hukuki süreç kolektif olmalıdır

Ankara Anlaşması’ndan yararlananların ayrı ayrı dava açmaları süreci uzatacağı gibi maliyeti de astronomik boyutlara taşıyacaktır.

Doğru olan HSMP davasında olduğu gibi, kurumsallaşmak ve bu kurum üzerinden kolektif hareket ederek dava açmaktır. Ancak yeni bir dava açılmadan önce sürecin en az 2 yıl sürebileceği göz önüne alınmalıdır. Brexit tehlikesi altındaki Türk toplumunun bu kadar zamanı olduğunu düşünmüyoruz.

Aydoğdu davasından bugüne kadar geçen çok değerli 1 yılı herhangi bir girişimde bulunmadan heba eden Türk toplumunun Brexit tehlikesinden dolayı artık kaybedecek daha fazla zamanı yoktur.

Buna rağmen dava açılması bir zorunluluktur. Ancak bu hukuki girişimler devam ederken tam 2 yıldır hukuk zemininde mücadelesi devam eden mevcut Çiçekli davası desteklenmelidir. Zira, Çiçekli davasında birçok yol alınmış ve artık sonuçlanma aşamasına gelinmiştir. Bu davanın, yeni açılacak bir davadan daha önce sonuçlanacağı açıktır.

Çiçekli davası dışında açılması zorunluluk olan yeni davanın, sadece Aydoğdu davasının sonucunun iptali değil; aynı zamanda ‘Legitimate Expectation’ (Meşru Beklenti) üzerinden yürümesinin büyük yarar sağlayacağı düşüncesindeyiz.

Yeni yönetmelik beklentisi

İçişleri Bakanlığı’dan gelen bilgiler, Ankara Anlaşması’ndan yararlananların 4 yerine 5 yılda kalıcı oturuma başvurabileceğine işaret etmektedir. Bu sadece bir yıllık gecikme anlamına gelmekte ve Ankara Anlaşması’ndan yararlananların ciddi endişe taşımalarına gerek olmadığı sonucunu doğurmaktadır.

Ancak, Brexit nedeniyle, Ankara Anlaşması’nda bulunanların Mart 2019’dan sonra geçersiz vize türünde oldukları iddiasıyla sadece kalıcı oturum değil, aynı zamanda normal 3 yıllık uzatım başvuruları da tehlikeye düşebilir. Böyle bir tehlikeye karşı, sadece Çiçekli davasının desteklenmesi yeterli değildir, aynı zamanda Legitimate Expectation (Meşru Beklenti) üzerinden yeni dava açılması zorunluluktur. Böyle bir davanın kazanılmasının, Brexit sonrası tehlikelerden Ankara Anlaşması’nda olan Türk toplumunu koruyacağını düşünmekteyiz.

Kazanılmış hak söylemleri gerçek değil

Legitimate Expectation (Meşru Beklenti) ile Retained Rights (Kazanılmış Haklar) yani Ankara Anlaşması’ndan yararlananlarınileride kalıcı oturum alma beklentisi ile bu beklentinin şimdiden kazanılmış hak olması birbirine karıştırılmaktadır. Ankara Anlaşması’na başvuranların ileride kazanılmış hak elde edecekleri iddiası gerçek değildir.

Bununla birlikte ‘legitimate expectation’ yani verilmiş söz ve mevcut duruma göre yapılmış başvurular sonrasında oluşan beklentilerin, mahkemelerde olumlu sonuçlanması mümkündür. (Örneğin: 3 yıllık uzatıma başvuranlara verilen onay yazılarındaki ifadeler veya mağdurların ilk başvuruları esnasında yürürlükte olan yönetmelikteki maddeler, mahkemelerde ‘legitimate expectation’ olarak algılanabilir)

Çiçekli Davası

Aydoğdu davası ile çok büyük ölçüde benzeyen ve 23 Mayıs 2018’de görülecek Çiçekli davası kısa vadede önemli bir fırsattır. Dava birkaç defa Aydoğdu davası nedeniyle ret edilmesine rağmen yapılan itirazlar sonucunda davaya bakan son Yüksek Mahkeme hâkimi, Aydoğdu davasına rağmen Çiçekli davasının ara duruşmasının yapılmasına onay vermiştir. Ara mahkeme sonucunda davanın Yüksek Mahkeme’de görülme ihtimali bulunmaktadır ancak çok güçlü bir hazırlık ve savunma gerekmektedir.

Garth Coates Avukatlık Ofisi’nin durumu

Garth Coates avukatları, Aydoğdu davası veya Ankara Anlaşması ile ilgili hiçbir dava içinde yer almayacaktır. Bu son açıklamamız sadece sosyal sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.

Çiçekli davası Aydoğdu davasından önce alındığı için Garth Coates avukatları sadece bu dava üzerinde çalışmaya devam edecektir.

%d blogcu bunu beğendi: