Ankara Anlaşmasında bir başka zafer

19/11/2016

akGarth Coates Solicitors, Ankara Anlaşması vizelerinde önemli bir zafere daha imza attı. 2 küçük çocuklu bir Türk ailesinin bir yılı aşkın süredir yaşadığı kabus dolu karanlık süreç, Garth Coates Solicitors uzmanlarının ısrarlı çalışmaları sonucunda nihayet mutlulukla tamamlandı.

Ankara Anlaşması ile 4 yıllık süreç sonunda süresiz oturum izni başvurusu iyi hal kurallarına uymadığı gerekçesiyle, red edilen bir Türk ailesine, uzun yasal mücadele sonunda kalıcı oturum izinleri verildi.

Londra’da minicab işiyle uğraşan ve Ankara Anlaşması ile İngiltere’de ailesiyle birlikte yaşayan K.A, 16 Eylül 2015’te Londra’da faaliyet gösteren OISC üyesi bir aracı kuruluş üzerinden kalıcı oturum iznine başvuruyor. Bu başvuru 23 Şubat 2016’da, başvuranın iyi karakterli olmadığı ve İngiltere’de kalmasına müsaade edilemeyeceği gerekçesiyle red ediliyor.

Başvuranın iyi halli olmadığına dayanak ise, 1971 Göçmenlik Yasası HC510 Paragraf 4’de yer alan şu ifade oluyor:

‘In deciding these matters account is to be taken of all the relevant facts; the fact that the applicant satisfies the formal requirements of these rules for stay, or further stay, in the proposed capacity is not conclusive in his favour. It will, for example, be relevant whether the person has observed the time limit and conditions subject to which he was admitted; whether in the light of his character, conduct or associations it is undesirable to permit him to remain; whether he represents a danger to national security; or whether, if allowed to remain for the period for which he wishes to stay, he might not be returnable to another country.’

Yani, Ankara Anlaşmasına temel olan 1971 Göçmenlik Yasası’nın, başvuranın iyi hali, karakteri ve ilişkileri ülkede kalmasına uygun değilse, vize verilmez ibaresi başvurunun reddi için yeterli görülüyor.

Peki, başvuranın iyi halli olmadığına nasıl karar veriliyor? İçişleri Bakanlığı’nın Liverpool’deki eski Ankara Anlaşması ekibinde olan, verdiği muhteşem(!) kararlarla onlarca kişinin hayatını karartan meşhur memur, başvuranın iyi halli olmadığını şu şekilde özetliyor:

(Kısaca Türkçe meali) 2014 yılı Temmuz ayında bir defa kırmızı ışıkta geçtiniz ve bunu takip eden 2 hafta sonra hızı saatte 30 olan bir güzargahta 34 ile gittiniz. Bu eylemleriniz karşılığında size 210 Sterlin para cezası ve ehliyetinize 3 ceza puan verildi. Bu davranışınız, iyi halli olmadığınızın en belirgin göstergesidir. Ülkede, toplum için tehlike gösteriyorsunuz ve kalışınız uygun değildir. Bu nedenle, vize başvurusunuz red edilmiştir.

Yine aynı memur, red gerekçesinde bir başka nedene daha yer veriyor:

Vize başvuru formunda, iyi halinizle ilgili sorular olmasına rağmen, yukarıda sayılan trafik suçlarını belirtmemiş ve iyi halinize engel bir durumunuzun olmadığını işaretlemişsiniz. İçişleri Bakanlığı’na yalan beyanda bulunmanız ve gerçekleri saklamanız sizin iyi halli olmadığınızın bir başka nedenidir.

K.A. vize reddi sonrasında, vize başvurusunda aracılık rolü oynayan OISC üyesi olan firmanın Avukatlık firması olmaması ve mahkemeye gitmeye yetkili olmamaları nedeniyle, hukuki destek için Garth Coates Solicitors firmasını yetkilendiriyor.

Yüksek mahkemeye gitmek için yeterli nedenlerin oluştuğuna ikna oluyoruz. Bunun nedenleri ise:

1- Ankara Anlaşması başvuru formunda, iyi hale engel nedenlerin listelenmesi istenirken, “ehliyete ceza puanı verilen trafik suçlarını belirtmeniz gerekmiyor” diyor. Bu bir başka ifade ile, K.A. başvuru formunda bu bilgileri vermiyor çünkü bizzat bakanlığın hazırladığı başvuru formu, trafik suçlarını vermeyin diyor. Bu durum, red kararını veren memurun, kendi çalıştığı kurumun hazırladığı başvuru formunda yazılanlardan bi-haber olduğunu gösteriyor.

2- Memur sadece formdan bi-haber değil, aynı zamanda kötü niyetli. Çünkü, isnat edilen suçların toplumun neredeyse tamamı tarafından işlendiğinden habersiz. Tanrı aşkına söyler misiniz? Ömrü boyunca hiç bir trafik suçu işlememiş aramızda kaç kişi vardır? Bu durumu, kötü karakter olarak kabul eden memurun kendisi, hiç trafik suçu işlemediğini söyleyebilecek midir?

K.A’nın kalıcı oturum izni red edildiği için, hakkında ailesiyle birlikte sınır dışı edilme kararı da veriliyor. Bu durumda ilk önceliğimiz, sınır dışı edilme işlemini durdurup, mevcut yasal zeminde atılması gereken adımların tek tek atılması oluyor. Öncelikle, İdari İnceleme (Administrative Review) talep ediliyor. Administrative Review için yapılan başvuru, aynı bakanlık biriminde farklı bir memur tarafından incenip red ediliyor. Bu bizi şaşırtmıyor tabii, çünkü bugüne kadar yapılan üç binin üzerinde Administrative Review başvurularında sadece iki tanesinin -çok belirgin hatalı kararlar olması nedeniyle- kabul edildiğini herkes biliyor.

Adminisrative Review reddinden sonra, yüksek mahkemeye gidileceği ihtarname ile bakanlığa iletiliyor. (Pre-Action Protocol). Bu ihtarnameye bakanlığın üst düzey bir başka memuru bakıyor ve kısaca yine Türkçe meali ile şu yanıtı veriyor:

Bakanlık memurumuz dosyayı incelerken başvuru formunda trafik suçlarının belirtilmesinin zorunlu olmadığını atlamış. Burada maddi bir hata yapmış. Ancak bu genel sonucu değiştirmiyor. Müvekkiliniz, müteaddit defalar trafik suçu işlediği için iyi karakterli olmadığıyla ilgili, memur tarafından verilen karar doğrudur. Suç suçtur ve bu da genel sonucu değiştirmeyecektir. 

Yukarıda Türkçeye çevirdiğim ‘müteaddit’ kelimesi, İngilizce ‘Numerous’ olarak belirtilmiş. Şaşkınlıkla acaba biz mi yanlış düşünüyoruz diyerek, ihtarnamemize yanıt veren üst düzey memurun ne demek istediğini OXFORD sözlüğünden araştırıyoruz. ‘Numerous’ kelimesini Oxford sözlüğü şu şekilde ifade ediyor:

1. 
very many; being or existing in great quantity:
numerous visits; numerous fish.
2.
consisting of or comprising a great number of units or individuals:
Recent audiences have been more numerous.

Oxford sözlüğüne göre Numerous kelimesi, sayısız defa, çok sayıda veya büyük miktarda anlamına geliyor. Sadece 2 defa trafik suçu işlemiş birine, ingilizce kelime karşılığı olarak Numerous kelimesini yakıştırmak, çok sayıda trafik suçu işlendiğini iddia etmek olur ki, bu baştan kabul edilemez bir durumdur. Zira, iki defa işlenmiş trafik suçu belki ingilizce olarak double, twice veya bilemediniz a few times olarak söylenebilir ancak numerous demek abartmanın da ötesinde bir şey olur.

İhtarnamemize alınan bu yanıttan sonra, yüksek mahkemede dava açılmasına karar veriyoruz. İki aylık yasal yanıt verme süresinin son gününde, İçişleri Bakanlığı, davayı kaybedeceklerini anlamış olsa gerek, geri adım atıyor ve ‘bu durumu dava görülmeden kendi aramızda anlaşma ile çözümleme‘ teklifinde bulunuyor. Bu şu demek oluyor: “Siz davadan geri adım atın, biz de vize başvurusunu yeniden inceleyelim

Ancak bizim amacımız, K.A. nın yaptığı vize başvurusunun Bakanlıkça yeniden incelemesini sağlamak değil. Çünkü, yeniden inceleme sonrasında, K.A.nın başvurusuna  farklı gerekçelerle red verilmeyeceğinin bir garantisi yok. Yeniden red verilmesi, aynı uzun işlemlerin yeniden başlaması anlamına gelir ki bu durum, müvekkilimizin adeta intihar etmesine çanak tutmak olur. Bakanlıktan yeniden inceleme değil, müvekkilimize kalıcı oturum izninin verileceğinin garanti edilmesini istiyoruz.

Bakanlık Avukatları, müvekkilimize kalıcı oturum izni verilmeden davadan vazgeçmeyeceğimizi anladıklarında, pazarlıklar başlıyor. Bize son olarak, verilen bu yanlış karar için tazminat ödemeyi ve kararı 12 hafta içinde yeniden gözden geçirmeyi öneriyorlar. Tazminat ile birlikte gelen bu öneriyi tek bir şartla kabul ediyoruz: Hem tazminat ödenmesi hem de 12 değil, 6 hafta içinde yeni bir karar verilmesi. Bu teklifimiz, Bakanlık avukatları tarafından kabul edildiğinde, davayı geri çekiyoruz ve 6 haftalık süreyi beklemeye başlıyoruz.

Sadece 13 aydır vizesine sonuç almak için bekleyen K.A. değil, tüm Garth Coates ekibi de heyecanla bir türlü bitmeyen bu 6 haftayı beklemeye başlıyor. Bir türlü bitmeyecek gibi olan bu 6 haftanın dolmasına sadece bir kaç gün kala, bakanlık hiç bir özür yazısı bile yazmadan müvekkilimizin kalıcı oturum kartlarını kurye ile tarafımıza iletiyor. Kartlar elimize ulaştığında, tüm ekibimin birbirine sarıldığını ve bazılarının sevinç gözyaşı döktüğünü itiraf etmem gerekiyor.

Bakanlığa karşı kazandığımız bu sessiz zaferin elbette bir nedeni var. Yıllardır insanlarımız haksız ve mantıksız gerekçelerle red edildiklerinde, seslerini çıkarmadan bir köşeye çekiliyordu. Bu, kendilerini yasaların üstünde gören, dokunulmaz olduklarını düşünen, bazı bakanlık memurlarına karşı kazanılmış büyük bir zafer bence. Oturum kartlarını elimize aldığımızda, duyduğumuz olağanüstü sevincin de bir nedeni var. 13 aydır karanlıkla boğuşan, vizesi olmadığı için çalışamayan, çalışamadığı için evine haciz gelen ve çocuklarını doyuramayan K.A. ve ailesinin yaşadığı korkunç dram. Memleketinden uzakta, yapayalnız bir baba K.A. Tek amacı dürüstçe çalışıp eşine ve çocuklarına ekmek parası kazanmak. Ama günlerden bir gün, mantıktan yoksun tecrübesiz ve acımasız bir memurun verdiği anlamsız bir kararla hayatı kararıyor. Bütün pasaportlarına el konulduğu ve sınır dışı edilme işlemine başlandığı için K.A. ve ailesi, Türkiye’ye döndüklerinde, mahkemeyi kazansalar dahi geri gelemeyecekler. K.A’nın eşi, kanser hastası olan babasının vefat ettiğini öğrendiğinde, çaresizlik içinde 2 küçük çocuğunu İngiltere’de bırakarak Türkiye’ye babasının cenazesine katılmak üzere geri dönüyor. Babasının cenazesinden sonra, vizesi olmadığı için İngiltere’ye geri gelemiyor ve çocuklar annelerinden uzak, aç ve çaresiz aylarca İngiltere’de beklemek zorunda kalıyorlar.

K.A., eşi ve çocuklarının yaşadığı dram, burada anlatılacak kadar az değil. Bu nedenle, tüm ekibimiz büyük bir zafer kazanmanın onurundan dolayı değil, K.A. ve ailesinin yeniden bir araya gelmesinden dolayı sevinç gözyaşı döktü.

Bakanlık memurlarının, hukuk, mantık ve vicdan dışı kararlarına, hukukun üstünlüğü ilkesinde her zaman gerekli yanıtlar veriliyor. Ancak unutulmaması gereken bir konu daha var. Gerçekten hukukun üstünlüğüne inanan, vicdanına ve yasalara göre adil kararlar veren Bakanlık memurlarının sayısı hiç de azımsanacak düzeyde değil. Defalarca bunun örneklerini yaşamaktayım ve buradan gönlü ve vicdanı hür tüm bakanlık memurlarına saygı ve selamlarımı sunmak istiyorum. Aralarından çıkan bir kaç acımasız örnek, çoğunlukta olanların vicdanlarını elbette lekelememelidir.

Bakanlığa karşı kazandığımız bu zafer’in üzüldüğüm tek yanı ise, bunun mahkeme kararı ile değil de bir anlaşma ile olması. Mahkeme kararı olsaydı, bu karar, benzer red gerekçeleri için emsal teşkil edecekti. Bu anlaşma, maalesef, ilerde benzer yanlış kararların verilmesini önlemeyecektir ancak mücadeleden vazgeçilmemesi için iyi bir örnek olacaktır.

%d blogcu bunu beğendi: