Ankara Anlaşması yönetmeliğinde dikkat çeken ifadeler

İngiltere İçişleri Bakanlığının (Home Office) Ankara Anlaşması vizelerine bakan vize memurlarına yönelik olarak hazırladığı yeni yönetmelikte, Sayfa 8’de Eligibility of Entry Clearance (giriş vizesi icin uygunluk) başlığı altında, şu ifadeler dikkati çekiyor:

The following requirements for entry clearance for those coming to join an established business are in paragraph 31 of HC509:

  • the applicant is bringing money of their own to put into the business
  • the applicant will be able to bear their share of the liabilities
  • the share of the profits will be sufficient to support them and their dependants
  • the applicant will be actively concerned in the running of the business
  • there is a genuine need for their services and investment
  • the accounts of the business for previous years must be produced.

Yukarida bold olarak belirttiğim ifadeler, önceki yönetmeliklerde de yer almaktaydı. Ancak, özellikle mahkeme (appeal) hakkının kaldırılmasından sonra, bu ifadeler önem kazanmakta, zira bu maddelerin yorumu, kişiye göre değişebilmekte. Vize memurlarının genel olarak red verme niyetinde oldukları gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, bu iki maddeye yanıt olacak şekilde, yani memurun yorum yapmasına mahal bırakmayacak şekilde başvuru evraklarının hazırlanması gerekecektir.

the applicant will be actively concerned in the running of the business (Başvuran, işin yürütülmesinde aktif olarak rol oynamalıdır).

Bu ifade ile, Ankara Anlaşmasından yararlanacak olanların, iş kuracaklarını veya bir işe ortak olacaklarını öne sürerek, anlamadıkları veya işin yürütülmesinde söz sahibi olmadıkları iş türleri üzerinden İngiltere’de kalmalarının önü kesilmeye çalışılmaktadır.

Aslında, yapılmak istenen, İngiltere’deki tanıdıklar üzerinden bir işyerini göstermelik sahiplenen kişilerin engellenmesidir. Örneğin: Kuaförlük mesleğinden hiç anlamayan, İngilizce bilmeyen ve daha önce hiç bir iş deneyimi olmayan birinin, İngiltere’de yaşayan amcasının kuaförlük dükkanını devir almasıyla, İngiltere’ye yerleşmesi engellenmeye çalışılacaktır. Daha da açık bir örnek vermek gerekirse, İngiltere’de kuaför dükkanı olan Murteza beyin, Karaman’da liseden yeni mezun olan işsiz yeğeninin İngiltere’ye gelmesini sağlamak amacıyla, dükkanını yeğeninin üzerine yapması engellenmektedir. Kuaförlük üzerine bir işyeri açmak için, elbette kişinin mutlaka kuaför olması gerekmez. İşyeri açan kişi, yeterli bilgi ve deneyime sahip kuaför istihdam ederek de, kuaför dükkanı açabilir. Ancak meslekten anlamıyorsa bile kuaförlük işini bir girişimci olarak yapabileceğini, en azından işin yönetilmesini ve günlük işlerin yürütülmesini sağlayacak düzeyde ingilizce bildiğini, personal istihdam etmede, iş kurmada ve iş yönetmede önceden tecrübesinin olduğunu ispatlamak zorunda kalacaktır.

there is a genuine need for their services and investment (Başvuranın iş gücüne ve yatırımına gerçekten ihtiyaç olmalıdır)

Bu aslında, ortaklık kuracakları ilgilendiriyor. Yatırıma ihtiyaç duymayan bir işyerine ortaklığın, iş dünyasının doğasına aykırı olduğu bir gerçektir. Sırf birilerinin İngiltere’de kalmasını sağlamak veya o işyerinde çalışma izni ile uğraşmadan rahatlıkla çalışmasının önünün açmak amacıyla, göstermelik ortalıklar, maalesef Ankara Anlaşmasında kullanılan en önemli yollardan biri olmuştur. Yine örnek vermek gerekirse, Londra’da kebap dükkanı olan Ahmet bey, işyerinde eleman sıkıntısı çekmekte ve yanında ucuza çalıştıracağı pideci bulamamaktadır. Aksaray’da bir pidecide çalışan kuzenini işyerine ortak ederek, İngiltere’ye getirmek istemektedir. Bu, gerçek olmayan bir ortaklıktır. Amaç, hem kuzeninin İngiltere’de kalmasını sağlamak, hem de ucuza iş gücü edinmektir. Bunu önlemek için, vize memuru, işyerinin gerçekten bir ortağa ve sermayeye ihtiyaç duyup duymadığını dikkatlice inceleyecektir.

Önümüzdeki aylarda Ankara Anlaşmasında ciddi sıkıntılar beklenebilir

ankara anlasmasiAnkara Anlaşmalarında mahkeme hakkının kaldırılmasından sonra, memurların vize dosyalarını incelerken baz alacakları tek kaynak, Ankara Anlaşması vizesine sıcak bakmayan ve her zaman red verme eğiliminde olan İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı yönetmelik olacaktır. Dolayısıyla memurların verecekleri kararlar, tarafsız yargının denetiminde olmayacağından, keyfi red gerekçeleri sıklaşarak artabilecektir.

Aslında Ankara Anlaşmasının temeli olan 1971 Göçmenlik yasası oldukça basit düzeyde karar verilmesini öngörüyor. Yeterli sermayesi ve deneyimi olanlara, bugünkü yönetmelikte olan iş planı, sermaye transferi gibi zorunluluklar istenmeden vize verilmesini öngörüyor Ankara Anlaşması. Bir başka ifade ile, 1973 yılında yabancılar nasıl iş kurabiliyorsa ve onlara ne kadar kolaylıklar gösteriliyorsa, aynı kolaylıkların günümüzde başvuran Türk vatandaşlarına da gösterilmesi gerekiyor. 1973’te iş kurmak isteyen yabancılar sadece bir dilekçe veriyorlardı ve o tarihte bakanlık başvuranlardan başvuru formu, iş planı gibi detaylar istemeden 1 yıllık vize verebiliyordu. Bu 1 yıl içinde işinde kendini ispatlayanlara 3 yıllık daha vize verilmekteydi.

Ancak, günümüzde bu kolaylıkların hiç biri Ankara Anlaşması vizesine başvuranlara gösterilmiyor. Bakanlık, nereden nasıl red verebilirim düşüncesinden hareketle yönetmelikler hazırlıyor ve bir şekilde Ankara Anlaşması vizesinin önünü kesmeye çalışıyor. Sonuçta, abuk subuk nedenlerle vize başvuruları memurlarca red edilebiliyor, çünkü önlerindeki bakanlık yönergesine göre hareket etmek zorundalar.

O kadar saçma gerekçeler ortaya konmaktadır ki, burada saymakla bitiremem.

Örneğin, bazı başvuranları mülakata çağrılıp, iş planı üzerinde belirtilen tahmini kazanç tablosunda işe başladıktan 5 ay sonra ne kadar cironun elde edileceğini soruyorlar. Hatta o kadar ileri gidiliyor ki, iş planının falanca sayfasındaki falanca başlık altında ne anlatıldığı soruluyor.

Bazı başvuranlara Londra’daki semt isimleri soruluyor, hatırlayamadıklarında red veriliyor.

İş planında aylık 13 sterlin olan televizyon lisansının yazılı olmadığı bahanesiyle red edilen insanlar var.

Haftalarca emek harcanip, yüzlerce sterlin masraf yapılarak profesyonel ekiplerin desteklediği iş planları yetersiz hatta son derece yetersiz denilerek başvurular red edilebiliyor. Ama öte yandan iş planı madem ki yetersiz, daha başka ne tür bilgiler verilebilirdi sorusu yöneltildiğinde, ilgili memurlar buna yanıt veremiyorlar. Kafalarından yetersizdir demekle yetiniyorlar ama neyin ne şekilde yetersiz olduğunu bilmiyorlar.

Daha da kötüsü, bazıları da haksız yere vize alabiliyor. Örneğin, İngiltere’de vize başvurusu incelenirken, 3-5 ay daha kalabilmek ve sadece zaman kazanmak için Ankara Anlaşmasına abuk subuk belgelerle başvuranlardan bazılarına vize verildiğini de biliyorum.  Vizesini aldığında sayısal lotoda 6 bilmiş gibi şaşıranlar var, öte yandan da yüzbinlerce sterlin sermaye ve çok güçlü dosyalarla başvurup red alanlar da var. Neden? Çünkü, elindeki bakanlık yönetmeliği vize memuruna bu yetkiyi veriyor da ondan. Yönetmelikler, “eğer tatmin olduysan vizeyi ver, olmadıysan verme” diyor. Yani keyfin bilir demek istiyor.

Tarafsız mahkemelerin müdahil olmayacağı ortamda keyfi redlerin giderek artacağına kimsenin şüphesi yok. Ancak, bir hukuk firması olarak, müvekkillerimizin mahkeme hakkının ellerinden alınmasına rıza gösteremeyiz. Bu yüzden, şimdiden mahkeme hakkının Ankara Anlaşması vizelerinde yeniden tesisi için çalışmaya başlamış durumdayız. Ümit ediyorum ki, İçişleri Bakanlığı bu hatasından kısa zamanda geri döner veya hukuki yollardan kararından geri dönmeye zorlanır.

Ankara Anlaşmasında Yönetmelik Oyunu

Ankara Anlaşması vizelerinde, İngiltere İçişleri bakanlığı tarafından 22 Nisan 2015 te yayınlanan son yönetmelik, bir önceki yıl yayınlanan yönetmeliğe göre Home offfice Logociddi değişiklikler içeriyor.

Ek evrak istemeden de red verilebilecek.

Önceki yıl yayınlanan yönetmelikte, memur için “eğer gönderilen evraklardan tatmin olmadıysanız, başvurandan ek evrak isteyip, bu evrakları hazırlaması için başvurana 15 gün süre vermelisiniz” ibaresi bulunmaktaydı.

Son yönetmelikte bu ibare tamamen kaldırıldı. Dolayısıyla ek evrak isteyip istememek memurun inisiyatifine bırakılmış oldu.

Bazı memurların sırf red vermek için bahane aradıkları bilinen bir gerçek. Ek evrak istediğinde, başvuranın bu ek evrakları sağlayabileceğini ve gerekli her tür delili sunabileceğini bile bile, kasıtlı olarak ek evrak istemeden vizeyi red edecek çok sayıda memur olduğunu biliyorum. Yönetmelikte bu ibarenin kaldırılması, ard niyetli bazı memurların red vermelerini kolaylaştıracaktır.

Eş ve çocukların gelirleri, toplam gelire dahil edilemeyecek

Önceki yıllarda, bu çok tartışılan bir durumdu. Yani, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kalan biri, kurduğu işten eş ve çocuklarına bakabilecek düzeyde gelir elde ettiğini ispatlamak zorundaydı. Peki, Ankara Anlaşması vizesindekilerin eşlerinin elde ettiği gelir hesaba katılacak mıydı? Eşi yüksek gelir elde eden çok sayıda Ankara Anlaşması vizesi sahibi var. Eşinin yüksek gelir elde etmesinden dolayı, sadece kendi gelirine göre değil, eşiyle beraber elde ettiği gelire göre bir yaşam tarzı sürebilmekteler. Örneğin pahalı kiralarda oturup, büyük evlerde ve lüks semtlerde yaşamaktalar. Bu insanların toplam gelirine, eşlerinin de geliri eklenebiliyor muydu?

Biz hukukçulara göre ev halkının tüm bireylerinin elde ettiği gelir hesaba katılmalıydı. Bunun iki nedeni vardı:

  • 1973’teki göçmenlik yasasında aksine bir durum belirtilmiyordu
  • Eşinin yüksek gelir elde ettiğinden yola çıkarak, pahalı evde oturan vize sahipleri cezalandırılmamalıydı. Örneğin, Ankara Anlaşması vizesinde olanların eşleri çalışmamış olsaydı, düşük kiralı bir evde oturup, işinden yeterli para kazandığını kolaylıkla ispatlayabilirdi.

Son noktayı, 2009’da bir yüksek mahkeme yargıcı vermişti. Eş ve çocukların elde ettiği gelirler de ana başvuranın işinden elde ettiği gelire eklenmeliydi.

Ancak, İçişleri Bakanlığı, mahkeme hakkının kaldırılmasını fırsat bilerek gelir hesaplamasında yönetmelik üzerinde farklı bir düzenleme yaptı. Hazırladıkları yönetmelik, vize memuruna, eş ve çocukların gelirlerine bakmadan, sadece ana başvuranın kazandığı geliri dikkate almasını işaret ediyor. Dosyaları inceleyecek olan memurlar, önceki mahkeme kararlarına göre değil, kendilerine verilen yönetmeliklere göre hareket edeceklerinden, verecekleri kararlarda sadece ana başvuranın elde ettiği geliri dikkate alacaklar ancak gider hesabında tüm ailenin giderini hesaplayarak, ana başvuranın elde ettiği gelirin tüm ailenin giderlerini karşılayıp karşılamadığını hesaplayacaklar. Bu durum, eşinin gelirine de güvenip başvurusunu yapanların, başvurularının red edilme riskini ortaya çıkaracaktır.

Overstay (Vizesini bitirdikten sonra başvurusunu yapanların) durumu yeni yönetmelikten çıkarıldı

Önceki yönetmeliklerde, vize başvurusunu vizesi bittikten sonra yapanların cezalandırılmaması istenirken, son yönetmelikte, overstay olanların başvurularının ne olacağı belirtilmiyor. Eskiden vizesi bitmiş olanlar, vizesi bittikten sonra 28 güne kadar vizeye başvurabiliyorlardı. Yeni yönetmelikte belirtilmediğinden bu kişilerin durumunun ne olacağı belirsizliğini koruyor.

Niyeti zaten red vermek olan bazı memurların, overstay yani vizesi bittikten sonra uzatım veya oturum başvurusunda bulunanların 1971 yasasından doğan haklarını göz ardı ederek red vereceklerini tahmin etmek hiç de zor değil.

Vize redlerinde mahkeme hakkı kaldırıldı

Önceki blog yazımda da bahsettiğim üzere, Ankara Anlaşmasında red alanların, red dosyasını mahkemeye taşıma hakkı 6 Nisan 2015 ten itibaren kaldırıldı. Bunun yerine, vize dosyasına bakan bir memurun verdiği kararın bir başka memur tarafından yeniden gözden geçirilmesi talep edilebilecek. Ancak, dosyaya yeniden bakacak olan farklı bir memur olmasına rağmen, bu memur da aynı kurumda yani yine İçişleri Bakanlığı bünyesinde çalışan bir memur olacaktır. Bu memur, gerçekten tarafsız davranıp dosyaya yeniden bakacak olsa bile, kendine baz alacağı yönetmelik, yine İçişleri Bakanlığı’nın hazırladığı aynı yönetmelik olacaktır.

Bakanlığın hazırladığı yönetmelikler, kanun hükmünde değildir. 1971 göçmenlik yasasını kendine göre yorumlayan İçişleri Bakanlığı hukukçularınca hazırlanan bu yönetmelikler, hiç bir zaman 1971 göçmenlik yasasını tarif etmezç

Hukukçuların yıllardır mücadelesi, bu yönetmeliklerin taraflı şekilde hazırlandığı üzerine şekillenmiştir. İçişleri Bakanlığı doğal olarak red vermek üzere elinden geleni yaparken, hazırladığı yönetmeliklerin ne kadar tarafsız olabileceği sorgulanmalıdır.

Şimdiye kadar mahkemelerde yüzlerce dosya ile ispatlanmıştır ki, Bakanlığın hazırladığı yönetmelikler hiç bir zaman baz alınmamalıdır. Ankara Anlaşmasının temeli, 1971 Göçmenlik Yasası olmak zorundadır.

Ne Yapılabilir?

Ankara Anlaşmasında red alanların, mahkeme hakkı artık bulunmadığına göre, öncelikle verilen red kararının yeniden gözden geçirilmesini istemeleri gerekecek.

Yeniden gözden geçirilen bir dosyaya tekrar red verilirse, başvuranın önünde 2 seçenek olacaktır:

  • İngiltere’den ayrılmak ve ülkesine geri dönmek
  • Judicial Review olarak adlandırılan farklı bir hukuki mucadeleye girişmek

Yukarıdaki seçeneklerden ikincisi seçilirse, başvuran pahalı bir hukuki mucadeleye girişerek, öncelikle İngiltere’deki yüksek mahkemeden red kararının iptalini talep edebilir. Bu talepte başarısız olursa, davayı Avrupa Adalet Divanına kadar taşıyabilir. Tabii bu, bir kaç yıl sürecek uzun ve pahalı bir süreç olacaktır.

Özet

Durumu kısaca özetlemek gerekirse, İngiltere İçişleri Bakanlığı, göçmenlere karşı tavrını açık ve net bir biçimde koyduğunu, hazırladığı yönetmeliklerde net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yapılması gereken en önemli şey, eğer Ankara Anlaşması vizesinde başarı sağlanmak isteniyorsa, mutlaka ve mutlaka göçmenlik hukukunda uzman Avukatlardan profesyonel hukuki destek alınmalıdır.

 

 

 

 

5 Nisan 2015 ve öncesinde başvuru yapanların mahkeme hakkı devam ediyor

mahkeme karariBir önceki blog yazımı yayınladıktan sadece dakikalar sonrasında müvekkillerimden çok yoğun email ve yorum aldığım için ekleme ihtiyacı duydum. Önceki blog yazımda da güncellediğim üzere, mahkeme hakkı 6 Nisan 2015 ten sonra başvuranlarda kaldırılmıştır.

Eğer şu anda Home Office’de karar için bekleyen bir başvurunuz varsa, ve başvurunuzu 5 Nisan ve öncesinde yaptıysanız, vizeniz red edilmesi durumunda size mahkeme hakkı verilecektir. Tabii bunun için, vize başvurunuzu vizeniz bitmeden önce yapmış olmanız gerekiyor. Vizeniz bittikten sonra başvurunuzu yapmış iseniz, başvurunuzun 5 Nisan’dan önce yapılıp yapılmadığına bakılmadan mahkeme veya administrative review hakkınız olmayacaktır.

Şu anda Ankara Anlaşmasında bulunuyor iseniz ve henüz vizenizi uzatmak (örneğin 1. yıldan 3 yıllık vizeye) veya süresiz oturum izni için başvurmadıysanız, başvurunuz değerlendirilirken son değiştirilen kurallara göre işlem göreceği için, mahkeme hakkınız olmayacaktır.

Ankara anlaşmasında korkulan oldu

Bir önceki blog yazımda bahsettiğim konu maalesef gerçek oldu: Ankaradava Anlaşması vizesindeki APPEAL yani mahkeme hakkı bütünüyle kaldırıldı.

Zaman darlığından dolayı, bu blog yazımı geçen hafta yazamadım ancak APPEAL hakkının Ankara Anlaşmasından kaldırılması geçtiğimiz iki hafta boyunca tartışılan en önemli güncel konulardan biriydi.

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz Ağustos ayındaki blog yazımda, İngiliz Parlementosundan geçtiğimiz Mayıs ve Temmuz aylarında geçen ve göçmenlik yasasında ciddi değişiklikler yapan yasayı açıklamış ve mahkeme hakkının bir çok vize türünde kademeli olarak kaldırılacağından bahsetmiştim. İlk kurban, İngiltere’de suç işlemiş yabancılar ve TIER 4 vizesi ile İngiltere’de bulunan öğrenciler oldu. Bunların mahkeme hakkı 20 Ekim 2014’de kaldırıldı.

2 Mart 2015’te, ikinci dalga kurbanlara, TIER 1, 2 ve 5 kategorisinde yer alan bütün göçmenler ve bunların aile bireyleri katıldı.

Son olarak geçtiğimiz hafta yani 6 Nisan’da geriyen kalan bütün vize türlerinin mahkeme hakları kaldırıldı. Bu son dalgada yer alan kurbanlar arasında, Ankara Anlaşması vizesinde bulunanlar da bulunuyor. GÜNCELLEME: Vize başvurularını 6 Nisan 2015 ve sonrasında yapanların mahkeme hakkı kaldırılırken, başvurusunu bu tarihten önce yapmış olanlara, vizeleri red edilmesi durumunda mahkeme hakkı verilecek.

Peki, hani Ankara Anlaşmasının temel alındığı 1971 göçmenlik yasası değiştirilemezdi?

Home Office’e göre, 1971 yasasında hiç bir değişiklik yapılmadı. Yapılan değişiklik adli süreçle ilgili olan 2002 göçmenlik yasasının 82(1) ve 84. bentlerinde yapılıyordu. Yani, Ankara Anlaşmasının ruhuna dokunulmuyor, sadece vizesi red edilenlere verilen mahkeme hakkı yerine yeni bir hak tanınıyordu: ADMINISTRATIVE REVIEW yani kararı gözden geçirme talebinde bulunma hakkı.

Ancak, işin garip tarifi, önceden bağımsız mahkemelerde görülen hak arama talebinin, şimdi bizzat bakanlık bünyesinde olan bir başka memurdan talep edilmesi. Bakanlık bünyesinde verilen bir kararın, çok açık hatalar içermediği sürece bir başka memur tarafından şimdiye kadar değiştirildiğinin görüldüğü söylenemez. Özellikle, İstanbul’daki vize birimindeki bazı memurların, sırf red vermek niyetiyle saçma nedenler öne sürdüğü ve bu nedenlerin aynen vize amirlerince de kabul gördüğü apaçık ortada iken, mağdur göçmenlerin haklarının nasıl aranacağı ciddi şüpheler taşıyacaktır.

Adalete güvenmeyen ve kendi adaletini kendisi oluşturan bir sisteme emanet edilen Ankara Anlaşması’nda hukukçuların rollerinin tartışmasız önem kazandığı apaçık ortada. Sanırım, bu hak ihlalini ortadan kaldırmak için, tek seçenek Judicial Review, yani yüksek mahkeme kararı ile bu uygulamanın iptal edilmesi yoluna gidilmesi. Bir kaç yüz bin sterline mal olacak olan bu hukuk sürecinde, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de bulunanların birleşerek, aralarında toplayacakları parayla İçişleri Bakanlığı’nı dava etmeleri gerekecektir.

Ankara Anlaşmasında mahkeme hakkı kaldırılıyor mu?

Bir çok göçmenlik vize türündeki otomatik mahkeme hakkının geçtiğimiz Ekim ayında kaldırılmasından sonra, Ankara Anlaşması vizesinin akibetinin ne olacağı sorgulanmaya başlandı. Diğer vize türlerinde olduğu gibi, acaba Ankara Anlaşması vizelerinde de mahkeme hakkı kaldırılacak mı? Mahkeme hakkı kaldırılırsa ne tür sonuçlarla karşılaşılabilir?

İngiltere’deki meslektaşlarımdan da buna benzer sorular gelmekte. 26 Şubatta, İngiltere parlamentosunda kabul edilen değişikliklerle, 2002 Göçmenlik yasasına eklemeler yapıldı. Bu eklemelerden en önemlisi, Ankara Anlaşması vizelerine administrative review yani vize memurunun verdiği red kararının vize memurunun sıralı amirince incelenmesi hakkının verilmesi oldu. (358-d ve 361-b).

Administravive Review hakkının verilmesi, diğer vizelerde otomatik mahkeme hakkının son bulmasına neden olmuştu. Acaba, aynı durum Ankara Anlaşması vizesine de uygulanacak mı?

Tarafsız mahkemelerin yerine Administrative Review‘in uygulanmaya alınması, şüphesiz çok ciddi hak ihlallerine yol açacaktır. Zira, administrative review ile vize başvurusunu red eden bir memurun vermiş olduğu karar, bağımsız mahkemelerde değil, yine vize sistemi içinde yer alan ilgili vize memurunun amiri tarafından incelenecektir. Bu tabii ki, çok büyük ihtimalle vize memurunun verdiği kararı kabul eden bir başka karar ile sonuçlanacaktır ki, bu diğer vizelerde defalarca başımıza geldi. Ortada kuvvetli deliller olmasına rağmen, vize memurunun görmezden geldiği unsurlar, vize amirince de görülmedi veya görmezden gelindi.

Administrative Review‘de, ilk kararı veren vize memurunun çok açık bir hatası olmadığı sürece, başarılı bir sonuç alınamayacağı defalarca görüldüğü için, Ankara Anlaşması sahiplerine bir yararı dokunacağını hiç düşünmüyorum. Bağımsız mahkemelerde incelenmeyen vize red kararlarının, vize memurunun da dahil olduğu bir sistem tarafından incelenmesinde farklı bir sonucun olmayacağı kanısındayım. Bu nedenle, Ankara Anlaşmasında mahkeme hakkının iptal edilip, administrative review hakkının verilmesi, bana göre çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. En önemlisi, Ankara Anlaşmasına başvuranların kaderi, vize memurlarının insafına terk edilmiş olacaktır. Keyfi kararlarıyla mimlenmiş bazı vize memurlarının, mantık dışı gerekçelerine itiraz edecek bir merci olmayacaktır.

Peki, gerçekten Ankara Anlaşmasına Administrative Review hakkının verilmesi, mahkeme yani Appeal hakkını ortadan kaldıracak mıdır?

Bence hayır. Ankara Anlaşması’nın en önemli kriteri, değiştirilemez olması ve 1973’te geçerli olan 1971 Göçmenlik yasasının baz alınmasıdır. Değiştirilemez ilkesi gereği, Ankara Anlaşması’nda mahkeme hakkının kaldırılacağını sanmıyorum. Peki, mahkeme hakkı kaldırılmayacaksa, neden Administrative Review hakkı tanınıyor?

Yanıt çok basit. Mahkemeye gitmeden önce, red kararının yeniden incelemesinin yolunun açılması ve bu şekilde, mahkemelerdeki iş yükünün hafifletilmesi. Zira, mahkeme önüne gelen vize red dosyalarında, vize memurlarının yaptıkları çok basit hatalar yüzünden, mahkeme hakimleri vize memurunun bağlı olduğu departmanı tazminata mahkum etmektedir. Bence Admistrative Review, vize memurunun red kararının yeniden incelenmesine olanak sağlayarak, içişleri bakanlığı mahkemelerde tazminat ödeme yükünden bir ölçüde kurtulmuş olacaktır.

Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Vize memurunun verdiği red kararının, vize memurunun sıralı amirince daha da güçlendirilmiş şekilde sonuçlanmayacağının bir garantisi yok. Bu nedenle, Ankara Anlaşmasına başvuru yapacak veya Ankara Anlaşması vizesinin uzatımını yapacak olanların, hazırlayacakları dosyalarda her zamankinden daha fazla zaman ayırmaları ve çok dikkatli başvuru yapmaları hayati önem taşıyacaktır.

 

Internetteki bilgi kirliliği, vize başvurularında sorun olmaya devam ediyor

Geçtiğimiz günlerde, televizyonda çok ilginç bir program izledim. Konuşmacılardan uzman bir doktor, insanların doktorlara görünmelerine rağmen, yine de internetteki bilgileri baz aldıklarını ve doktorlarını dinlemediklerinden dert yanıyordu.

İnternetteki bilgi kirliliğinden muzdarip olanlar sadece doktorlar değil. Bunlardan biri de, göçmenlik hukuku sektörü. Zira, son bir kaç yıldır giderek artan dozda, müvekkillerimizin verdiğimiz bilgileri değil de, internette buldukları bildikleri baz alarak başvuru yapmak istediklerine şahit olmaktayım.

Geçtiğimiz yıl, İngiltere’de Ankara Anlaşmasında ilk yılını tamamlayıp, 3 yıllık vizeye başvuran bir müvekkilimiz evraklarındaki yetersizliğe rağmen vize memurunun dikkatsizliği sonucu vizesini almıştı. Hem de sorgusuz sualsiz. Dosya benim dosya ve vize memuru da benim muhatap olduğum memur olmasına rağmen, müvekkilimiz kendi durumunu internette şu şekilde paylaştı: “Vize başvurularında fazla evrak vermeye gerek yok, bir kaç evrak verdim, avukatımın istediği evrakları tamamlayamamıştım, gelirim de yeterli düzeyde değildi, ama sadece az evrak vermem sayesinde vize memurunun kafasını karıştırmamış oldum ve sorunsuz vizemi aldım”.

Sıradan bir vize memurunun o anki dikkatsizliği yüzünden, (haksız yere) vizesini alan biri, kendini göçmenlik hukukunda uzman olarak görebiliyor ve internet üzerinden diğerlerini yanlış yönlendirecek yorumlarda bulunuyor. Hatta daha da ileri gidip, internette vizeye başvuracak olanlara “çok fazla evrak verilmemesi” konusunda uyarılarda bulunuyor.

Tabii, bazı müvekkillerim yukarıda bahsettiğim yorumları okuduklarında, detaylı evrak istememizi yadırgıyorlar. İnternetten edinilen bilgilerin yanlışlığı ve hatta saçmalığı konusunda yeni müvekkillerimizi ikna etmekte gerçekten çok zorlanıyoruz. Bazı müvekkillerimiz, her nedense kaynağı belli olmayan yorumları daha inandırıcı buluyorlar. Bu yorumlardan yazanlardan bazılarının kendi müvekkillerimiz olduğunu ve yanlış yönlendirildiklerini anlatırken bile zorlanıyoruz.

Yüzlerce vize dosyası hazırlamış, düzinelerce mahkeme duruşmalarında bulunmuş biri olarak, internetteki saçma bilgilerin bütün enerjimizi yok ettiğini belirtmem gerekiyor. Müvekkillerimiz bize uzmanlık bilgisi için para ödüyor ancak sonuçta bizim verdiğimiz bilgileri değil de, internetten edindikleri bilgileri kendilerine baz alıyorlar.

Şunun altını önemle çizmem gerekiyor. Her bir vize başvurusu, kendine özel durumlarla değerlendirilir. Başvuru türü, vize memuruna sunulan evraklar, başvuran kişinin mesleği, yaşı ve hatta adı/soyadı, karar aşamasında önemli rol oynar. Ancak hepsinden daha da önemlisi, vize dosyasına bakan memurun o anki ruh halidir. Vize evrakları ne kadar düzenli ve kuvvetli olursa olsun, vize memurunun ruh hali iyi değilse, vize almak çok zor olabilir. Ya da tam tersi, evraklar ne kadar yetersiz ve gereksiz olursa olsun, vize memurunun ruh hali iyi ise, vize almak çok kolay olabilir.

Haksızlıklar her yerde olduğu gibi, vize başvurularında da oluyor. Örneğin, birebir aynı dosyalarla vizeye başvuran iki kişiden biri vizeyi alırken, diğeri red alabiliyor. Üstelik aynı vize memurundan.

Son 1 aydır, Türkiye’den Ankara Anlaşmasına başvuracak bir müvekkilimizin evraklarıyla boğuşmaktayım. Ancak, müvekkilimizden her evrak istediğimde, “ama internette farklı evrak isteniyor” veya “falanca arkadaşım da vizeye başvurmuştu, kendisiyle konuştum bana çok farklı tavsiyelerde bulundu” şeklinde itirazlarıyla karşılaşıyorum.

İnternette yazılanlara baktığımda, akılla izah edilemeyecek, o kadar çok yorumlarla karşılaşmaktayım ki, o yorumları yazan kişilerin gerçek olduğu konusunda şüphelerim oluyor. Hayatlarında bir kez vizeye başvurup, şansıyla vizeyi aldıktan sonra, vize konusunda uzman kesilmelerini şaşkınlık ve hayretle izlemekteyim.

İnternette araştırılma yapılmasına karşı değilim ancak sanal ortamda yazılı her bilginin doğru olmadığının bilinciyle bu araştırılmanın yapılması, sanal dünyadan değil de gerçek kişilerden ve uzmanlardan alınacak bilgilere güvenilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 137 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: