Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış!

Akıllara durgunluk veren bir vize reddiyle ilgili hukuk sürecinden bahsedeceğim bu yazımda. Akla hayale sığmayacak gerekçeler üreterek Ankara Anlaşması dosyama red veren vize memurunu fazla suçlayamıyorum. Zira, kendi akıl tutulmasının dışında, dosyayı eline alıp, aynı akıllara durgunluk verecek kararlarda ısrar eden amir düzeyindeki memurlar ve yine 2 farklı mahkeme hakiminin ısrarla kararı haklı bulacak gerekçeler üretmeleri, memurun hatalarını bastırmaya yetiyor ve artıyor bile.

Söz konusu dava süreci, Home Office’teki görevine yeni başlayan genç bir memurun iki yıl kadar önce müvekkilimizin Ankara Anlaşması başvurusuna red vermesiyle başladı. İngiltere’de ayda en az 2000 sterlin kazanabileceği teziyle bilgisayar uzmanı olarak hizmet vermek isteyen, Microsoft ve Cisco’dan onlarca sertifikası olan müvekkilimize, şu gerekçelerle red verilmişti:

1- İngiltere’nin IT yani bilgisayar uzmanına ihtiyacı yok
2- Aylık 2000 sterlinlik kazanç gerçekçi değil
3- İş planı yetersiz (Müvekkilimiz derinlemesine piyasa araştırması yapmamış, rakiplerinin kim olduğu belli değil vs gibi tipik gerekçeler)

Yukarıda özetlediğim red gerekçelerini 2 yıl önce elime aldığımda, “El insaf” diyemeden edemedim. Bırakın İngiltere gibi gelişmiş bir ülkeyi, dünyanın bir ucundaki Madagaskar adası dahi, IT uzmanlarına ihtiyaç duyarken, hangi gerekçelerle memurun İngiltere’nin IT uzmanlarına ihtiyaç duymadığını iddia etmesini anlayamadım. Tam tersine, İngiltere ciddi sayıda IT uzmanına ihtiyaç duyuyor. Bunu ben söylemiyorum. İngiltere Başbakanı David Cameron ve Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, yurtdışından daha çok IT uzmanının gelmesi için Amerika’daki silikon vadisi gibi spesifik alanları destekleyeceklerini hemen her fırsatta açıklıyorlar.

Ayrıca, memurun ayda 2000 sterlin kazancı bir IT uzmanına nasıl oluyor da yakıştıramamasını halen anlayabilmiş değilim. İngiltere’de freelance iş yapan IT uzmanlarının yılda ortalama 100 bin sterlin kazandığını, bizzat İngiltere Maliyesi beyan ediyor. Dolayısıyla vize memurunun hangi akılla ayda 2000 sterlin gibi sıradan insanların bile az gördüğü bir geliri, bir IT uzmanına çok gördüğünü, ve bu rakamı hangi gerekçelerle gerçekçi görmediğini çok merak ediyorum. Acaba bu memur, asgari ücretin ayda 12 dolar olduğu Mali Cumhuriyeti’nde mi yaşıyor diye soramadan edemiyor insan.

Daha da garibi, malum memurumuz müvekkilimizin iş planının derinlemesine bilgi içermediğini ve bu anlamda yetersiz olduğunu iddia ediyor. Oysa 1971 göçmenlik yasasının temel alındığı Ankara Anlaşmasında, bırakın derinlemesine iş planını, yüzeysel anlamda dahi iş planı hazırlamak zorunlu değil. (Ayrıca, iş planının memurunun iddiasının aksine derinlemesine bilgi içerdiğini ve daha da derin bir raporun hazırlanmasının teknik olarak imkansız olduğunu belirtmem gerekiyor).

Müvekkilimizin başvurusu red edildiğinde, mahkemede açacağımız itiraz davasının çok kolay olacağını düşünüyordum. Ancak yanılmışım. Bu kadar kolay bir dosyanın, hem home office avukatları hem de iki farklı birinci düzey mahkeme hakimlerince arap saçına döndürüleceğini öngöremedim. Tabii, olayların bu kadar uzamasında müvekkilizin de hatası vardı, kendisine bizzat mahkemeye giderek sözlü duruşmaya katılmasını tavsiye etmeme rağmen, kendisi yazılı duruşmada ısrar etti. Yazılı savunmada (paper hearing) mahkeme hakimi tarafları sözlü dinlemeden, her iki tarafın yazılı savunmalarını okuyarak karar veriyor. Davaya bakan mahkeme hakimi, aynı akıllara durgunluk verecek kararları haklı bularak vize itiraz davamızı red etti. Sadece ret etmekle de kalmadı, hakim gerekçelere bir de, müvekkilimizin garanti müşterisi olmadığını, dolayısıyla kuracağı işten garanti para kazanmasının söz konusu olmadığını ekleyerek, durumu daha da karıştırıp işin içinden çıkılmaz hale getirdi.

(Evet doğru okudunuz. Hakim, garanti müşteriden bahsediyor.)

Üst mahkemeye gitmek için yaptığımız izin başvurusuna bakan bir başka birinci düzey hakim de, yine aynı gerekçelerde ısrar ederek, başvuruyu bir kez daha ret etti.

Türk atasözü, bir deli kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış sözü bir kez daha doğru çıkıyordu.

Ancak, dosyasına inanan bir uzman olarak, müvekkilimizin hakkını sonuna kadar kovalamakta kararlıydım. Hukuki mucadeleyi, ara mahkemeyi atlayarak direk üst düzey mahkemeye (Upper Tribunal) taşıdım. Çok şükür ki, üst mahkemede davaya bakan hakim, vize memurunun ve birinci düzey mahkeme hakimlerinin tüm gerekçelerini iptal ederek, davanın yeniden görülmesine karar verdi. Hakimin karar gerekçesinde yazan ilginç notları şu şekilde özetleyebilirim:

1- Öncelikle hakim, ilk dava hakiminin kendi başına ürettiği GARANTİ müşteri ilkesini çok saçma bulduğunu çünkü serbest piyasada bunun olamayacağını, üstelik işe henüz başlamamış birinden Garanti müşteri bulmasını beklemenin akılla bağdaşmadığı belirtti.

2- 1973’teki göçmenlik yasasında, kendi işini kurmak isteyenlerde Business Plan yani iş planı hazırlamalarının gerekmediğini bu nedenle, vize memurunun detaylı analiz yapılmadığı yönündeki gerekçeyi anlamsız bulduğunu açıkladı. Ek olarak, müvekkilimizin iş planının yetersiz olduğu ve detaylı analiz yapılmadığı yönündeki eleştiriye kapılmadığını, tam aksine planın fazlasıyla detay içerdiğini düşündüğünü belirtti.

3- Ayda ortalama 2000 sterlini temizlik işçileri bile kazanırken, IT uzmanlarına bu paranın az bulunmasını hayretle karşıladığını belirtti.

4- İngiltere’nin IT uzmanına ihtiyaç duymadığı fikrine, savunmamızda da belirttiği üzere İngiliz Başbakanının açıklamalarına dayanarak katılmadığını belirtti.

Yüksek mahkeme hakimi, davaya ilk bakan hakimin yeniden bu davaya bakmasını yasaklayarak, bir başka hakimin davayı yeniden incelemesini ve yeni bir karar vermesini emretti. Bu emirden 2 ay kadar sonra, ilk düzey mahkemede bir başka hakimin baktığı dava sadece 5 dakika sürdü ve müvekkilimize soru dahi sorulmadan dava müvekkilimiz lehine olumlu sonuçlandı.

Olan, tabii her zamanki gibi müvekkilimize oldu. Geciken adalet, adalet değildir. Elindeki gücü mantıksız hayali gerekçelerle kötüye kullanan vize memuru yüzünden müvekkilimiz tam 2 yılını kaybetti. 26 yaşında bir genç için 2 yıl gerçekten çok önemli. Bu kaybolan 2 yılın hesabını, vize memuru acaba nasıl verebilecek? Daha da ötesi, önündeki dosyayı alelacele inceleyip bu akıldışılığa ortak olan birinci düzey hakimlere ve Home Office’deki amir düzeyindeki memurlara ne demeli?

 

Güncel bilgiler

Uzun zamandır blog yazılarıma ara vermek zorunda kaldım. Geçen süreçte 7 mahkeme ve onlarca yeni başvurunun yanısıra, vize süresi bitmek üzere olan acil başvuru dosyaları içine gömülmüş durumdayım. Yoğunluktan bir süre daha sizlerden uzak kalacağım. Ancak kısaca son durumları meraklı okurlarımızla paylaşmak isterim.

Göçmenlik yasalarında ciddi bir değişiklik söz konusu değil.

Yeni ECAA ekibi ile çok iyi anlaşıyoruz ve Ankara Anlaşmasında herşey yolunda gidiyor.

Eskiden olduğu gibi şimdi de, çok sayıda vize mağdurundan dava açmak üzere bana gelenler oluyor.

Son blog yazımdan bugüne, çok kritik 2 dava başta olmak üzere, toplam 7 davanın hepsini kazanmış durumdayız. Bu davalardan önemli olanları sizinle ilerde paylaşacağım.

Şu anda Ankara Anlaşmasında Ağustos ayı içinde yapılmış başvurular inceleniyor. Yani bekleme süresi artık 6 ayı zorlamaya başladı.

ECAA1 (İşçi Vizesi) başvuruları, işveren vizeleri ile aynı sırayı takip ederek inceleniyor. Dolayısıyla bekleme süresi işçi vizesi başvurularında da ortalama 6 ayı bulabiliyor.

İstanbul’daki vize memurlarına karşı kazanılan bir başka zafer daha!

İstanbul’daki İngiltere Başkonsolosluğunda görevli vize memurlarına karşı açtığım çok sayıda immigrationlawdavalardan biri daha 2 hafta önce sonuçlandı. Diğer davalarda olduğu gibi bu davayı da kazandım. Mahkeme hakimi, müvekkilimizi haklı bularak vizenin onaylanmasını emrederken, aynı zamanda mahkeme masraflarının müvekkilimize geri ödenmesine de karar verdi.

Hakimin kararına dayanarak İstanbul Başkonsolosluğu’na karşı tazminat davası da açabileceğiz. Çünkü, mahkeme kararında hakim, müvekkilimizin haksız ve gereksiz yere 2 yılı aşkın bir süreyle eşinden ayrı yaşamaya zorlandığını, Başkonsolosluk memurlarının ardı ardına hatalar yaparak, kolay olan süreci zorlaştırdıklarını ve anlamsız yere bir aile dramının yaşanmasına neden olduklarını belirtiyor.

Dava, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de süresiz oturum izni sahibi olan müvekkilimizin, Türkiye’deki eşinin haksız ve yasa dışı olarak vize başvurularının red edilmesi ile ilgili.

Dava süreci, müvekkilimiz henüz Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kaldığı dönemde, Ağustos 2012’de eşinin İstanbul Başkonsolosluğu’na yaptığı vize başvurusunun red edilmesi ile başladı. Vize red gerekçesi, müvekkilimizin Londra’da dil okulunda eğitim alması gerekiyor iken, İskoçya’da iş kurması ve yaptığı işin gerçek olduğunun şüpheli olması gibi sağlam temellerden yoksun ve varsayımlara dayanılarak oluşturulmuştu. Tabii müvekkilimiz, eşinin vizesinin red edilmesi üzerine dava açılması için firmamıza talimat verdi. Açtığımız dava, müvekkilimizin Ankara Anlaşması vizesinin bitmesine 2 gün kala sonuçlandı ve hakim, red gerekçesini iptal ederek, vizenin onaylanmasını emretti.

Hakimin yazılı kararı, İstanbul’daki Başkonsolosluğa ulaştığında, müvekkilimizin Ankara Anlaşması vizesi sona ermiş ve kendisi süresiz oturum izni için başvuruda bulunmuştu. Başkonsolosluk, müvekkilimizin geçerli vizesi olmadığı için, hakim kararına rağmen eşinin vizesini onaylamadı ve müvekkilimize süresiz oturum izni aldığında vizeyi vereceğini bildirdi.

Eylül 2013’te, yani, eşinin vize reddinden tam 1 yıl sonra müvekkilimiz süresiz oturum iznini aldı ve elçiliğe başvurarak eşinin vizesinin onaylanmasını istedi. Başkonsolosluk buna olumlu veya olumsuz hiç bir yanıt vermedi. Avukatları olarak, konsolosluğa 3 yazılı başvuruda bulunduk ve bu yazılarımıza da hiç bir yanıt verilmedi. Müvekkilimiz, İskoç Parlamentosu milletvekilini araya koyduğunda, İngiliz İçişleri Bakanlığu bu milletvekiline son derece kaba bir mektupla kendisini muhatap almadıklarını söylediler. Tabii, bir milletvekilini muhatap almadıklarını söylemeleri ve gerekçe vermemeleri üzerine ortalık biraz karıştı. İngiliz Dışişleri ve İçişleri Bakanları parlamentoda soru önergesi aldılar.

Müvekkilimiz, son çare olarak İngiliz parlamento milletvekilini devreye koydu ve işte bu aşamada, müvekkilimizin durumunun karmaşık olmasından dolayı henüz bir karar verilemediği ve karar verildiğinde müvekillimize yanıt verileceği Başkonsolosluk tarafından bir zahmet açıklandı. Bu arada, müvekkilimizin eşinin vize başvurusunun üzerinden 16 ay, mahkeme hakiminin kararının üzerinden 10 ay geçmişti ve halen daha ne kadar bekleneceği belli değildi.

Her avukatın elinde olan son silahı devreye almaktan başka çaremiz kalmamıştı. Judicial Review yani Türkiye’de Anayasa Mahkemesi diyebileceğimiz son mahkemede hem tazminat hem de görev davası açmaya karar verip ihtarname gönderdiğimizde, İstanbul Başkonsolosluğu vize amiri, yazılı olarak bize yanıt vermek zorunda kaldı. Müvekkilimizin artık Ankara Anlaşması vizesi olmadığı ve artık süresiz oturum izni sahini olduğu için eşine üzülerek Ankara Anlaşması yönetmeliği çerçevesinde vize veremeyeceklerini, aradan geçen sürede aile dramı yaşattıklarına üzüldüklerini, ancak yasalar çerçevesinde ellerinin bağlı olduğunu bildirdiler. Aylarca ne bize ne de müvekkilimize yanıt veremedikleri için de özür dilediler. Kısa bir özür, neredeyse boşanma aşamasına gelmiş karı kocanın acısına ne kadar merhem olabilir? Ayrıca, sorun daha çözülmemiş, belirsizlik devam ediyordu. Başkonsolosluk, müvekkilimize 2 seçenek sundu. Eşi, Ankara Anlaşması vizesi yerine, süresiz oturum izni sahiplerinin eşlerinin başvuracağı vizeye başvurması ya da bu kararlarının yeniden birinci düzey mahkemeye taşınması seçenekleri.

Bir türlü Başkonsolosluğa, yaptıkları işin yasa dışı olduğunu, doğrusunun mahkeme kararına uyup vizeyi onaylamaları gerektiğini anlatamadık. Başkonsolosluk gerekçe olarak, mahkeme kararını aldıklarında müvekkilimizin Ankara Anlaşması vizesinin sona erdiğini, süresiz oturum iznine başvurmuş olduğunu ve İngiltere’de yasal bir vizeyle bulunmadığını öne sürüyordu, ki bu doğru değildi. Yasalara göre, müvekkilimiz süresiz oturum iznine başvurduğunda, eski vizesi yani Ankara Anlaşması vizesi İçişleri Bakanlığı karar verene kadar geçerli kabul edilmekteydi. (Section 3C of the Immigration Act 1971).

Çok karmaşık değil mi? Büyük ihtimalle bir şey anlamadınız. Yalnız değilsiniz. Mahkeme hakimi ve hatta Bakanlık avukatı da anlamakta çok zorluk çektiler. Aslında çok kolay olan bir işlemin neden bu kadar uzadığına, işlerin neden bu kadar karıştırıldığına kimse bir anlam veremiyor. Önemli olan sonuç tabii. Duruşma sonrasında, Mahkeme hakimi, haksızlık yapıldığına hüküm ederek müvekkilimizin eşine Ankara Anlaşması vizesi altında eş vizesi verilmesini emretti.

Tabii, olayın temyiz aşaması var. Başkonsolosluğun, ardı ardına 2 mahkeme kararına rağmen, kararı temyiz edeceğini sanmıyorum. Ancak, o kadar yanlış kararlar veriliyor ve haksızlıklar yapılıyor ki, kararın kesinleşmesinden önce, temyiz yapıp yapmayacaklarını kestirmek çok zor.

Umarım, bu son mahkeme kararı, vize işlemlerinde Başkonsolosluğun yaptığı haksız uygulamalarda kendilerine çeki düzen vermelerinde vesile olur.

GÜNCELLEME: Yılbaşından hemen önce, HOME OFFICE avukatlarının (presenting officer unit) bulunduğu birimle yaptığım görüşmede, bu dava sonucuna itiraz etmeyeceklerini ve mahkeme kararını uygulayacaklarını öğrendim. Bir başka ifadeyle, İstanbul Vize Birimine karşı kazandığımız zafer, bizzat Home Office avukatlarınca da tescil edilmiş oldu ve müvekkilimize vize verilmesi kesinleşti.

Vize başvurularında, muhasebeci hataları can yakmaya devam ediyor

logoAccaBu blog yazımda, muhasebeci konusuna değinmemin sebebi, geçtiğimiz haftalarda muhasebeci seçiminden kaynaklanan çok sayıda sorunla boğuşmam oldu. Özellikle, finansal bilgilerin çok önemli olduğu vize türlerinde, muhasebeci hataları ciddi sıkıntılar yaratmaya devam ediyor.

Finansal bilgilerin gerektiği vize türlerinden biri, tahmin edeceğiniz üzere Ankara Anlaşması işveren vizeleri. Bu vizelerde redlerin azımsanmayacak kısmı, muhasebeci hatalarından kaynaklanıyor. Tabii, tek başına muhasebecileri suçlamak haksızlık olur. Yani genel anlamda, muhasebeci hatası yerine, muhasebe hatası demek doğru olacak. Çünkü, Türkiye’deki alışlanlıklardan dolayı vergi alerjisi olanlar; muhasebeye önem vermeyenler; muhasebeciyi yeteneğine ve bilgisine göre değil de, ucuzluğuna göre tercih edenler; kalifiye olmayan muhasebecilerle çalışanlar; ve vize sistemi (özellikle Ankara Anlaşması vizesi) üzerine bilgisi olmayan muhasecilerle çalışanlar, vize uzatım başvurularında çok ciddi sorunlar yaşıyorlar.

Öncelikle doğrudan muhasebeci hatalarına değinmek istiyorum. Daha sonra vize uzatım başvurularında bulunanların yaptıkları hatalara geleceğim.

Kendi müvekkillerimize, daha ilk vizelerinin onaylanmasından hemen sonra, muhasebe sisteminin öneminin altını çizerek, profesyonelliğine inandığım muhasebecileri önermekteyim.Ancak bu muhasebeciler yerine, bazı müvekkillerimiz, ısrarla başka muhasebecilerle çalışmaya karar veriyorlar. Bu tercihlerine son derece saygı duyuyorum ancak, bazen öyle seçimler yapıyorlar ki, seçtikleri muhasebeciler yüzünden vizeleri red olabiliyor ve sınır dışı edilmeyle yüz yüze kalabiliyorlar. Örneğin, bir müvekkilimizin çalıştığı muhasebeci, kendisine verilen banka ekstreleri, gelir gider faturalarına bakmadan, tahmini bilanço hazırladığı için, vize uzatım başvurusu red edildi. Sebebi de, gelir faturalarının toplam tutarı ile, bilançoda görülen tutar arasında çok ciddi bir fark olması. Muhasebecisi, yasal sürede yapması gereken işlemleri zamanında yapmadığı için, bir başka müvekkilimiz 3 yıllık vize uzatımı yerine 1 yıllık vize alabildi.

Sadece muhasebecilerin maddi hataları değil, aynı zamanda muhasebecilerin, ilgi göstermemeleri de başlı başına sorun olabiliyor. Örneğin, bir çok müvekkilimizin vize başvurularını muhasebecilerinden zorlukla ve kavga gürültüyle aldığımız belgelerle yapabilmekteyiz ki bu bile tek başına vize başvurularını zora sokmakta. Yıllık sadece 150 sterlin ücretle muhasebe defteri tutan bir muhasebeciden, finansal raporu hazırlarken gerektiği özeni göstermesini beklemem zaten hata olur ancak sırf ucuz olduğu için muhasebeci seçen müvekkillerimizin yaşayabileceği sorunları peşinen kabul etmeleri gerekiyor.

Zamanında vergi beyanı vermeyen muhasebeciler var ancak vergi evraklarını, faturalarını, tuttukları vergi kayıtlarını zamanında muhasebecisine teslim etmeyen müvekkillerimiz de var. Örneğin, geçen ay Ankara Anlaşmasında, süresiz oturum (indefinite) başvurusu yapan müvekkilimizin son 3 yılda hiç bir vergi beyanında bulunmamış olduğunu ve hiç bir sigorta ödemesini, tax return gibi çok önemli ayrıntıları yerine getirmediğini ve daha da felaketi, banka hesaplarını hiç kullanmadığını şaşkınlık içinde şahit oldum.

İnsanı hayretler içinde bırakan müvekkillerimiz saymakla bitmez. Muhasebecinin görevinin, fatura kesmek, gider faturası bulmak, hatta kime fatura kesileceğini tespit etmek sanan müvekkillerimiz var. 3 yıl boyunca hiç bir şey yapmadan bekleyip, daha sonra ‘bütün bunlar muhasebecinin yapması gereken şeyler değil miydi’ diyenler var.

Sigorta kaydını yaptırmadan, fatura kesmeden, sigorta primi yatırmadan ve vergi beyanı vermeden aylarca dolaşıp, son anda muhasebecisinin peşine düşenler de var.

Muhasebecilerin temel görevinin, müşterilerinin mümkün olduğunca az vergi ödemelerini sağlamak olduğunu herkes gibi, vergi memurları da biliyor. Yasal limitler dahilinde vergi avantajlarını sonuna kadar kullanıp, az vergi ödeten muhasebecilerin, sadece maliye açısından doğru yaptıklarını söyleyebilirim ancak bu, home office yani vize işlemleri açısından çok hatalı oluyor. Zira, vize uzatımında az vergi ödemek vizenin red edilmesi için bile tek başına yeterli olabiliyor. Bu nedenle, hem maliyeyi hem de vize uzatım işlemlerini düşünecek muhasebeci bulmak gerekiyor.

Ankara Anlaşmasından bi haber olan muhasebeciler de var. Örneğin, bir müvekkilim, geçtiğimiz yıl benim önerdiğim muhasebeciler yerine, daha iyi olacağını düşünerek, İngiliz bir muhasebeci ile çalışmaya karar vererek hayatının hatasını yaptı. Neden mi? Muhasebeci vize sorunlarını bilmediği için, müvekkilimizi diğer İngiliz müşterileriyle aynı kefeye koyarak, hiç bir zorunlu işlemi yapmıyor. Nasılsa, İngiliz vatandaşları vize ile uğraşmadıkları için, maliyeye kaydını 1 yıl sonra da yaptırabiliyorlar. Muhasebeci, müvekkilimizin de aynı durumda olduğunu kabul edip, işlem yapmadığı için, müvekkilimiz vize uzatımında ecel terleri döküyor.

Ve çok daha önemlisi, seçilen muhasebecilerin, muhasebecilik alanında kayıtlı resmi (regulated) olması çok önemli. Zira, bookkeeper olarak çalışan sözde muhasebeciler var ve bunların verdiği beyanlar mahkemelerde kabul edilmediği gibi, vize memurları sıklıkla bu konuda sorun çıkarabiliyorlar. Geçtiğimiz ay, sırf muhasebecisi regulated olmadığı için, eşini ve çocuklarını Türkiye’den getiremeyen bir müvekkilimiz oldu.

Ankara anlaşmasında çok önemli değişiklik

Ankara Anlaşması dosyaları Sheffield’daki TMT24 ekibinden alınarak, Home offfice LogoLiverpool’daki  bir başka ekibe, LNC21 ekibine verildi.

İngiliz İçişleri Bakanlığı, uzun zamandır gerek parlamentodan gerekse de ülkedeki insan hakları ve göçmenlik kuruluşlarından gelen eleştiri ve şikayetlerin hedefi olmuştu. Sadece Ankara Anlaşması değil, aynı zamanda öğrenci, çalışma izni, aile birleşimi gibi diğer vizelerdeki başvuru dosyalarının yanıtlanmasında 6 aylık tahammül edilebilir sınırların zorlaması, Bakanlığın dosya inceleme sisteminde acilen yeni kararlar almasına neden oldu.

Lafı çok uzatıp teknik detaylarla sizi yormak istemiyorum, ancak kısaca Ankara Anlaşması dosyaları bundan sonra Liverpool’da Avrupa Birliği aile bireylerinin yaptığı vize başvurularına bakan LNC21 ekibine verilecek. LNC21 ekibi, EAA2, EAA3 gibi AB üyesi bir ülke vatandaşlarının AB üyesi olmayan eş ve çocuklarının yaptığı vize başvurularıyla ilgilenmekteydi. Bu ekip şimdi, halihazırda bakmakta oldukları Avrupa Birliği kanunlarıyla şekillenen vizelerin yanısıra, ECAA1 ve ECAA2 olarak bilinen Ankara Anlaşması İşveren (Self Employed) ve İşçi (Turkish Worker) vizelerine de bakacak.

Şimdiye kadar Ankara Anlaşmasına bakan Sheffield’deki TMT24 ekibi, bundan sonra TIER 4 ve diğer öğrenci vizeleriyle ilgilenecek. Hatta geçtiğimiz Cuma günü konuştuğum, TMT24 ekibinden bir memur (Ankara Anlaşmasında verdiği acımasız kararlarla ünlü memur), artık Ankara Anlaşması dosyalarına bakmadığını, kendisinin ve ekipteki diğer memurların öğrenci vizelerine baktıklarını, karar aşamasına varmış olanlar dahil ellerinde bekleyen bütün Ankara Anlaşması vize dosyalarını paketleyip Liverpool’daki LNC21 ekibine gönderdiklerini söyledi. Bu, aynı zamanda adı saklı acımasız memurun artık Ankara Anlaşması dosyalarında red verme zevkini yaşayamayacağı anlamına geliyor. (Ne yazık ki, benzer zevkleri öğrenci vizelerindeki talihsiz başvuranlar üzerinde yaşaması mümkün.)

Peki kimdir bu LNC21 ekibi? Dosyaya bakan ekibin değişmesi, Ankara Anlaşmasında işleri kolaylaştıracak mı, ya da tam tersi daha da mı zorlaştıracak? Ekip değişmeden önce başvuruda bulunanların durumu ne olacak? Başvurularını yeni yapanlar sonuç için ne kadar bekleyecekler?

Öncelikle LNC21 ekibini tanıyalım.

Liverpool’da, Old Hall Street üzerinde, Capital Building’de çalışıyorlar ve Avrupa Birliği vatandaşlarının, AB vatandaşı olmayan aile bireylerinin yaptıkları vize başvurularıyla ilgileniyorlar. Ekim ayı başından itibaren, Ankara Anlaşması vizeleri de bu ekibe verildi. Ekip, Liverpool’un sosyal yapısına uygun olarak hafta içi her gün 13:00 – 21:00 saatleri arasında çalışıyor. Evet, yanlış okumadınız. Öğlen 1 ve akşam 9 saatleri arası. (Dolayısıyla, akşam geç saatte, Home Office’den telefon alırsanız, bunu arkadaşınızın bir şakası olarak düşünmeyin.)

LNC21 ekibi ile daha önce çok sayıda EEA dosyalarımla ilgili görüşme yapmıştım. Memurlar iyi niyetli olmalarına karşın, son derece ağır çalışıyorlar. Dosyalardaki bekleme süresi 6 ayı zorluyor. Hükümetin baskısından olsa gerek, Avrupa Birliği muktesatından kaynaklanan vizelerde isteksiz davranıyorlar. Çok sayıda hatalı kararlar veriyorlar, kişisel inancıma göre bu hatalı kararları bilerek yapıyorlar. Amaçlarının göçmenleri bıktırıp kendi istekleriyle ülkelerine geri dönmeye zorlamak olduğunu tahmin ediyorum.

Evrak kaybetmede veya dosya içerisindeki evrakları görmezden gelip, gönderilmiş evrakları gönderilmemiş gibi gösterip, eksik evrak bahanesiyle red vermede eski TMT24 ekibini mumla aratacaklarını düşünüyorum.

Önceki dosyalarımdan deneyimime göre, Ankara Anlaşması dosyalarında bekleme sürelerinin 6 ayı aşacağını, özellikle eksik evrak bahane edilerek kasıtlı redlerin verileceğini tahmin etmekteyim. Şimdiden günahlarını almak istemiyorum ama sanırım (umarım yanılıyorumdur) atalarımızın söylediği gibi, gelen gideni aratacak galiba.

İngilizceyi iyi düzeyde bilenler için: Norveç asıllı bir AB vatandaşının kaleme aldığı ve Amerikalı eşinin LNC21 ekibiyle yaşadığı sorunları dile getirdiği mizah dolu deneyimlerini şu blog yazısından takip etmenizi öneriyorum. Yıllar boyunca yaşadığımız sorunların neredeyse tamamını mizahi bir yaklaşımla özetlemiş:

http://www.gizmodo.co.uk/2013/07/home-office-fail/

İtiraz mahkemesi kuralları 20 Ekim’de değişiyor

Bir süredir üzerinde tartışılan İngiliz vize itiraz mahkemesi (Immigration and Asylum Tribunal) kurallarında çok ciddi değişikliklere gidiliyor. Adalet bakanlığı tarafından kabul edilen değişiklikler, göçmenler açısından hemimmigrationlaw olumlu hem de olumsuz kuralları içeriyor.

Bu kuralların tamamını burada açıklamam teknik detayları bilmeyenler için gereksiz olur, ancak bu değişiklikler arasında dikkatimi çeken iki önemli konu üzerinde görüşlerimi açıklamak istiyorum.

Kurallardan biri, 20 Ekimden itibaren artık yargıçlara mahkeme masraflarını davayı kaybeden tarafa ödettirme yetkisi veriyor. Bugünkü kuralda, mahkeme hakimi sadece mahkeme ücretini (sözlü duruşmada 140 sterlin) göçmenlere geri ödettirme yetkisi veriyordu. 20 Ekim’den itibaren geçerli olacak yeni kurallarda, artık mahkeme ücretinin yanısıra, mahkeme masraflarını ve kazanan tarafın makul sınırlardaki avukatlık masraflarını kaybeden taraf tarafın ödemesine yargıç karar verebilecek. Ancak bu yetki, makul ve adil ölçülerde uygulanabilir ibaresi var, dolayısıyla, her mahkemede böyle bir durum söz konusu olmayacak, sadece yargıcın takdiri ile adil ölçülerde ve gerektiğinde uygulanabilecek.

Kurallardan ikincisinin, göçmenlerin oldukça yararına olacağına inanıyorum. Bu kural, adaletsiz vize redlerinde, bazı vize memurlarının görevlerini kötüye kullanmalarının önüne geçecektir. Şu anki kurallarda, mahkeme günü veya öncesinde, eğer Home Office Avukatı, vize memurunun verdiği red kararını geri çekerse mahkeme yargıcının davayı düşürmekten başka alternatifi kalmıyor. Dolayısıyla göçmenler vize red kararının iptali sonrasında, vize memurunun yeni bir karar vermesini beklemek zorundalar. Bu da, nereden bakarsanız aylar hatta yıllar sürecek bir beklemeye yol açabiliyor. Ancak 20 Ekim’den itibaren, Home Office, vize red kararını iptal dahi etse, mahkeme yargıcı davayı görmeye devam edebilecek, dolayısıyla bir mahkeme kararı olacağı için Home Office’in yeni bir karar vermesi aylarca beklenmeyecek.

Şimdi bu değişiklikleri artısı ve eksisiyle beraber tartışalım.

Haksız yere vizesi red edilenler için oldukça yararlı değişiklikler olduğu şüphesiz. Zira, vize memurları önce red verip, ardından son anda red kararını geri çekerek, adeta vize başvurusunda bulunanlarla oyun oynuyorlar. Tutarsız red kararları verip, ardından bu kararları iptal ederek, yeniden karar vermek için zaman kazanıyorlar, aynı zamanda vize başvurusunda bulunanların pes edip vazgeçebileceklerini düşünüyorlar.

Ancak yeni kuralda, red kararını memur iptal etse dahi, mahkeme hakimi davayı görmeye devam edebileceği için, vizenin verilip verilmeyeceğine dava sonunda memur değil, hakim karar verebilecek. Dolayısıyla, adil bir yargılama ile göçmenler sıradan bir vize memurunun insafına şu anda olduğu gibi terkedilmeyecek.

İkinci iyi tarafı ise, eğer mahkeme hakimi uygun bulursa, vizesi haksız yere red edilenlere, tazminat ödenmesini (mahkeme ve avukat masrafları) hüküm verebilecek. Kuşkusuz bu kural değişikliği, keyfi red kararları veren vize memurları üzerinde oldukça caydırıcı bir rol oynayacaktır. Bundan sonra memurlar, red vermeden önce iyice düşünmek ve sağlam redler vermek zorunda kalacaklar.

Bu, tabii ki vize memurları açısından pek iyi bir haber değil. Ancak, aynı zamanda bazı göçmenler için de iyi bir haber değil. Zira, yetersiz evraklarla ve tatmin edici bir dosyayla başvuruda bulunmayanların vizeleri red edildiğinde, artık mahkemeye gitmeleri riskli bir yöntem olacak. Çünkü, davayı kaybederlerse, 140 sterlin olan mahkeme ücreti dışında, binlerce sterline mal olan Home Office ve mahkeme masraflarını da ödemek zorunda kalabilecekler.

Kişisel olarak, 20 Ekim’deki değişikliklerin en azından kendi müvekkillerimiz için hayırlı olacağını düşünuyorum. Firma olarak, zaten hazırladığımız dosyaların çok iyi hazırlandığına eminiz. Sadece keyfi vize redlerinde elimiz kolumuz bağlı kalıyordu. Bu değişikliklerden sonra, müvekkillerimize red verecek memurların, artık çok mantıklı redler vermesi gerekecek. Bu yöntemle, keyfi vize redlerinin önüne geçileceğinden eminim. Çünkü vize memurları, şimdi olduğu gibi 20 ekimden sonra da tutarsız redler vermeye devam ederlerse, hem kurumlarını (Home Office)  hem de kendilerini zor durumda bırakabilecekler.

Bazı vize memurlarının hukuk dışı kararları

Gelecekle ilgili planlar yapan bir insanın hayatının, bir başka insanın dudakları arasında olduğu durumlardan biridir vize başvuruları. Sadece tek bir memurun EVET veya HAYIR demesi ile hayatınızın şekli bir anda değişir. Sadece bir hayır, bütün umutların ve gelecek planlarının alt üst olması demektir.

Meslek hayatımda bu tür durumlarla çok sık karşılaşmaktayım. Sadece bir EVET veya HAYIR, tüm hayatın akışını birden bire değiştiriyor.immigrationlaw

Her zamanki gibi örneğimi Ankara Anlaşması dosyalarına bakan memurlarla vereceğim. 1971 göçmenlik yasasının, göçmenler lehine olan çok açık kurallarına rağmen, bazı memurlar, bizzat kendileri kanun hazırlayıcı gibi davranıp, hukuku ayaklar altına almaya devam ediyorlar. Sadece hukuksuz değil, aynı zamanda mantıksız kararlar vererek, insan hayatlarını alt üst etmeye çalışıyorlar. Elbette, hukuku aynen uygulayıp tarafsız karar veren memurlar var ancak hukuku görmezlikten gelip, red vermek için bahaneler hatta yalanlar üreten memurlar da var.

Örneğin, Ankara Anlaşması dosyalarına verdiği red kararlarıyla ünlü bir memur, 1971 göçmenlik yasasında olmayan belge ve dökümanlar ve ek koşulları kendi kafasında yaratıp, red verme yoluna gidiyor. Meslektaşlarım, hangi memurdan bahsettiğimi çok iyi anlamışlardır. Bu memur, bir müvekkilimden Turk Nufus Cuzdanını istedi. Pasaportunu başvuruda veren birinden neden nufus cuzdanı istenebileceğini, ne ben, ne müvekkilim ne de başka hukukçular halen anlayabilmiş değil.

Aynı memur, bir başkasından hem Lise hem de Universite diplomalarını istedi. Üniversite mezunu olan biri, zaten aynı zamanda Lise mezunu olmuyor mu? Başvurusu ile hiç bir ilgisi olmadığı halde hem lise hem de üniversite diplomasını istemek, nasıl bir mazaretle açıklanabilir. Kaldı ki, Türk eğitim sisteminde, Lise diplomaları Üniversiteler tarafından alındığından, müvekkilim sadece üniversite diploması verebilecek durumda olduğundan, bunu bahane edip, red gerekçesi olarak kullanmak hangi mantıkla açıklanabilir?

Kusura bakmasın ama yine aynı memur, bir başka müvekkilimden, son 8 yılın vergi levhasını istemişti. Vergi levhaları sadece son 3 yılı kapsadığından ve önceki vergi levhaları yenileri ile değiştirildiğinde vergi dairesince alıkonulduğundan, hangi vicdanla müvekkilimizden 8 yılın vergi levhasını temin etmesi beklenebilir?

Aynı memurun, mahkeme kayıtlarına geçmiş olan ve sadece hakimleri değil, aynı zamanda bizzat home office avukatlarını da hayretler içinde bırakan kararlarından birine burada yer vermek istiyorum. Ki bu şekilde, nasıl bir insanla karşı karşıya kaldığımızı anlayabilirsiniz.

Mekan ve zaman değişikliği yaparak kararı aynen şu şekilde Türkçeye çevirmek mümkün:

1995 yılından beri, Bodrum’da Akdeniz restaurantta garson olarak çalıştığını söylüyorsun. SSK kayıtlarına baktığımda, işveren il kodunun 48 olduğunu gördüm. Bu kod, Muğla iline ait. Bodrum buranın bir ilçesi. Dolayısıyla 48 kodu işverenin bodrum’da olduğunu onaylıyor. Aynı zamanda, İstanbul’daki konsolosluktan Türkçe bilen birine, Bodrum’daki Akdeniz restaurantı arattırdım. İşveren, senin 1995’ten beri yanlarında çalıştığını teyit etti. Dolayısıyla, sen Bodrum’daki bu işveren yanında çalışıyor olamazsın, yalan beyanda bulunman iyi huylu olmadığını ve dolayısıyla 1971 göçmenlik yasasından yararlanamayacağını ortaya koyuyor. Bu yüzden başvurunu red ediyorum.

Yukarıdaki satırları okuyup da bir anlam veremeyenler, yanılmasınlar. Biz de anlam veremedik. Mahkeme hakimi ve hatta Home Office avukatı da anlam veremedi. Bir yandan yaptığın araştırmaların müvekkilimizin doğru söylediğini ortaya koyacak, bunu aynı zamanda İstanbul konsolosluğu da onaylayacak ama bu yazdıklarını unutup, müvekkilimizi yalan söylemekle itham edip, vizesini red edeceksin.

Daha da gülüncü, yine bu aynı memurun yaptığı ve geçen ay bloğumda yazdığım rezalet ötesi red gerekçesi. Ankara Anlaşmasına başvuran birine, ön yargılı red verdiğinin kesin delili olan bakanlık içi yazışmayı, yanlışlıkla başvuran kişinin evrakları arasında unutmuştu. Bu yazışmada, “Ben bu arkadaşa nasılsa red vereceğim, ne evrak getirirse getirin, red gerekçesi üretin ki adam gibi işimizi yapalım” anlamına gelen ifadeler vardı ve bu bile tek başına, bu memurun işine o anda son verilmesi için yeterliydi.

Ancak hayır. Home Office, halinden memnun ki, bu ve buna benzer memurları halen iş başında tutuyor. Onca mahkeme kararının bu memur aleyhine sonuçlanması, memurun davranışlarında tek bir değişikliğe bile neden olmuş değil henüz.

Mahkeme kayıtlarına baktığımda, kendi şahsımda, bu memurun kendi müvekkillerime verdiği tüm red kararları, 4 kişi ile sınırlı ve bu 4 kişinin de vizelerini, açtığım davalardan sonra, kazandığımız mahkeme kararlarıyla aldık.

Benim sadece 4 müvekkilime red vermiş olması, bu memurun az red verdiğini göstermiyor. Ortalık, bu memurun red verdiği insanlarla dolu. Bir iddiaya göre, Ankara Anlaşmasında redlerin %70’i bu memurun kaleminden çıkıyor. Ve daha da ilginci, bu memurun verdiği redler öyle veya böyle mahkeme kararlarıyla iptal ediliyor. Olan, mahkeme ve duruşma masraflarını karşılayan İngiliz vergi mükelleflerine ve boşuna zaman ve para harcayan Türkiyeli Ankara Anlaşması başvuranlarına oluyor. Ve Home Office, anlamsız ısrarla bu memuru yerinde tutmaya devam ediyor.

Ortalıkta, kötü niyetli memurlar dışında, gerçekten iyi niyetli  memurlar da var. Red verilebilecek dosyalara, insiyatif kullanarak olumlu kararlar veren memurlara çok rastladım. Görevini, tam bir tarafsızlık ve adalet anlayışıyla yapan bu memurlara saygı duymamak elde değil.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 127 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: