5 Nisan 2015 ve öncesinde başvuru yapanların mahkeme hakkı devam ediyor

mahkeme karariBir önceki blog yazımı yayınladıktan sadece dakikalar sonrasında müvekkillerimden çok yoğun email ve yorum aldığım için ekleme ihtiyacı duydum. Önceki blog yazımda da güncellediğim üzere, mahkeme hakkı 6 Nisan 2015 ten sonra başvuranlarda kaldırılmıştır.

Eğer şu anda Home Office’de karar için bekleyen bir başvurunuz varsa, ve başvurunuzu 5 Nisan ve öncesinde yaptıysanız, vizeniz red edilmesi durumunda size mahkeme hakkı verilecektir. Tabii bunun için, vize başvurunuzu vizeniz bitmeden önce yapmış olmanız gerekiyor. Vizeniz bittikten sonra başvurunuzu yapmış iseniz, başvurunuzun 5 Nisan’dan önce yapılıp yapılmadığına bakılmadan mahkeme veya administrative review hakkınız olmayacaktır.

Şu anda Ankara Anlaşmasında bulunuyor iseniz ve henüz vizenizi uzatmak (örneğin 1. yıldan 3 yıllık vizeye) veya süresiz oturum izni için başvurmadıysanız, başvurunuz değerlendirilirken son değiştirilen kurallara göre işlem göreceği için, mahkeme hakkınız olmayacaktır.

Ankara anlaşmasında korkulan oldu

Bir önceki blog yazımda bahsettiğim konu maalesef gerçek oldu: Ankaradava Anlaşması vizesindeki APPEAL yani mahkeme hakkı bütünüyle kaldırıldı.

Zaman darlığından dolayı, bu blog yazımı geçen hafta yazamadım ancak APPEAL hakkının Ankara Anlaşmasından kaldırılması geçtiğimiz iki hafta boyunca tartışılan en önemli güncel konulardan biriydi.

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz Ağustos ayındaki blog yazımda, İngiliz Parlementosundan geçtiğimiz Mayıs ve Temmuz aylarında geçen ve göçmenlik yasasında ciddi değişiklikler yapan yasayı açıklamış ve mahkeme hakkının bir çok vize türünde kademeli olarak kaldırılacağından bahsetmiştim. İlk kurban, İngiltere’de suç işlemiş yabancılar ve TIER 4 vizesi ile İngiltere’de bulunan öğrenciler oldu. Bunların mahkeme hakkı 20 Ekim 2014’de kaldırıldı.

2 Mart 2015’te, ikinci dalga kurbanlara, TIER 1, 2 ve 5 kategorisinde yer alan bütün göçmenler ve bunların aile bireyleri katıldı.

Son olarak geçtiğimiz hafta yani 6 Nisan’da geriyen kalan bütün vize türlerinin mahkeme hakları kaldırıldı. Bu son dalgada yer alan kurbanlar arasında, Ankara Anlaşması vizesinde bulunanlar da bulunuyor. GÜNCELLEME: Vize başvurularını 6 Nisan 2015 ve sonrasında yapanların mahkeme hakkı kaldırılırken, başvurusunu bu tarihten önce yapmış olanlara, vizeleri red edilmesi durumunda mahkeme hakkı verilecek.

Peki, hani Ankara Anlaşmasının temel alındığı 1971 göçmenlik yasası değiştirilemezdi?

Home Office’e göre, 1971 yasasında hiç bir değişiklik yapılmadı. Yapılan değişiklik adli süreçle ilgili olan 2002 göçmenlik yasasının 82(1) ve 84. bentlerinde yapılıyordu. Yani, Ankara Anlaşmasının ruhuna dokunulmuyor, sadece vizesi red edilenlere verilen mahkeme hakkı yerine yeni bir hak tanınıyordu: ADMINISTRATIVE REVIEW yani kararı gözden geçirme talebinde bulunma hakkı.

Ancak, işin garip tarifi, önceden bağımsız mahkemelerde görülen hak arama talebinin, şimdi bizzat bakanlık bünyesinde olan bir başka memurdan talep edilmesi. Bakanlık bünyesinde verilen bir kararın, çok açık hatalar içermediği sürece bir başka memur tarafından şimdiye kadar değiştirildiğinin görüldüğü söylenemez. Özellikle, İstanbul’daki vize birimindeki bazı memurların, sırf red vermek niyetiyle saçma nedenler öne sürdüğü ve bu nedenlerin aynen vize amirlerince de kabul gördüğü apaçık ortada iken, mağdur göçmenlerin haklarının nasıl aranacağı ciddi şüpheler taşıyacaktır.

Adalete güvenmeyen ve kendi adaletini kendisi oluşturan bir sisteme emanet edilen Ankara Anlaşması’nda hukukçuların rollerinin tartışmasız önem kazandığı apaçık ortada. Sanırım, bu hak ihlalini ortadan kaldırmak için, tek seçenek Judicial Review, yani yüksek mahkeme kararı ile bu uygulamanın iptal edilmesi yoluna gidilmesi. Bir kaç yüz bin sterline mal olacak olan bu hukuk sürecinde, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de bulunanların birleşerek, aralarında toplayacakları parayla İçişleri Bakanlığı’nı dava etmeleri gerekecektir.

Ankara Anlaşmasında mahkeme hakkı kaldırılıyor mu?

Bir çok göçmenlik vize türündeki otomatik mahkeme hakkının geçtiğimiz Ekim ayında kaldırılmasından sonra, Ankara Anlaşması vizesinin akibetinin ne olacağı sorgulanmaya başlandı. Diğer vize türlerinde olduğu gibi, acaba Ankara Anlaşması vizelerinde de mahkeme hakkı kaldırılacak mı? Mahkeme hakkı kaldırılırsa ne tür sonuçlarla karşılaşılabilir?

İngiltere’deki meslektaşlarımdan da buna benzer sorular gelmekte. 26 Şubatta, İngiltere parlamentosunda kabul edilen değişikliklerle, 2002 Göçmenlik yasasına eklemeler yapıldı. Bu eklemelerden en önemlisi, Ankara Anlaşması vizelerine administrative review yani vize memurunun verdiği red kararının vize memurunun sıralı amirince incelenmesi hakkının verilmesi oldu. (358-d ve 361-b).

Administravive Review hakkının verilmesi, diğer vizelerde otomatik mahkeme hakkının son bulmasına neden olmuştu. Acaba, aynı durum Ankara Anlaşması vizesine de uygulanacak mı?

Tarafsız mahkemelerin yerine Administrative Review‘in uygulanmaya alınması, şüphesiz çok ciddi hak ihlallerine yol açacaktır. Zira, administrative review ile vize başvurusunu red eden bir memurun vermiş olduğu karar, bağımsız mahkemelerde değil, yine vize sistemi içinde yer alan ilgili vize memurunun amiri tarafından incelenecektir. Bu tabii ki, çok büyük ihtimalle vize memurunun verdiği kararı kabul eden bir başka karar ile sonuçlanacaktır ki, bu diğer vizelerde defalarca başımıza geldi. Ortada kuvvetli deliller olmasına rağmen, vize memurunun görmezden geldiği unsurlar, vize amirince de görülmedi veya görmezden gelindi.

Administrative Review‘de, ilk kararı veren vize memurunun çok açık bir hatası olmadığı sürece, başarılı bir sonuç alınamayacağı defalarca görüldüğü için, Ankara Anlaşması sahiplerine bir yararı dokunacağını hiç düşünmüyorum. Bağımsız mahkemelerde incelenmeyen vize red kararlarının, vize memurunun da dahil olduğu bir sistem tarafından incelenmesinde farklı bir sonucun olmayacağı kanısındayım. Bu nedenle, Ankara Anlaşmasında mahkeme hakkının iptal edilip, administrative review hakkının verilmesi, bana göre çok ciddi sonuçlar doğuracaktır. En önemlisi, Ankara Anlaşmasına başvuranların kaderi, vize memurlarının insafına terk edilmiş olacaktır. Keyfi kararlarıyla mimlenmiş bazı vize memurlarının, mantık dışı gerekçelerine itiraz edecek bir merci olmayacaktır.

Peki, gerçekten Ankara Anlaşmasına Administrative Review hakkının verilmesi, mahkeme yani Appeal hakkını ortadan kaldıracak mıdır?

Bence hayır. Ankara Anlaşması’nın en önemli kriteri, değiştirilemez olması ve 1973’te geçerli olan 1971 Göçmenlik yasasının baz alınmasıdır. Değiştirilemez ilkesi gereği, Ankara Anlaşması’nda mahkeme hakkının kaldırılacağını sanmıyorum. Peki, mahkeme hakkı kaldırılmayacaksa, neden Administrative Review hakkı tanınıyor?

Yanıt çok basit. Mahkemeye gitmeden önce, red kararının yeniden incelemesinin yolunun açılması ve bu şekilde, mahkemelerdeki iş yükünün hafifletilmesi. Zira, mahkeme önüne gelen vize red dosyalarında, vize memurlarının yaptıkları çok basit hatalar yüzünden, mahkeme hakimleri vize memurunun bağlı olduğu departmanı tazminata mahkum etmektedir. Bence Admistrative Review, vize memurunun red kararının yeniden incelenmesine olanak sağlayarak, içişleri bakanlığı mahkemelerde tazminat ödeme yükünden bir ölçüde kurtulmuş olacaktır.

Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Vize memurunun verdiği red kararının, vize memurunun sıralı amirince daha da güçlendirilmiş şekilde sonuçlanmayacağının bir garantisi yok. Bu nedenle, Ankara Anlaşmasına başvuru yapacak veya Ankara Anlaşması vizesinin uzatımını yapacak olanların, hazırlayacakları dosyalarda her zamankinden daha fazla zaman ayırmaları ve çok dikkatli başvuru yapmaları hayati önem taşıyacaktır.

 

Internetteki bilgi kirliliği, vize başvurularında sorun olmaya devam ediyor

Geçtiğimiz günlerde, televizyonda çok ilginç bir program izledim. Konuşmacılardan uzman bir doktor, insanların doktorlara görünmelerine rağmen, yine de internetteki bilgileri baz aldıklarını ve doktorlarını dinlemediklerinden dert yanıyordu.

İnternetteki bilgi kirliliğinden muzdarip olanlar sadece doktorlar değil. Bunlardan biri de, göçmenlik hukuku sektörü. Zira, son bir kaç yıldır giderek artan dozda, müvekkillerimizin verdiğimiz bilgileri değil de, internette buldukları bildikleri baz alarak başvuru yapmak istediklerine şahit olmaktayım.

Geçtiğimiz yıl, İngiltere’de Ankara Anlaşmasında ilk yılını tamamlayıp, 3 yıllık vizeye başvuran bir müvekkilimiz evraklarındaki yetersizliğe rağmen vize memurunun dikkatsizliği sonucu vizesini almıştı. Hem de sorgusuz sualsiz. Dosya benim dosya ve vize memuru da benim muhatap olduğum memur olmasına rağmen, müvekkilimiz kendi durumunu internette şu şekilde paylaştı: “Vize başvurularında fazla evrak vermeye gerek yok, bir kaç evrak verdim, avukatımın istediği evrakları tamamlayamamıştım, gelirim de yeterli düzeyde değildi, ama sadece az evrak vermem sayesinde vize memurunun kafasını karıştırmamış oldum ve sorunsuz vizemi aldım”.

Sıradan bir vize memurunun o anki dikkatsizliği yüzünden, (haksız yere) vizesini alan biri, kendini göçmenlik hukukunda uzman olarak görebiliyor ve internet üzerinden diğerlerini yanlış yönlendirecek yorumlarda bulunuyor. Hatta daha da ileri gidip, internette vizeye başvuracak olanlara “çok fazla evrak verilmemesi” konusunda uyarılarda bulunuyor.

Tabii, bazı müvekkillerim yukarıda bahsettiğim yorumları okuduklarında, detaylı evrak istememizi yadırgıyorlar. İnternetten edinilen bilgilerin yanlışlığı ve hatta saçmalığı konusunda yeni müvekkillerimizi ikna etmekte gerçekten çok zorlanıyoruz. Bazı müvekkillerimiz, her nedense kaynağı belli olmayan yorumları daha inandırıcı buluyorlar. Bu yorumlardan yazanlardan bazılarının kendi müvekkillerimiz olduğunu ve yanlış yönlendirildiklerini anlatırken bile zorlanıyoruz.

Yüzlerce vize dosyası hazırlamış, düzinelerce mahkeme duruşmalarında bulunmuş biri olarak, internetteki saçma bilgilerin bütün enerjimizi yok ettiğini belirtmem gerekiyor. Müvekkillerimiz bize uzmanlık bilgisi için para ödüyor ancak sonuçta bizim verdiğimiz bilgileri değil de, internetten edindikleri bilgileri kendilerine baz alıyorlar.

Şunun altını önemle çizmem gerekiyor. Her bir vize başvurusu, kendine özel durumlarla değerlendirilir. Başvuru türü, vize memuruna sunulan evraklar, başvuran kişinin mesleği, yaşı ve hatta adı/soyadı, karar aşamasında önemli rol oynar. Ancak hepsinden daha da önemlisi, vize dosyasına bakan memurun o anki ruh halidir. Vize evrakları ne kadar düzenli ve kuvvetli olursa olsun, vize memurunun ruh hali iyi değilse, vize almak çok zor olabilir. Ya da tam tersi, evraklar ne kadar yetersiz ve gereksiz olursa olsun, vize memurunun ruh hali iyi ise, vize almak çok kolay olabilir.

Haksızlıklar her yerde olduğu gibi, vize başvurularında da oluyor. Örneğin, birebir aynı dosyalarla vizeye başvuran iki kişiden biri vizeyi alırken, diğeri red alabiliyor. Üstelik aynı vize memurundan.

Son 1 aydır, Türkiye’den Ankara Anlaşmasına başvuracak bir müvekkilimizin evraklarıyla boğuşmaktayım. Ancak, müvekkilimizden her evrak istediğimde, “ama internette farklı evrak isteniyor” veya “falanca arkadaşım da vizeye başvurmuştu, kendisiyle konuştum bana çok farklı tavsiyelerde bulundu” şeklinde itirazlarıyla karşılaşıyorum.

İnternette yazılanlara baktığımda, akılla izah edilemeyecek, o kadar çok yorumlarla karşılaşmaktayım ki, o yorumları yazan kişilerin gerçek olduğu konusunda şüphelerim oluyor. Hayatlarında bir kez vizeye başvurup, şansıyla vizeyi aldıktan sonra, vize konusunda uzman kesilmelerini şaşkınlık ve hayretle izlemekteyim.

İnternette araştırılma yapılmasına karşı değilim ancak sanal ortamda yazılı her bilginin doğru olmadığının bilinciyle bu araştırılmanın yapılması, sanal dünyadan değil de gerçek kişilerden ve uzmanlardan alınacak bilgilere güvenilmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Ingiltere turist vizeleri sil baştan

theresaHer başa gelen iktidarın el attığı İngiltere göçmenlik yasası, yeniden değerlendirilmeye alınıyor. Eskiden sadece bir tek turist vizesi vardı, İngiltere’ye turistik veya iş amaçlı gelen herkes bu tek tip vizeyi alıp ülkeye giriş yapardı. Ancak, daha sonraları iktidara gelenler göçmenlik yasasını reforme ediyoruz diyerek, bu tek tip turist vizesini aradan geçen yıllar içinde 15 farklı turist vizesine çıkardılar. Örneğin, iş amaçlı turistik ziyaret, gezi amaçlı turistik ziyaret, okuma amaçlı turistik ziyaret, akademik amaçlı ziyaret, sağlık amaçlı ziyaret gibi. İşin daha da garibi, hepsi ziyaret amaçlı olmasına karşın, vize türünün izin verdiği alanların dışında bir şey yapılamıyordu. Örneğin, gezi amaçlı ziyaret için gelmişseniz, iş görüşmesi yapamazsınız. Ya da iş amaçlı vizeniz verilmişse, paralı sağlık hizmetinden yararlanamazsınız. Bunun için ülkenize geri dönüp, yeniden vizeye başvurmanız gerekir.

İşin daha da garibi, başvuru formu veya içeriğinde çok göze çarpan bir değişiklik yokken, sadece vizenin adının değişik olmasının ne mantığı olduğunu bir türlü ne vize memuru biliyor, ne de göçmenlik yasasını delik deşik eden milletvekilleri.

Bu 15 vizenin isimlerini sorarsanız, tamamını ezbere sayabilecek bir babayiğit çıkacağını sanmıyorum. Zaten ne işe yaradığı belli olmayan bu vize isimlerini, vizeyi onaylayan vize memurlarının bile bildiğine şüpheliyim, zira her vize başvurusunda vize memurlarıyla “acaba bu başvuru hangi sınıfa giriyor” diyerek bahse dahi girmekteyiz. Örneğin, İngiltere’de akrabasını ziyaret edecek olan biri, aynı zamanda bir dil kursuna gidip, çalıştığı firmanın Londra temsilciğindeki iş toplantısına katılacaksa, acaba hangi vizeye başvurması gerekecek diye vize memurları ve biz kendimizi yırtmaktayız. Altı üstü turistik bir vize için bu kadar neden olay çıkarılıyor demeyin, bu soruyu gidin yasaları delik deşik yapıp, insanları çileden çıkaran parlamento üyelerine sorun.

Vizenin amacı, İngiltere’ye gelecek olanların, yasal amaçlarını tamamladıktan sonra geri dönmelerini sağlamak olduğuna göre, vizeyi verdiğiniz şahsın, özel hastaneye mi yoksa özel bir dil okuluna mı gideceğine neden karışıyorsunuz? Buna mantıklı yanıt veremediklerinden olsa gerek, şimdiki İçişleri Bakanı Theresa May, turist vizelerindeki bu 15 kategoriyi ana hatlarıyla 4 kategoriye indireceklerini açıkladı.

Turistik Vize: Akrabasını görmek, okula gitmek, tedavi olmak veya kısaca diğer turistik vize kategorilerinde yer almayan amaçlarla İngiltereye gelmek isteyenlere verilecek. Bundan sonra, sen okuyamazsın, sen iş görüşmesi yapamazsın veya akrabanı göremezsin denilmeyecek.

Sanatçı Vizesi: İngiltere’de konser verecek olan sanatçılara verilecek.

Evlilik vizesi: İngiltere’ye evlenmek üzere gelmek isteyenlere verilecek.

Transit vize: İngiltere’ye giriş yapmadan havaalanında aktarma yapacak olanlara verilecek.

Nihayet, bundan sonra turistik vize başvurularında kendimizi bulmaca çözer gibi hissetmeyeceğiz.

Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış!

Akıllara durgunluk veren bir vize reddiyle ilgili hukuk sürecinden bahsedeceğim bu yazımda. Akla hayale sığmayacak gerekçeler üreterek Ankara Anlaşması dosyama red veren vize memurunu fazla suçlayamıyorum. Zira, kendi akıl tutulmasının dışında, dosyayı eline alıp, aynı akıllara durgunluk verecek kararlarda ısrar eden amir düzeyindeki memurlar ve yine 2 farklı mahkeme hakiminin ısrarla kararı haklı bulacak gerekçeler üretmeleri, memurun hatalarını bastırmaya yetiyor ve artıyor bile.

Söz konusu dava süreci, Home Office’teki görevine yeni başlayan genç bir memurun iki yıl kadar önce müvekkilimizin Ankara Anlaşması başvurusuna red vermesiyle başladı. İngiltere’de ayda en az 2000 sterlin kazanabileceği teziyle bilgisayar uzmanı olarak hizmet vermek isteyen, Microsoft ve Cisco’dan onlarca sertifikası olan müvekkilimize, şu gerekçelerle red verilmişti:

1- İngiltere’nin IT yani bilgisayar uzmanına ihtiyacı yok
2- Aylık 2000 sterlinlik kazanç gerçekçi değil
3- İş planı yetersiz (Müvekkilimiz derinlemesine piyasa araştırması yapmamış, rakiplerinin kim olduğu belli değil vs gibi tipik gerekçeler)

Yukarıda özetlediğim red gerekçelerini 2 yıl önce elime aldığımda, “El insaf” diyemeden edemedim. Bırakın İngiltere gibi gelişmiş bir ülkeyi, dünyanın bir ucundaki Madagaskar adası dahi, IT uzmanlarına ihtiyaç duyarken, hangi gerekçelerle memurun İngiltere’nin IT uzmanlarına ihtiyaç duymadığını iddia etmesini anlayamadım. Tam tersine, İngiltere ciddi sayıda IT uzmanına ihtiyaç duyuyor. Bunu ben söylemiyorum. İngiltere Başbakanı David Cameron ve Londra Belediye Başkanı Boris Johnson, yurtdışından daha çok IT uzmanının gelmesi için Amerika’daki silikon vadisi gibi spesifik alanları destekleyeceklerini hemen her fırsatta açıklıyorlar.

Ayrıca, memurun ayda 2000 sterlin kazancı bir IT uzmanına nasıl oluyor da yakıştıramamasını halen anlayabilmiş değilim. İngiltere’de freelance iş yapan IT uzmanlarının yılda ortalama 100 bin sterlin kazandığını, bizzat İngiltere Maliyesi beyan ediyor. Dolayısıyla vize memurunun hangi akılla ayda 2000 sterlin gibi sıradan insanların bile az gördüğü bir geliri, bir IT uzmanına çok gördüğünü, ve bu rakamı hangi gerekçelerle gerçekçi görmediğini çok merak ediyorum. Acaba bu memur, asgari ücretin ayda 12 dolar olduğu Mali Cumhuriyeti’nde mi yaşıyor diye soramadan edemiyor insan.

Daha da garibi, malum memurumuz müvekkilimizin iş planının derinlemesine bilgi içermediğini ve bu anlamda yetersiz olduğunu iddia ediyor. Oysa 1971 göçmenlik yasasının temel alındığı Ankara Anlaşmasında, bırakın derinlemesine iş planını, yüzeysel anlamda dahi iş planı hazırlamak zorunlu değil. (Ayrıca, iş planının memurunun iddiasının aksine derinlemesine bilgi içerdiğini ve daha da derin bir raporun hazırlanmasının teknik olarak imkansız olduğunu belirtmem gerekiyor).

Müvekkilimizin başvurusu red edildiğinde, mahkemede açacağımız itiraz davasının çok kolay olacağını düşünüyordum. Ancak yanılmışım. Bu kadar kolay bir dosyanın, hem home office avukatları hem de iki farklı birinci düzey mahkeme hakimlerince arap saçına döndürüleceğini öngöremedim. Tabii, olayların bu kadar uzamasında müvekkilizin de hatası vardı, kendisine bizzat mahkemeye giderek sözlü duruşmaya katılmasını tavsiye etmeme rağmen, kendisi yazılı duruşmada ısrar etti. Yazılı savunmada (paper hearing) mahkeme hakimi tarafları sözlü dinlemeden, her iki tarafın yazılı savunmalarını okuyarak karar veriyor. Davaya bakan mahkeme hakimi, aynı akıllara durgunluk verecek kararları haklı bularak vize itiraz davamızı red etti. Sadece ret etmekle de kalmadı, hakim gerekçelere bir de, müvekkilimizin garanti müşterisi olmadığını, dolayısıyla kuracağı işten garanti para kazanmasının söz konusu olmadığını ekleyerek, durumu daha da karıştırıp işin içinden çıkılmaz hale getirdi.

(Evet doğru okudunuz. Hakim, garanti müşteriden bahsediyor.)

Üst mahkemeye gitmek için yaptığımız izin başvurusuna bakan bir başka birinci düzey hakim de, yine aynı gerekçelerde ısrar ederek, başvuruyu bir kez daha ret etti.

Türk atasözü, bir deli kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış sözü bir kez daha doğru çıkıyordu.

Ancak, dosyasına inanan bir uzman olarak, müvekkilimizin hakkını sonuna kadar kovalamakta kararlıydım. Hukuki mucadeleyi, ara mahkemeyi atlayarak direk üst düzey mahkemeye (Upper Tribunal) taşıdım. Çok şükür ki, üst mahkemede davaya bakan hakim, vize memurunun ve birinci düzey mahkeme hakimlerinin tüm gerekçelerini iptal ederek, davanın yeniden görülmesine karar verdi. Hakimin karar gerekçesinde yazan ilginç notları şu şekilde özetleyebilirim:

1- Öncelikle hakim, ilk dava hakiminin kendi başına ürettiği GARANTİ müşteri ilkesini çok saçma bulduğunu çünkü serbest piyasada bunun olamayacağını, üstelik işe henüz başlamamış birinden Garanti müşteri bulmasını beklemenin akılla bağdaşmadığı belirtti.

2- 1973’teki göçmenlik yasasında, kendi işini kurmak isteyenlerde Business Plan yani iş planı hazırlamalarının gerekmediğini bu nedenle, vize memurunun detaylı analiz yapılmadığı yönündeki gerekçeyi anlamsız bulduğunu açıkladı. Ek olarak, müvekkilimizin iş planının yetersiz olduğu ve detaylı analiz yapılmadığı yönündeki eleştiriye kapılmadığını, tam aksine planın fazlasıyla detay içerdiğini düşündüğünü belirtti.

3- Ayda ortalama 2000 sterlini temizlik işçileri bile kazanırken, IT uzmanlarına bu paranın az bulunmasını hayretle karşıladığını belirtti.

4- İngiltere’nin IT uzmanına ihtiyaç duymadığı fikrine, savunmamızda da belirttiği üzere İngiliz Başbakanının açıklamalarına dayanarak katılmadığını belirtti.

Yüksek mahkeme hakimi, davaya ilk bakan hakimin yeniden bu davaya bakmasını yasaklayarak, bir başka hakimin davayı yeniden incelemesini ve yeni bir karar vermesini emretti. Bu emirden 2 ay kadar sonra, ilk düzey mahkemede bir başka hakimin baktığı dava sadece 5 dakika sürdü ve müvekkilimize soru dahi sorulmadan dava müvekkilimiz lehine olumlu sonuçlandı.

Olan, tabii her zamanki gibi müvekkilimize oldu. Geciken adalet, adalet değildir. Elindeki gücü mantıksız hayali gerekçelerle kötüye kullanan vize memuru yüzünden müvekkilimiz tam 2 yılını kaybetti. 26 yaşında bir genç için 2 yıl gerçekten çok önemli. Bu kaybolan 2 yılın hesabını, vize memuru acaba nasıl verebilecek? Daha da ötesi, önündeki dosyayı alelacele inceleyip bu akıldışılığa ortak olan birinci düzey hakimlere ve Home Office’deki amir düzeyindeki memurlara ne demeli?

 

Güncel bilgiler

Uzun zamandır blog yazılarıma ara vermek zorunda kaldım. Geçen süreçte 7 mahkeme ve onlarca yeni başvurunun yanısıra, vize süresi bitmek üzere olan acil başvuru dosyaları içine gömülmüş durumdayım. Yoğunluktan bir süre daha sizlerden uzak kalacağım. Ancak kısaca son durumları meraklı okurlarımızla paylaşmak isterim.

Göçmenlik yasalarında ciddi bir değişiklik söz konusu değil.

Yeni ECAA ekibi ile çok iyi anlaşıyoruz ve Ankara Anlaşmasında herşey yolunda gidiyor.

Eskiden olduğu gibi şimdi de, çok sayıda vize mağdurundan dava açmak üzere bana gelenler oluyor.

Son blog yazımdan bugüne, çok kritik 2 dava başta olmak üzere, toplam 7 davanın hepsini kazanmış durumdayız. Bu davalardan önemli olanları sizinle ilerde paylaşacağım.

Şu anda Ankara Anlaşmasında Ağustos ayı içinde yapılmış başvurular inceleniyor. Yani bekleme süresi artık 6 ayı zorlamaya başladı.

ECAA1 (İşçi Vizesi) başvuruları, işveren vizeleri ile aynı sırayı takip ederek inceleniyor. Dolayısıyla bekleme süresi işçi vizesi başvurularında da ortalama 6 ayı bulabiliyor.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 136 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: