İngiltere’de çalışacak bilgisayar programcıları aranıyor

shutterstock_119123845Bilgisayar Programcılarına İngiltere’de çalışma ve Yerleşme Fırsatı

Bilgisayar Teknolojileri alanında uzman programcılar, genelde Ankara Anlaşması ile İngiltere’ye gelerek serbest yazılımcı olmanın yollarını arıyorlar. Ancak, Ankara Anlaşması, bilgisayar programcılarına pek uymuyor. Bunun nedeni, programcıların genellikle uzun süreli projelerde çalışıyor olmaları. İngiliz İçişleri Bakanlığı, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de programcılık yapanların, gerçekte çalışma izni gerektiren bir iş yaptıklarını düşünüyor. Yani, kendi işini yapmalarını gerekirken, müşterileri olan kişi veya şirketlerde aslında işçi olarak çalıştıklarını öne sürerek, vize uzatım başvurularında sorun çıkarıyorlar.

Ancak, Ankara Anlaşması’na başvurmadan çalışma izni ile İngiltere’ye gelmek de mümkün. Tabii, bunun için ciddi anlamda yetenekli bir programcı olmak gerekiyor. Eklemekte yarar var. 5 yıl çalışma izni ile kaldıktan sonra kalıcı oturum ve vatandaşlık şansı da oluyor.

Aşağıda yer alan ilandaki özellikleri sağlıyorsanız, jobs@adafon.com adresine email göndererek, çalışma izni için ilk adımınızı atın!

Salary: from £36,000 +
Job title: Full Stack Java Developer
Location: London
Type: Permanent

Responsibilities/Duties:
As a senior software engineer, you will design, develop and deliver software solutions in conjunction with our software development team and in accordance with software development principles and guidelines.

Your responsibilities include:
• Architecting and developing complex JavaScript-powered applications
• Working closely with backend developers and UX designers
• Developing highly interactive and robust user-facing features across desktop and mobile web platforms
• Continually identifying areas of opportunity to optimise client-side performance and scalability
• Managing the complexity of a highly localised, cross-browser/device product by performing rigorous testing to ensure our products are up-to-standard before release
• Building and maintaining reusable code and libraries that can be leveraged by other engineers and designers
• Writing code and automated tests, and conducting code reviews and testing
• Playing a key role in existing complex projects and future projects, and interacting with our clients to gather and complete their software development projects.
• Testing of developed solutions for conformance with requirements

Skills and Qualifications:
• At least 3 years of commercial experience with JavaScript
• At least 1 year of commercial experience with frameworks & libraries such as AngularJS, Backbone.js or ReactJS (+Flux)
• Semantically marked up HTML
• Responsive Design
• Experience on Bootstrap or any framework that has grid-system
• CSS, including LESS & SASS
• git
• NodeJS, ExpressJS
• Unit tests (Jasmine, Chai)
• Experience on Automation / E2E tests

The followings are preferred:
• Development & consumption of HTTP APIs
• D3.js
• RESTFul API
• Google Apps & APIs
• MongoDB, SQL experience

Qualification/Education Requirements:
Bachelors degree: Computer science or an engineering discipline with a good result (Preferred)

Application procedure:
Please apply ONLY if you fulfil all of the abovementioned requirements. An application that clears screening will be followed by a comprehensive programming exercise and technical interviews.

Email us your CV and cover letter mentioning why you want to work with us and why you would be a good fit for us.

Email : jobs@adafon.com

Avrupa Birliği ülkelerinin göçmenlik programlarına ilgi katlanarak artıyor

Mixed Portuguese and european Union flag, three dimensional render, illustrationYurtdışında konut alarak veya yatırım yaparak oturum izni ve çifte vatandaşlık elde etmek isteyen Türk yatırımcılar rotalarını ABD ve Kanada’dan sonra Avrupa Birliği ülkelerine çevirmeye başladı.

Kanada’nın iklimi, Amerika’nın Türkiye’ye uzak oluşu, İngiltere’de yaşanan Brexit süreci nedeniyle, Türk yatırımcılar artık Portekiz ve Malta gibi çok cazip vatandaşlık ve oturum izni şansı veren Avrupa Birliği ülkelerine yönelmeye başladılar. İşin garip tarafı, bir zamanlar oldukça popüler olan Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nden de Avrupa Birliği ülkelerine doğru bir kayış gözleniyor. Özellikle Trump’ın başkan olarak seçilmesinden sonra, çok sayıda Amerika’lı Portekiz’de konut alarak oturum ve vatandaşlık hakkı elde etmenin yollarını aramaya başladılar.

Hemen tüm AB ülkeleri yatırımcılara cazip seçenekler sunuyor ancak sunulan cazip seçenekler ne kadar iyi ise, yatırımcının yapması gereken yatırım miktarı da bir o kadar yüksek oluyor. Örneğin, Portekiz’de konut alanlar, sadece 280 bin Euro yatırım yaparak 6. yıldan sonra vatandaş olurken, Güney Kıbrıs vatandaşlığı (ki AB Vatandaşlığı anlamına geliyor) sadece 3 ayda alınabiliyor. Ancak, bunun için Güney Kıbrıs’ta en az 2 Milyon Euro tutarında yatırım yapılması gerekiyor. Dolayısıyla yatırım miktarı ne kadar çok olursa, o kadar hızlı Avrupa Birliği vatandaşlığına adım atmak mümkün olabiliyor.

Portekiz, özellikle düşük ve orta düzey yatırımcıların yanısıra yüksek düzeyli yatırımcılar için de cazibe merkezi. Bunun nedeni, gerçekçi ve finansal geri dönüşü yüksek yatırım şansı sunması. Örneğin, Portekiz’de ev satın alanlar, satın aldıkları evden hem kira geliri elde ediyorlar, hem evin değer artışından kazanıyorlar hem de tüm Schengen ülkelerinde vizesiz seyahat olanağına hemen kavuşuyorlar. Ayrıca 6. yıldan sonra da vatandaş oluyorlar.

Portekiz’in sunduğu cazip olanaklardan dolayı, sadece Amerika’lılar veya hatta Çinliler değil, Türk Vatandaşları da bu ülkeye ciddi ilgi duyuyorlar. THY’nin her gün İstanbul’dan Lizbon’a giden düzenli bir seferi olmasına karşın, yüksek talepten dolayı uçakta yer bulmak bazen oldukça zor olabiliyor.

Tabii, hemen her sektörde olduğu gibi, Portekiz gayrimenkul sektörü de, Türk yatırımcıları kaçırmamak için kolları sıvamış durumda. Portekizli emlak acentaları ve inşaat firmalarının yanısıra, Portekiz’de yaşayan Türkler veya bu pastadan pay almak isteyen Türkiye’deki uyanık girişimciler de, çok gecikmeden piyasaya girdiler. Bu, doğal olarak yeni bir banker kastelli krizi veya inşaat dolandırıcılığına davetiye çıkaracak hassaslıkta bir konu olduğu unutulmamalı ve yatırımcılar girişimlerinde dikkatli olmamalıdır.

Kesinlikle yanlış anlaşılmasın. Portekiz’den uzak durun demek istemiyorum. Zira, uzun vadede hem ciddi finansal geri dönüş sağlayacak hem de AB vatandaşı olunabilecek, dinamik ve genç nüfusa sahip, eğitimde çok ileri bir ülkeden bahsediyoruz. Portekiz’de yatırım yapılmasının yararlarını bahsetmeme bile gerek yok. (Çok isteyenler için http://www.ingilterevizesi.com/yatirim-yaparak-vatandaslik/portekiz-vatandaslik.asp) Ancak, yatırımcıların birlikte çalıştıkları kişi ve kurumları dikkatlice seçmeleri durumunda sorun yaşayacaklarını pek sanmıyorum.

Geçtiğimiz Nisan ve Mayıs aylarında, firmamızın Lizbon şubesinin geçici Müdürlüğü’nü yaparken, çok sayıda ilginç durumla karşılaşmıştım. Örneğin, Emlak acentaları veya İnşaat firmaları, kendilerinden gayrimenkul alanlara, ücretsiz veya düşük ücretle avukat temin ediyorlar. Ancak bunlar kendi Avukatları. Dolayısıyla yatırımcının çıkarı için değil, satıcının çıkarı için çalışacakları neredeyse kesin. Bunun dışında, 250 bin Euroluk evlerin 350 bine satıldığı, yatırımcıların ciddi kazıklar yediği herkesin bildiği bir gerçek.

Bazen çok saf alıcılara da rastlamak mümkün oluyor. Örneğin, Lizbon’a yatırım için gelen müvekkillerimize satın alacakları evleri görmek üzere, emlakçılarla yaptıkları turlarda eşlik ediyoruz. Emlakçıklar, yatırımcıların yanında avukatlarının olmasından pek hoşnut olmasalar da, yatırımcıyı kaçırmak istemiyorlar. Ancak, hepsi olmasa da, bazı emlakçılar gizlice yatırımcıya yanındaki Avukatı kötüleyip, kendi avukatlarıyla çalışmalarını telkin ediyorlar. İnanmayacaksınız ancak bu telkinlere aldanan yatırımcılar da oluyor.

Portekiz’de bu mesleği bizzat icra ettiğim için, yaşadığım deneyimlerden yola çıkarak yatırımcı adaylarına bazı önerilerde bulunmak isterim.

Avukatınızı kendiniz seçin ve seçtiğiniz Avukatın bir emlakçı veya inşaat firması ile ilgisi olmadığına dikkat edin. Avukatınız, sadece gayrimenkul alım satımı konusunda değil, Portekiz oturum izni ve vatandaşlık programında da deneyimli olmalı.

Türkiye’de Portekizli inşaat firmaları ve emlak acentalarının çarşaf çarşaf verdiği ilanlardan anladığım kadarıyla, yatırımcılara en pahalı konutlar satılmaya çalışılıyor. Unutmayın, Portekiz’de 280 bin Euro’dan başlayan gayrimenkul yatırım seçenekleri var. Ancak verilen ilanlarda genelde 500 bin Euro’luk yatırımlar duyuruluyor.

Konut alırken, evin kolay kiralanacak yerlerde olması önemli. Satış fiyatının gerçekçi olup olmadığını da Avukatınızla konuşun.

Emlakçıklar, yanınızda Avukatla olmanızdan mutlu olmayacaktır. Onları dinlemeyin ve Avukatınızı yanınızda isteyin.

Tamamlanmamış, topraktan girilerek konut almak da mümkün. Ancak, paranızı verdikten sonra inşaatı tamamlamadan ortadan kaybolan müteahhitlerin kurbanı olmamaya dikkat edin.

Portekiz dışında, hızlandırılmış oturum izni ve vatandaşlık olanağı sunan diğer ülkelere de değinmek istiyorum. Malta, en az 650 bin Euro bağış istiyor ancak 1 yılda vatandaşlık veriyor. İspanya, en az 500 bin Euro değerinde konut alınmasını şart koşuyor ancak vatandaşlık vermesi çok zor olduğu için tavsiye etmiyorum. Yunanistan, 250 bin Euro değerinde konut alınmasını şart koşuyor ancak ne vatandaşlık ne de kalıcı oturum izni veriyor. Macaristan, 300 bin Euro tutarında hazine bonusu alınmasını şart koşuyor. Üstüne 60 bin Euro kadar masraf alınıyor ancak dikkatli olunması gerekiyor, zira hazine bonusu alınan aracı kurum, kredi reytingi olmayan bir kurum olduğu için, yatırım yapılan paranın güvenliği riskli. Ayrıca, Macaristan vatandaşlık vermiyor, sadece oturum izni veriyor.

Letonya, Bulgaristan gibi eski doğu bloku üyesi ülkeleri, kredibiliteden dolayı önermiyorum.

İngiltere, Avusturya, Almanya, Fransa gibi diğer AB ülkelerinde istenilen yatırım miktarı 10 milyon Euroya kadar çıkıyor ve ayrıca yatırımcıya hemen vatandaşlık verilmiyor.

Ankara Anlaşmasında bir başka zafer

akGarth Coates Solicitors, Ankara Anlaşması vizelerinde önemli bir zafere daha imza attı. 2 küçük çocuklu bir Türk ailesinin bir yılı aşkın süredir yaşadığı kabus dolu karanlık süreç, Garth Coates Solicitors uzmanlarının ısrarlı çalışmaları sonucunda nihayet mutlulukla tamamlandı.

Ankara Anlaşması ile 4 yıllık süreç sonunda süresiz oturum izni başvurusu iyi hal kurallarına uymadığı gerekçesiyle, red edilen bir Türk ailesine, uzun yasal mücadele sonunda kalıcı oturum izinleri verildi.

Londra’da minicab işiyle uğraşan ve Ankara Anlaşması ile İngiltere’de ailesiyle birlikte yaşayan K.A, 16 Eylül 2015’te Londra’da faaliyet gösteren OISC üyesi bir aracı kuruluş üzerinden kalıcı oturum iznine başvuruyor. Bu başvuru 23 Şubat 2016’da, başvuranın iyi karakterli olmadığı ve İngiltere’de kalmasına müsaade edilemeyeceği gerekçesiyle red ediliyor.

Başvuranın iyi halli olmadığına dayanak ise, 1971 Göçmenlik Yasası HC510 Paragraf 4’de yer alan şu ifade oluyor:

‘In deciding these matters account is to be taken of all the relevant facts; the fact that the applicant satisfies the formal requirements of these rules for stay, or further stay, in the proposed capacity is not conclusive in his favour. It will, for example, be relevant whether the person has observed the time limit and conditions subject to which he was admitted; whether in the light of his character, conduct or associations it is undesirable to permit him to remain; whether he represents a danger to national security; or whether, if allowed to remain for the period for which he wishes to stay, he might not be returnable to another country.’

Yani, Ankara Anlaşmasına temel olan 1971 Göçmenlik Yasası’nın, başvuranın iyi hali, karakteri ve ilişkileri ülkede kalmasına uygun değilse, vize verilmez ibaresi başvurunun reddi için yeterli görülüyor.

Peki, başvuranın iyi halli olmadığına nasıl karar veriliyor? İçişleri Bakanlığı’nın Liverpool’deki eski Ankara Anlaşması ekibinde olan, verdiği muhteşem(!) kararlarla onlarca kişinin hayatını karartan meşhur memur, başvuranın iyi halli olmadığını şu şekilde özetliyor:

(Kısaca Türkçe meali) 2014 yılı Temmuz ayında bir defa kırmızı ışıkta geçtiniz ve bunu takip eden 2 hafta sonra hızı saatte 30 olan bir güzargahta 34 ile gittiniz. Bu eylemleriniz karşılığında size 210 Sterlin para cezası ve ehliyetinize 3 ceza puan verildi. Bu davranışınız, iyi halli olmadığınızın en belirgin göstergesidir. Ülkede, toplum için tehlike gösteriyorsunuz ve kalışınız uygun değildir. Bu nedenle, vize başvurusunuz red edilmiştir.

Yine aynı memur, red gerekçesinde bir başka nedene daha yer veriyor:

Vize başvuru formunda, iyi halinizle ilgili sorular olmasına rağmen, yukarıda sayılan trafik suçlarını belirtmemiş ve iyi halinize engel bir durumunuzun olmadığını işaretlemişsiniz. İçişleri Bakanlığı’na yalan beyanda bulunmanız ve gerçekleri saklamanız sizin iyi halli olmadığınızın bir başka nedenidir.

K.A. vize reddi sonrasında, vize başvurusunda aracılık rolü oynayan OISC üyesi olan firmanın Avukatlık firması olmaması ve mahkemeye gitmeye yetkili olmamaları nedeniyle, hukuki destek için Garth Coates Solicitors firmasını yetkilendiriyor.

Yüksek mahkemeye gitmek için yeterli nedenlerin oluştuğuna ikna oluyoruz. Bunun nedenleri ise:

1- Ankara Anlaşması başvuru formunda, iyi hale engel nedenlerin listelenmesi istenirken, “ehliyete ceza puanı verilen trafik suçlarını belirtmeniz gerekmiyor” diyor. Bu bir başka ifade ile, K.A. başvuru formunda bu bilgileri vermiyor çünkü bizzat bakanlığın hazırladığı başvuru formu, trafik suçlarını vermeyin diyor. Bu durum, red kararını veren memurun, kendi çalıştığı kurumun hazırladığı başvuru formunda yazılanlardan bi-haber olduğunu gösteriyor.

2- Memur sadece formdan bi-haber değil, aynı zamanda kötü niyetli. Çünkü, isnat edilen suçların toplumun neredeyse tamamı tarafından işlendiğinden habersiz. Tanrı aşkına söyler misiniz? Ömrü boyunca hiç bir trafik suçu işlememiş aramızda kaç kişi vardır? Bu durumu, kötü karakter olarak kabul eden memurun kendisi, hiç trafik suçu işlemediğini söyleyebilecek midir?

K.A’nın kalıcı oturum izni red edildiği için, hakkında ailesiyle birlikte sınır dışı edilme kararı da veriliyor. Bu durumda ilk önceliğimiz, sınır dışı edilme işlemini durdurup, mevcut yasal zeminde atılması gereken adımların tek tek atılması oluyor. Öncelikle, İdari İnceleme (Administrative Review) talep ediliyor. Administrative Review için yapılan başvuru, aynı bakanlık biriminde farklı bir memur tarafından incenip red ediliyor. Bu bizi şaşırtmıyor tabii, çünkü bugüne kadar yapılan üç binin üzerinde Administrative Review başvurularında sadece iki tanesinin -çok belirgin hatalı kararlar olması nedeniyle- kabul edildiğini herkes biliyor.

Adminisrative Review reddinden sonra, yüksek mahkemeye gidileceği ihtarname ile bakanlığa iletiliyor. (Pre-Action Protocol). Bu ihtarnameye bakanlığın üst düzey bir başka memuru bakıyor ve kısaca yine Türkçe meali ile şu yanıtı veriyor:

Bakanlık memurumuz dosyayı incelerken başvuru formunda trafik suçlarının belirtilmesinin zorunlu olmadığını atlamış. Burada maddi bir hata yapmış. Ancak bu genel sonucu değiştirmiyor. Müvekkiliniz, müteaddit defalar trafik suçu işlediği için iyi karakterli olmadığıyla ilgili, memur tarafından verilen karar doğrudur. Suç suçtur ve bu da genel sonucu değiştirmeyecektir. 

Yukarıda Türkçeye çevirdiğim ‘müteaddit’ kelimesi, İngilizce ‘Numerous’ olarak belirtilmiş. Şaşkınlıkla acaba biz mi yanlış düşünüyoruz diyerek, ihtarnamemize yanıt veren üst düzey memurun ne demek istediğini OXFORD sözlüğünden araştırıyoruz. ‘Numerous’ kelimesini Oxford sözlüğü şu şekilde ifade ediyor:

1. 
very many; being or existing in great quantity:
numerous visits; numerous fish.
2.
consisting of or comprising a great number of units or individuals:
Recent audiences have been more numerous.

Oxford sözlüğüne göre Numerous kelimesi, sayısız defa, çok sayıda veya büyük miktarda anlamına geliyor. Sadece 2 defa trafik suçu işlemiş birine, ingilizce kelime karşılığı olarak Numerous kelimesini yakıştırmak, çok sayıda trafik suçu işlendiğini iddia etmek olur ki, bu baştan kabul edilemez bir durumdur. Zira, iki defa işlenmiş trafik suçu belki ingilizce olarak double, twice veya bilemediniz a few times olarak söylenebilir ancak numerous demek abartmanın da ötesinde bir şey olur.

İhtarnamemize alınan bu yanıttan sonra, yüksek mahkemede dava açılmasına karar veriyoruz. İki aylık yasal yanıt verme süresinin son gününde, İçişleri Bakanlığı, davayı kaybedeceklerini anlamış olsa gerek, geri adım atıyor ve ‘bu durumu dava görülmeden kendi aramızda anlaşma ile çözümleme‘ teklifinde bulunuyor. Bu şu demek oluyor: “Siz davadan geri adım atın, biz de vize başvurusunu yeniden inceleyelim

Ancak bizim amacımız, K.A. nın yaptığı vize başvurusunun Bakanlıkça yeniden incelemesini sağlamak değil. Çünkü, yeniden inceleme sonrasında, K.A.nın başvurusuna  farklı gerekçelerle red verilmeyeceğinin bir garantisi yok. Yeniden red verilmesi, aynı uzun işlemlerin yeniden başlaması anlamına gelir ki bu durum, müvekkilimizin adeta intihar etmesine çanak tutmak olur. Bakanlıktan yeniden inceleme değil, müvekkilimize kalıcı oturum izninin verileceğinin garanti edilmesini istiyoruz.

Bakanlık Avukatları, müvekkilimize kalıcı oturum izni verilmeden davadan vazgeçmeyeceğimizi anladıklarında, pazarlıklar başlıyor. Bize son olarak, verilen bu yanlış karar için tazminat ödemeyi ve kararı 12 hafta içinde yeniden gözden geçirmeyi öneriyorlar. Tazminat ile birlikte gelen bu öneriyi tek bir şartla kabul ediyoruz: Hem tazminat ödenmesi hem de 12 değil, 6 hafta içinde yeni bir karar verilmesi. Bu teklifimiz, Bakanlık avukatları tarafından kabul edildiğinde, davayı geri çekiyoruz ve 6 haftalık süreyi beklemeye başlıyoruz.

Sadece 13 aydır vizesine sonuç almak için bekleyen K.A. değil, tüm Garth Coates ekibi de heyecanla bir türlü bitmeyen bu 6 haftayı beklemeye başlıyor. Bir türlü bitmeyecek gibi olan bu 6 haftanın dolmasına sadece bir kaç gün kala, bakanlık hiç bir özür yazısı bile yazmadan müvekkilimizin kalıcı oturum kartlarını kurye ile tarafımıza iletiyor. Kartlar elimize ulaştığında, tüm ekibimin birbirine sarıldığını ve bazılarının sevinç gözyaşı döktüğünü itiraf etmem gerekiyor.

Bakanlığa karşı kazandığımız bu sessiz zaferin elbette bir nedeni var. Yıllardır insanlarımız haksız ve mantıksız gerekçelerle red edildiklerinde, seslerini çıkarmadan bir köşeye çekiliyordu. Bu, kendilerini yasaların üstünde gören, dokunulmaz olduklarını düşünen, bazı bakanlık memurlarına karşı kazanılmış büyük bir zafer bence. Oturum kartlarını elimize aldığımızda, duyduğumuz olağanüstü sevincin de bir nedeni var. 13 aydır karanlıkla boğuşan, vizesi olmadığı için çalışamayan, çalışamadığı için evine haciz gelen ve çocuklarını doyuramayan K.A. ve ailesinin yaşadığı korkunç dram. Memleketinden uzakta, yapayalnız bir baba K.A. Tek amacı dürüstçe çalışıp eşine ve çocuklarına ekmek parası kazanmak. Ama günlerden bir gün, mantıktan yoksun tecrübesiz ve acımasız bir memurun verdiği anlamsız bir kararla hayatı kararıyor. Bütün pasaportlarına el konulduğu ve sınır dışı edilme işlemine başlandığı için K.A. ve ailesi, Türkiye’ye döndüklerinde, mahkemeyi kazansalar dahi geri gelemeyecekler. K.A’nın eşi, kanser hastası olan babasının vefat ettiğini öğrendiğinde, çaresizlik içinde 2 küçük çocuğunu İngiltere’de bırakarak Türkiye’ye babasının cenazesine katılmak üzere geri dönüyor. Babasının cenazesinden sonra, vizesi olmadığı için İngiltere’ye geri gelemiyor ve çocuklar annelerinden uzak, aç ve çaresiz aylarca İngiltere’de beklemek zorunda kalıyorlar.

K.A., eşi ve çocuklarının yaşadığı dram, burada anlatılacak kadar az değil. Bu nedenle, tüm ekibimiz büyük bir zafer kazanmanın onurundan dolayı değil, K.A. ve ailesinin yeniden bir araya gelmesinden dolayı sevinç gözyaşı döktü.

Bakanlık memurlarının, hukuk, mantık ve vicdan dışı kararlarına, hukukun üstünlüğü ilkesinde her zaman gerekli yanıtlar veriliyor. Ancak unutulmaması gereken bir konu daha var. Gerçekten hukukun üstünlüğüne inanan, vicdanına ve yasalara göre adil kararlar veren Bakanlık memurlarının sayısı hiç de azımsanacak düzeyde değil. Defalarca bunun örneklerini yaşamaktayım ve buradan gönlü ve vicdanı hür tüm bakanlık memurlarına saygı ve selamlarımı sunmak istiyorum. Aralarından çıkan bir kaç acımasız örnek, çoğunlukta olanların vicdanlarını elbette lekelememelidir.

Bakanlığa karşı kazandığımız bu zafer’in üzüldüğüm tek yanı ise, bunun mahkeme kararı ile değil de bir anlaşma ile olması. Mahkeme kararı olsaydı, bu karar, benzer red gerekçeleri için emsal teşkil edecekti. Bu anlaşma, maalesef, ilerde benzer yanlış kararların verilmesini önlemeyecektir ancak mücadeleden vazgeçilmemesi için iyi bir örnek olacaktır.

Ankara Anlaşmasında bekleme süresi 6 ayı geçti

YaziEylül ayındaki blog yazımda, İçişleri Bakanlığı görevlilerinin İngiltere’den yapılan başvuruların incelenmesini 6 haftada  tamamlayacaklarına dair söz verdiklerinden bahsetmiş, ancak ilerleyen haftalarda, bu sözü doğrulayacak işaretleri bulamadığımı belirten yeni bir blog yazısı yayınlamıştım. Gerçekten de, Mayıs ayı içinde İngiltere’den Ankara Anlaşmasına başvuru yapanların halen var olduğunu düşünürsek, bekleme süresinin -en azından bazı başvuranlar için- bakanlığın kendi hedef limiti olan 6 ayı geçtiği gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Önümüzdeki Noel tatili ve yeni yıl arasını da düşündüğümüzde, korkarım ki, bekleme süresi 8 ayı zorlayacak gibi görünüyor.

Gecikmeye neden olarak, sadece bir memurun dosyalara bakması gösterilebilir. Bu memurun, günde 2-3 dosya inceleyip karar verdiğini ancak bir günde ortalama 5 yeni başvuru yapıldığını düşünürsek, Ankara Anlaşması dosyalarına bakan memur sayısı arttırılmadığı sürece, bekleme süresinin giderek artacağını belirtmek yanlış olmayacaktır.

İngiltere’den Ankara Anlaşmasına başvuranların, 6 ay gibi bir süre beklemelerinden kaynaklanan bazı huzursuzluklar da olmuyor değil. Bazı başvuranlar kendi danışman veya avukatlarına artık güvenmediklerini dile getirmeye başladılar bile. İtiraf etmem gerekir ki, bu kadar uzun süre beklemiş olsam, sanırım ben de aynı şüpheleri taşırdım. Ancak, işin içinde bizzat olan biri olarak, bu bekleme sürecinde danışman ve avukatların yapabilecekleri herhangi zorlayıcı olanak olmadığını belirtmem gerekiyor. Tabii, bütün Ankara Anlaşması başvurucularının bir araya gelip, kabul edilebilir bekleme sınırlarının çok üstünde bekletilmeye zorlandıklarını ifade ederek, yüksek mahkemeye başvurmaları iyi bir seçenek olacaktır. Ancak, Türklerin bu tür zorluklarda örgütlenip, toplu hareket etmelerini yıllardır sağlayamayan biri olarak, bunun çok uzak bir ihtimal olduğunu belirtmem gerekiyor. Hemen her başvuran, grup hareket etme yerine, kendi çıkarını ön plana aldığı için, binlerce kişi içinde toplu dava açmaya yanaşacak 10 kişiyi bulmak bile mucize olacaktır.

Belki de, Türklerin bu dağınık ve organize olmayı beceremeyen özelliklerini bildiklerinden, İçişleri Bakanlığı görevlileri de ellerinden geldiğince dosyaları ağırdan alarak inceleme yoluna gitmeyi tercih ediyorlar. Nasılsa, kendilerine bu gereksiz beklemenin nedenini sorgulayacak birileri olmayacak. Belki de bu şekilde, insanları uzunca bir süre bekleterek, başvurularını geri çekmelerini sağlamak istiyorlar.

Gerçekten de geçtiğimiz hafta içinde arayan bir müvekkilimiz bana, “karar vereceklerse versinler, vermeyeceklerse başvurumu geri çekeceğim” demişti. Bu şekilde yaklaşarak, İçişleri Bakanlığı görevlilerinin “lütfen başvurunu çekme, biraz bize zaman ver, herşeyi zamanla yoluna koyacağız” diyeceklerini ümit ediyor olabilir, ancak bakanlık özür dilemek yerine hemen dosyayı ve sınır dışı edilme yazısını hazırlayacağına şüphe edilmemelidir.

Şu anda, başvurular tamamen durmuş değil, ancak çok ağır ilerliyor. Günde en fazla 2-3 dosyanın sonuçlanması, bekleme süresinin daha da uzayacağı anlamına geliyor ki, bu durumda belki Ankara Anlaşmasına başvuracakların Türkiye’den başvuru alternatifini düşünmelerinde yarar olacaktır. Zira, Türkiye’den yapılan başvurularda ortalama bekleme süresi sadece 2-3 hafta.

Herşeye karşın, İçişleri Bakanlığı’nın Ankara Anlaşmasına bakan birimi, yeni memurlarla takviye edeceğine dair ümitlerimi yitirmiş değilim. Bu satırları yazdığım anda bile, yeni memurların işbaşı yapmış ve dosyalara bakmaya başlamış olabileceklerini veya her an böyle bir olasılığın söz konusu olduğunu belirtmem gerekiyor.

Ankara Anlaşmasında Son Durum – Ekim 2016

YaziUzun zamandır forum sayfalarından ayrı kalmamın nedeni, tahmin edeceğiniz üzere, Brexit süreci ve Türkiye’deki darbe girişimi nedeniyle olağanüstü yoğunlukta artan iş yükümüz. Neredeyse hafta sonları dahil her gün en az 12 saat çalışıyoruz ve müvekkillerimizin dosyalarını sorunsuz tamamlamaya çalışıyoruz.

Tabii bu arada, vize başvurularına red alıp, dava açmak üzere firmamıza gelenlerin yarattığı ek dosya yükü de göz ardı edilmemeli.

Artan iş yükümüzdeki en belirgin nedenlerden biri de, gerek İngiliz konsolosluklarının gerekse de İçişleri Bakanlığı’ndaki memurların, Brexit sürecinde başvuruları zorlaştırma gayretleri içinde olmaları. En önemli red gerekçesi, tahmin edileceği gibi ‘İş Planı yetersizliği’ üzerine yoğunlaşıyor. Bu nedenle, iş planlarının hazırlanmasında dışarıdan uzman ekonomist ve bankacılardan da yararlanmaya başladık. 10 punto karakterlerle, şekil ve şema olmadan en az 20 sayfa tutan iş planını okumak dahi en az yarım gün alıyor, yazılmasının ne kadar süreceğini artık siz tahmin edin. İş planı yazımındaki bu ekstra zaman kaybı, iş yükümüzde çok ciddi yoğunluğa ve dosyaların hazırlanmasında küçük gecikmelere neden oluyor, ancak eskiye göre memurların bahane bulmakta zorlanacakları daha profesyonel dosyalar hazırlanıyor.

Son blog yazımdan bugüne geçen süreçte, aslında Ankara Anlaşması dosyalarında değişen belirgin bir durum yok. İçişleri Bakanlığı’nda görüştüğüm memurlar, 17 Ekim itibarıyla dosyaları yeniden incelemeye aldıklarını belirtselerde, ben tek tük incelenen dosyalar dışında belirgin bir değişiklik göremiyorum. Ancak bazı meslektaşlarım, bir hareketlenmenin olduğunu ifade ediyorlar.

Bakanlık memurlarına göre, şu anda Haziran ayının 3. haftasında yapılmış dosyalar inceleniyor. Acil inceleme talebinde bulunduğum bazı müvekkillerime olumlu dönüşler aldım. Bunlar Ağustos ve Eylül ayında yapılan başvurular idi.

Ankara Anlaşması’na danışman aracılığıyla veya kendi başına başvurup red almış 3 müvekkilimiz için dava süreci kısmen tamamlandı. Bunlardan biri olumlu sonuçlandı, diğer ikisi de olumlu sonuçlanmak üzere. Daha geniş bir zaman bulduğumda, red gerekçeleri ve dava sürecinde yaşananları da sizlerle paylaşacağım.

Ankara Anlaşması eş vizelerinde karar açıklanıyor

shutterstock_98814044Ankara Anlaşması eş vizesi ile İngiltere’de bulunanların, son 2 yıldır karşılaştığı sorunların çözümünde nihayet sona yaklaşılıyor. Yüksek mahkemenin bu vizelerde eşlerin durumu ile ilgili kararını bu ay içinde vermesi ve yıl sonuna kadar da bakanlığın bu kararı uygulaması bekleniyor.

2014 den bugüne, Ankara Anlaşması’da eşlerin süresiz oturum izni alabilmeleri için, başvurudan önce 2 yıl İngiltere’de eş vizesi ile kalıyor olmaları isteniyor. Ankara Anlaşmasının temeli olarak görülen 1971 göçmenlik yasasında bu tür bir kural olmamasına rağmen, bakanlığın böyle bir kural varmış gibi davranması, İngiltere’de Ankara Anlaşması eş vizesi ile bulunan yüzlerce kişinin mağduriyetine neden olmaya devam ediyor.

Yüksek mahkemede bekleyen benim de benzer bir dosyam olmasından dolayı, İçişleri Bakanlığının avukatlarıyla defalarca bu konuda görüşmelerim oldu. Onlara, 1971 yasasında böyle bir durumun söz konusu olmamasına rağmen neden ısrarla 2 yıl kuralını istediklerini sorduğumda, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kalanların Avrupa Birliği vatandaşlarından daha iyi şartlara sahip olmalarının mantıkla açıklanamayacağını ve bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğunu söylüyorlar. Evet, bir Avrupa Birliği vatandaşı İngiltere’de kalıcı oturuma hak kazanabilmek için 5 yıl beklemek zorunda, bu doğru. Ancak, yasa yasadır. Kendi mantık kurallarınıza göre yasayı yönlendiremezsiniz. Eğer yasa, Türk Vatandaşlarına böyle bir hakkı veriyor ise; bakanlığın yapması gereken tek şey, yasayı kendi kafalarına göre yorumlamak yerine, yasanın gereklerini yerine getirmesidir.

Aylarca bakanlık ile süregelen bu tartışmaya nihayet Yüksek Mahkeme son noktayı koyacak. Eş vizesi ile İngiltere’de bulunanların biraz daha sabretmelerini rica ediyorum. Bu davanın, kendileri lehine sonuçlanacağına benim bir şüphem yok, yeterki davayı yürüten mahkeme savunmanları (Barrister), ev ödevlerine iyi çalışsınlar.

Yüksek mahkeme, bu davayı yürüten firmanın savunmalarının hataları sonucu bu davayı geri çevirirse, sırada benim dosyam bekliyor. Biz, ev ödevimizi çok iyi yapmış hazır durumda bekliyoruz ve davayı kazanacağımıza hiç bir şüphemiz yok.

 

Ankara Anlaşmasında son durum (Eylül 2016)

iStock_000074286781_SMALLİngiliz İçişleri Bakanlığı yetkilileri ile Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği hukuk müşavirleri arasında Eylül ayı ortasında yapılan toplantıda, bakanlık yetkilileri, 14 Eylül itibarıyla yapılan başvurularda dosya inceleme süresini 6 haftaya indirdiklerini açıkladılar.

Bu açıklamanın ardından bana çok sayıda email ve telefon gelmeye başladı. Arayanlar, kendilerinin 6 ay kadar önce başvurmuş olmalarına rağmen, yanıt alamadıklarını ancak Bakanlığın 6 haftalık açıklamasından sonra kafalarının iyice karıştığını söylüyorlar.

Aslında yapılan açıklama, bakanlığın her zamanki istatistiki yanıltmasından başka bir şey değil. Bakanlığa sürekli giden şikayetlerin en başında, dosya inceleme süresinin tahammül sınırlarının çok ötesinde, 6 ay ve hatta daha uzun beklemeyi gerektirmesi geliyor. Sadece İngiltere içinde ilk kez başvuranlar değil, aynı zamanda vizesini uzatmak için başvuru yapanlar da aylarca sonuç beklemek zorunda kalıyorlar. İngiltere’den yapılan başvurularda, pasaport da başvuru ile birlikte bakanlığa veriliyor ve başvuran kişi ve ailesi, başvuru sonuçlanana kadar İngiltere dışına çıkmadan sonucu beklemesi gerekiyor. 6 ay gibi çok uzun bir süre İngiltere dışına çıkamayanlar arasında, işi gereği seyahat etmek zorunda olanlar, Türkiye’de hasta aile bireylerini göremeyenler, hatta yakınlarını kaybedip cenazelerine katılamayanlar da var.

Bu uzun süreli bekleyişlerden dolayı, insan haklarının ve dolaşım özgürlüklerinin kısıtlandığını öne süren yüzlerce kişi, Bakanlık aleyhine şikayetlerini dillendirdiklerinde ve bunu basın yoluyla yaptıklarında, bakanlık hemen açıklama yapıp, belli bir tarih itibarıyla inceleme sürecinin aslında 6 ay değil, 6 hafta olduğunu belirtiyor. Bu tür beyanları ve taktikleri bakanlık daha önce defalarca yaptığı için, ben bu açıklamanın ne anlama geldiğini biliyorum.

Aslında bakanlık son açıklamasında şunu söylemek istiyor. 14 Eylül’den sonra İngiltere içinden Ankara Anlaşmasına başvuranlarda inceleme süreci 6 hafta olacak. Peki 14 Eylülden önce başvuranlarda durum ne olacak? Onların dosyalarına zaman içinde yavaş yavaş bakacaklar, zaten önemli olan, bugün itibarıyla inceleme sürecinin ne olduğudur, bundan 1 ay önce başvuranlarda inceleme sürecinin ne olduğunun bir önemi yok.

Bakanlığın bu taktiksel yaklaşımı, aslında yasal anlamda onları haklı çıkarıyor. Adamlar dogru söylüyorlar. Şu anda Ankara Anlaşmasına İngiltere içinden yapılan başvuralarda bekleme süresi gerçekten de 6 hafta! Peki öncekilere ne olacak? Geçmiş olsun diyeceğiz, 6 aya kadar beklemeleri gerekecek.

%d blogcu bunu beğendi: