Avrupa Birliği Göçmenlik Hukuku ve Çifte Vatandaşlık Programları Tanıtım Toplantıları

Tüm vize engellerine ve siyasi baskılara rağmen Türk vatandaşları Avrupa kapılarını zorlamaya devam ediyor.

Avrupa Birliği ülkelerindeki Golden Visa (Altın Vize) ve Çifte Vatandaşlık programları ve İngiltere’deki Ankara Anlaşması ve diğer yatırımcı ve girişimci vizeleri her geçen gün daha fazla Türk girişimci ve yatırımcının dikkatini çekmeye devam ediyor. Birçok açıdan bu tür programlar, Türk insanına vize engelini aşıp dünyaya açılma fırsatı veriyor; başarılarını Avrupa ülkelerinde devam etme olanağı tanıyor ve çifte vatandaşlık aldıkları AB ülkelerinde Türkiye’nin sesini daha net şekilde duyurabiliyorlar. Ancak bu programların çok karmaşık hukuki yapıya sahip olmalarından ötürü yeterli hukuki bilgi alınmadan atılan yanlış bir adım, ciddi maddi kayıpların yanı sıra günümüz dünyasında çok değerli olan telafisi imkansız zaman kaybına da neden olabiliyor.

12-15 Ekim 2017 tarihleri arasında İstanbul’da yapılacak olan bire bir özel kapalı toplantılar ve grup seminerlerinde Avrupa Birliği ülkelerinin Golden Visa programları, çifte vatandaşlık fırsatları, yatırımcı ve girişimci vizelerinin yanı sıra İngiltere’deki temsilci vizeleri ve Ankara Anlaşması vizeleri anlatılacak ve katılımcıların soruları yanıtlanacak.

​Konuşmacılar

Coates Global Hukuk firmasından Ankara Anlaşması ve AB Göçmenlik Hukuku uzmanı Tamer Ulay; İngiliz Göçmenlik Hukuku Uzmanı Çelemet Yener; AB Vatandaşlık Hukuku uzmanı Hayley Shepherd; Coates Global Malta ve Portekiz ofislerinden Avukatlar Dr. Frederick Ellul ve Dr. Rui Rodrigues ve Malta İstanbul Başkonsolosu Aquilina Franklin katılacaktır.

Detaylı Bilgi ve Davetiye Başvurusu için:
www.vizesizdunya.com/

Telefon: 0532 283 72 19 (09.00 – 22.00 saatleri arası)

Ankara anlaşmasında yeni model arayışları

Hatırlanacağı üzere, Aydoğdu davası olarak bilinen ve 8 Mart 2017’de Ankara Anlaşması vizelerinde kalıcı oturumu kaldıran Yüksek Mahkeme kararı sonrasında İçişleri Bakanlığı kalıcı oturum başvurularını incelemeyi durdurmuş; ancak yasal süre olan 2 ay içinde yönetmelik değişikliğini gerçekleştirememişti.

İngiltere İçişleri Bakanı Amber Rudd, 8 Haziran seçimleri öncesinde yaptığı açıklamada yeni yönetmelik için hukuksal destek araştırdıklarını ve soruna bir çözüm bulunacağı sözü vermişti. Mahkeme kararının üzerinden-yasal süre olan 2 ayın çok üstünde- yaklaşık 5 ay süre geçmesine rağmen İçişleri Bakanlığı soruna hala bir çözüm bulamadı ve yeni bir yönetmelik hazırlayamadı. Ancak, Bakanlık 1 Ağustos tarihinden itibaren yeni yönetmelik hazırlanana kadar Ankara Anlaşması’nda kalıcı oturum başvurularını normal olarak incelemeye devam etme kararı alarak sorunu geçici olarak ertelemeyi tercih etmişti.

Geçtiğimiz ağustos ayı başında Garth Coates hukuk firmasına İçişleri Bakanlığı ECAA ekibi yapılan yazılı açıklamada, Ankara Anlaşması’nda kalıcı oturumlarla ilgili Mahkeme kararına uygun olarak yeni bir karar alınıp yönetmelik hazırlanıncaya kadar başvuruların yeniden normal olarak incelenmeye başlandığı belirtilmiş; ancak bu durumun geçici olduğunun altı çizilmişti.

Brexit sonrası Ankara Anlaşması

3 hafta kadar önce, iki ayrı kaynaktan teyit ettiğim son duruma göre, Brexit sonrasında kendine yeni pazarlar arayan İngiltere’nin, Türkiye ile ilişkilerini güçlendirme adına, Ankara Anlaşması’nın yerine yeni bir anlaşma yapmak için girişimde bulunduğunu ve her iki ülke yetkililerinin konu üzerinde çalıştıklarını öğrendim. Bu gelişmenin, Ankara Anlaşması’ndan yararlananlar lehine yeni umutlar doğurabileceğini büyük bir mutlulukla söyleyebilirim.

Adının saklı kalmasını isteyen ancak önemli görevlerde bulunan bu kaynaklar, devam eden çalışmanın Ankara Anlaşması’nın koşullarının yeniden düzenlenebilmesi için yürütüldüğünü söylediler; ancak detay vermekten kaçındılar. Konuşmalarından edindiğim izlenime göre iş insanlarına yönelik koşulları yürürlükteki Ankara Anlaşması gibi kolay olmayan ancak mevcut göçmenlik yasasındaki TIER1 kuralları kadar da zor olmayan ara bir yolun bulunacağını tahmin ediyorum.

Türk hükümetinin, Ankara Anlaşması’ndan yararlananların haklarının korunması için çok yoğun bir çalışma içinde olduğunun da bilgisini burada paylaşmakta yarar buluyorum. Bu anlamda, belki de Mahkeme kararının Brexit sonrası yeni bir anlaşma yapılıncaya kadar askıya alınabileceğini söylemek pek de yanlış olmayacaktır.

Ankara Anlaşmasında kalıcı oturum başvuruları incelemeye alınmaya başlandı

Ankara Anlaşması dosyalarına bakan İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın ECAA ekibi, Ankara Anlaşması dosyalarında kalıcı oturum ile ilgili İçişleri Bakanlığı kesin bir karar verene kadar kalıcı oturum başvurularını yeniden incelemeye başladıklarını açıkladı. Ancak bu durumun bakanlık yeni yönetmelik hazırlayana kadar süreceği belirtildi.

Bakanlığın ne zaman yönetmelik hazırlayacağı ve kalıcı oturum başvurularının yönetmelik hazırlandıktan sonra ne olacağı sorusuna ise yanıt verilmedi ancak başvuruların, başvuru tarihi sırasına göre değerlendirilmeye alınacağı belirtilmekle yetinildi. En son çoğunlukla Ekim 2016’da yapılmış başvurular incelemeyi beklediği için,  yeni başvurmuş olanların dosya yığılması nedeniyle bir süre daha beklemesi gerekecek.

Aydoğdu davası olarak bilinen ve 8 Mart 2017’de Ankara Anlaşması vizelerinde kalıcı oturumu kaldıran yüksek mahkeme kararı sonrasında, İçişleri Bakanlığı kalıcı oturum başvurularını incelemeyi durdurmuş, ancak yasal süre olan 2 ay içinde yönetmelik değişikliğini gerçekleştirememişti. İngiltere İçişleri Bakanı Amber Rudd, 8 Haziran seçimleri öncesinde yaptığı açıklamada yeni yönetmelik için hukuksal destek araştırdıklarını ve soruna çözüm bulunacağı sözü vermişti.

Daha önce yayınladığım ‘Ankara Anlaşması’nda ümit verici gelişme‘ başlıklı blog yazımdaki davaya konu olan G. Cicekli davasında da 1 Ağustos tarihine kadar İçişleri Bakanlığı savunma vermediği için yüksek mahkemede ‘default judgement’ olarak adlandırılan, davanın otomatik kazanıldığı bir sürece girilmişti. Çiçekli davası, Aydoğdu davası ile tamamen aynı hukuki temellere dayanıyor. Garth Coates hukuk bürosu avukatlarının büyük önem verdiği bu davada, İçiçleri Bakanlığı mahkemenin 2 ayrı uyarısına ve süre uzatımına rağmen bir savunma veremedi ve dava default judgement sürecine girdi.

Çicekli davasındaki Default Judgement ile ‘Ankara Anlaşmasında olanların ve eşlerinin kalıcı oturum haklarının elinden alınamayacağına hükmedilebilecek. Müvekkilimizin Aydoğdu davasından farklı olarak bu davayı kazanması, daha da onemlisi kararın bir başka yüksek mahkeme yargıcı tarafından verilmesi, önceki Aydoğdu davasının iptali anlamına gelecektir.

Çicekli davası 1 Eylül 2017’de yüksek mahkemede görülecek. Daha öncesinde, ara mahkeme yargıcı, Aydoğdu davasının Bakanlık avukatları tarafından emsal gösterilmesine rağmen bu davamıza yüksek mahkemeye gitme izni vermişti. Ara mahkeme yargıcının verdiği bu karardan sonra Aydoğdu davası hakkında sona gelindiği umidi hepimizde oluşmuştu.

Çicekli davasında yüksek mahkeme yargıcının default judgement’i uygulayacağını ümit etmekteyiz. Hatırlatmakta yarar var, bu davaya bakan yargıcın vereceği karar kesin değil ancak İçişleri Bakanlığı’nın bir savunma geliştirememesi karşısında hakimin çok fazla bir seçeneği de olmayacaktır. Çicekli davası aynı zamanda, yeni yönetmelik hazırlandıktan sonra durumlarının ne olacağını merak eden Ankara Anlaşması vize sahiplerinin endişeli bekleyişlerini de sona erdirecektir.

1 Ağustos tarihli ECAA ekibinin açıklaması:

Dear Sirs,

:Regarding Suspended ILR Applications.

As you are aware, the decision in Aydogdu made clear that the ‘standstill clause’ does not apply to settlement applications under the 1973 Rules. The judgement was made by the President of the Upper Tribunal and there is no reason to depart from it. However, the Home Office will consider the judgement carefully. If changes are made to the policy then these will be announced

Following the judgement, there has been a delay to the processing of ECAA ILR applications. We are now considering applications as normal whilst we consider the judgement and whether any changes should be made to guidance and policy. Applications will be considered in strict date order.

Bu açıklamada son paragraf, Ankara Anlaşmasında kalıcı oturumda olanları diken üzerinde bırakmaktadır. Ancak 1 Eylül’den sonra Çicekli davasının sonucuna göre herşeyin değişebileceğini belirtememiz gerekiyor. Aydoğdu davasında mahkeme hakiminin politika kokan kararının bir başka mahkeme tarafından iptal edilmesinin gerektiğini belirtmiştik. Umarım bu beklenen mahkeme uzun sürmeden Çicekli davası ile gerçekleşir.

Istanbul’daki İngiliz Konsolosluğu Vize Biriminin Teftiş Raporu Açıklandı

İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosluğu vize birimi, bu yılın Ocak – Mart ayları arasında, İçişleri Bakanlığı müffettişlerince incelemeye alındı. Rutin olarak ortalama her 4 veya 5 yılda bir yapılan bu incelemelerin amacı, vize merkezlerinin kaliteli bir servis vermelerini sağlamak ve verilen vize red veya kabul kararlarının doğruluğunu analiz etmek.

Geçtiğimiz mayıs ayında açıklanan ve parlamentoya sunulan son rapora göre İstanbul Başkonsolosluğu, çok başarılı bir performans göstermiş. Rapordan belli başlı önemli konuları şu şekilde sıralamak mümkün:

  • 15 Temmuz darbe girişimi sonrası vize başvurularında artış var ancak bu artış hemen olmamış. Darbe girişimi sonrası ilk 3 ayda başvurularda bir artış değil, aksine ilk etapta bir azalma olmuş. Ancak bu ilk 3 aydan sonra yani Kasım 2016 dan itibaren vize başvurularındaki artış hissedilir derece gözleniyor. Örneğin darbe öncesi Haziran 2016’da ortalama günlük başvuru sayısı 1708 iken, bu rakam Haziran’da 1028, Ağustos’ta 1088, Eylül’de 917 ve Ekim’de 1215 olarak gerçekleşiyor. Ancak Kasım ayında en yüksek değerine ortalama 2000’e ulaşıyor.
  • Yine Kasım ayında vize memurları günde 137 vize dosyasına bakıp karar vermişler. Rapora göre bu her 3 dakikada 1 vize kararı demek oluyor.
  • Deneyimlerimle bildiğim için burada eklemek istiyorum. İngilterede bir vize memuru ortalama 4 veya 5 dosyaya bakıyor. Bu sayıyı, Istanbul’daki memurlarla karşılaştırdığımızda, Istanbul’daki memurların onca eleştiriye rağmen gerçekten çok özverili çalıştıklarını söylemek mümkün.
  • Türkiye’deki politik durumdaki belirsizlik ve terör saldırıları memurların verimli çalışmalarının önündeki en önemli engel.
  • Bir başka engel ise, sıklıkla yaşanan elektrik kesintilerinden dolayı entegre sistemlerin devre dışı kalması ve vize kararlarının gecikmesi. Bazen başvuruların anlamsız şekilde uzadığını gördüğümüzde bunun nedeninin sıklıkla yaşanan ve bazen çok uzun süren elektrik kesintileri olduğunu tahmin etmek zor değil zira bu durumda online sistemde sorgulama yapılamadığı için memurlar dosya hakkında karar veremiyorlar.
  • Müffettişler, rastgele seçtikleri 204 red dosyasından 40’ının dosya içeriklerini göremedikleri için, verilen red gerekçelerinin mantıklı olup olmadığını onaylayamıyorlar. Burada müffettişler, Birleşik Krallık Vize ve Göçmenlik Dairesini, red verilen her dosyanın sanal veya gerçek kopyalarının saklanması konusunda uyarıyor.
  • İstanbul’a gidip konsoloslukta teftişe başlamadan önce, müffettişler rastgele 40 turist vizesi başvurusunu inceliyorlar ve bunlardan sadece 3’ünün red gerekçelerinin yanlış veya yetersiz olduğunu belirliyorlar. Örneğin: İngiltere’de lise eğitimi alan oğlunu ziyaret etmek isteyen bir anneye verilen red gerekçesinde, ‘kızınız mezun olmuş’ ibaresi yer alıyor. Bu, memurların red gerekçelerini yazarken, bir başka birinin red gerekçesini kullandıklarını ve kopyala yapıştır yöntemiyle red gerekçelerini yazdıklarını ortaya koyuyor. Ankara Anlaşmasında kopya iş planlarına kolaylıkla red veren memurların bizzat kendileri, kopyalama yapmaktan geri durmuyorlar.
  • İstanbul’da inceleme yapılırken rastgele seçilen bir başka 127 dosya içinden 27’sinin haksız, ilgisiz ya da nedeni anlaşılamayan gerekçelerden dolayı red olduğu konusunda fikir beyan ediliyor. Memurların red verdikleri gerekçelerle dosya içindeki belgeler uyuşmuyor. Örneğin bir memur, banka ekstresinin verilmeyişini red gerekçesinde kullanmış ancak müffettiş banka ekstresinin dosyada olduğunu ve memurun dikkatlice incelemediğini belirtiyor. Bu red dosyalarından, red gerekçesinin kesinlikle haksız olduğu düşünülen bir tanesinin red kararı iptal ediliyor ve başvurana vizesi veriliyor.
  • Müffettişler, bundan sonra başvuracak olan Türk vatandaşlarını çok ilgilendiren bir konuda daha görüş belirtiyorlar: Türkçe evrakların yetkili tercümanlar tarafından çevrilmemesi ya da hiç bir şekilde çevirilmemesi.
  • Bazı dosyalarda görülen Türkçe belgelerin neden İngilizce çevirilerinin olmadığı sorulduğunda, bu tür Türkçe evraklarda konsoloslukta çalışan Türklerden yararlanıldığı cevabı alınıyor. Müffettişler, bunu mantıklı ve akılcı bulmalarına rağmen, vize başvurularında verilen Türkçe evrakların yönetmeliklere uygun şekilde çevrilmemesi durumunda dosyanın kabul edilmemesi yönünde memurları uyarıyorlar.
  • Raporun bu bölümünden şu anlam çıkabilir: Bundan sonra vize başvurularında verilen her tür Türkçe belgenin yönetmeliğe uygun şekilde çevirileri yapılmalı. Bunlara banka ekstreleri ve çoğunlukla sadece rakamlardan oluşan Sosyal Güvenlik Kurumu belgeleri de dahil.
  • Yönetmelik, çevirilerde şunları istiyor:
    • Çevirinin tam ve eksiksiz yapıldığının çevirmence onayı
    • Çeviri tarihi
    • Çevirmenin tam adı ve imzası
    • Çevirmenin iletişim bilgileri ve adresi
  • Yönetmelik, noter onaylı çeviriyi zorunlu kılmadığı gibi, bir tercüme ofisi kullanılmasını da gerektirmiyor. Başvuranın bir arkadaşı da çeviriyi yapıp, yukarıda belirtildiği gibi çeviriyi tam ve eksiksiz yaptığını belirtmesi, adını soyadını ve imzasını, çeviri tarihi ile birlikte atıp telefon numarası ve adresini yazması mümkün.
    •  (Örneğin her çevirinin altına şöyle bir ibare yazılması yeterli):

      I. Ahmet Vatandaş. residing at Karanfil Sk 12/3. Kizilay. Ankara. hereby declare that I have a sufficient knowledge of the English and Turkish languages and certify that the above translation from Turkish original is true and correct in all respect. 10 January 2016. TEL: 03124184460

  • Müffettişler, İstanbul’daki memurları genelde başarılı bulmalarına rağmen, bazen verilen kararların otomatik sistem puanlamasına göre yapıldığının tahmin edildiğini de belirtiyorlar. Normalde vize merkezlerinde, başvuranın risk durumuna göre 3 tür risk sınıflaması yapılır. Kırmızı, Sarı ve Yeşil. Kırmızı vize verilmesi en riskli olanları, Sarı evrakların dikkatlice incelenip karar verilmesini ve Yeşil ise riski en düşük olanları yani kolay vize verilebilecekleri işaret ediyor ve memurlar bu işaretlere göre işlem yapıyor. İstanbulda ise, bu 3 sınıflandırmanın yanında 4. bir sınıflandırma daha var. Süper Yeşil grubu. Bu grup, başvuranın evraklarına ve önceki göçmenlik kayıtlarına göre en risksiz olanları belirtiyor. Süper Yeşil grubunda olan vize başvurucularının dosyaları vize memurlarının önüne gitmeden doğrudan yardımcı konsolosluk personelinin önüne gidiyor ve bu personelin vize vermesi mümkün oluyor. Bu şekilde, vize memurlarının yükü hafifletilmiş oluyor. Bu sınıflandırmayı yapan ise, başvuranın doldurduğu formu ve İngiltere sınır kontrolünde tutulan kayıtları inceleyen bir bilgisayar programı.
  • Ancak bu sınıflandırmayı değerlendirip, evraklara bakmadan karar veren memurların olduğu da raporda belirtiliyor. Örneğin, iki kez red alan biri, üçüncü başvurusunda farklı doğum tarihi girdiği için bilgisayar sistemi bu kişinin risk sınıflandırmasını daha düşük risk değerleri olan sarı veya yeşil ile sınıflandırıyor. Bu kişiye vize veren memurun dosyaya bakması durumunda başvuranın doğum tarihinin yanlış olduğunu görmesi, dolayısıyla risk analizinin de yanlış olduğunu farketmesi mümkün. Bunun farkedilmeden vize verilmesi, memurların bazen evrakları ya yeterli incelemediklerini ya da hiç incelemedikleri sonucunu doğuruyor. Bu kişiye vize verilmesine rağmen,  doğum tarihinin yanlış olduğunun nasıl anlaşıldığı sorusunu müffettişler, bu kişinin parmak izinden daha önce 2 kez red aldığının belirlendiğini belirtiyorlar.
  • Bu sınıflandırma, vize alması yüzde yüz garanti birinin anlamsız şekilde vizeden red almasına neden olurken, vize alması imkansız olan bir başka birinin de vize almasını sağlayabiliyor. Bu durum, sıklıkla karşılaşılan ‘falanca kişi benden daha az para gösterdi, işi de yoktu, özellikleri bana göre daha riskliydi. O vizesini aldı ama bana vermediler‘ yakınmalarına bir açıklama getirmiş oluyor.

Ankara Anlaşması uzmanlarından Oliver Westmoreland son mahkeme kararını yorumladı

Garth Coates Avukatlık Firması uzmanlarından Oliver Westmoreland, Ankara Anlasmasinda deprem etkisi yaratan mahkeme kararini yorumladi.

Westmoreland’a göre, Ankara Anlaşmasında 4. yıldan sonra kalıcı oturum almak mümkün olmayacak. En iyimser ihtimale göre, Ankara Anlaşmasında en erken 5. yıldan sonra kalıcı oturuma koşullu olarak başvurulabilecek.

Tabii ki Brexit’den sonra buna izin verilirse…

Westmoreland’ın detaylı analizi için: http://www.garthcoates.com/news/229/Ankara-Agreement—Dependants—Indefinite-Leave-to-Remain.html

Ankara Anlaşması: Türkiye’den başvurulara yanıt verilmeye başlandı.

29 Mart 2017 ve sonrasında Türkiye’den yapılan başvurular, İçişleri Bakanlığı kararıyla bekletilmeye alınmıştı. Aradan geçen yaklaşık 8 haftalık bir süreçte yanıt alamayan başvurucuların endişeli bekleyişleri artık sona erdi.

Türkiye’deki başvuruların, geçtiğimiz Pazartesi’den itibaren incelenmeye alındığını ve sonuçların yakında başvuranlara iletileceği öğrenildi. Başvuruların incelenmesine 29 Mart 2017’den itibaren başvuranlardan başlandığı için, sonuçlar başvuru tarihine göre incelenecek. Bu anlamda, bu daha geç başvuranların sonuç alması biraz zaman alabilecektir.

 

 

Ankara Anlaşmasında ümit verici yeni bir gelişme

Geçtiğimiz hafta, İngiltere’de Ankara Anlaşmasında olanlarda deprem etkisi yaratan ve Ankara Anlaşmasında olanlara kalıcı oturum izninin verilmemesine neden olacak mahkeme kararından sonra bugün yeni ve olumlu sayılabilecek bir gelişme oldu.

8 Mart 2017 tarihli yüksek mahkeme kararı, [R (on the application of Aydogdu ) v Secretary of State for the Home Department (Ankara Agreement – family members – settlement) [2017] UKUT 167 (IAC)], Ankara Anlaşması vizelerinde, ‘stand still’ uygulamasının kalıcı oturumu kapsamadığına hükmetmiş ve 20 Mart’tan itibaren İngiltere İçişleri Bakanlığı (Home Office), bu mahkeme kararına uygun olarak, kalıcı oturum başvurularını askıya almıştı.

Mahkeme kararı sonrasında, Ankara Anlaşmasında olanların 4. yıldan sonra ne olacakları tartışılırken, bugün bir başka mahkemeden ümitlendiren bir karar çıktı. 8 Mart tarihli mahkeme kararına konu olan Hacer Aydogdu ile tamamen aynı koşullarda olan bir müvekkilimize, yüksek mahkemeye gitme izni verildi. Müvekkilimizin dosyasına bakan hakimin bu izni verirken, Hacer Aydogdu kararını dikkate almamasını önemsiyorum zira bana göre “yanlış olan bir yorum” ve “iyi savunulamayan bir dava sonucu oluşan” bu kararın, hukuki temelden uzak ve önceki yüksek mahkeme kararlarıyla çelişkili bir karar olduğu yönündeki düşüncelerimde ne denli haklı olduğumu gösteriyor.

Ara mahkemenin yüksek mahkemeye gitme izni vermesinden sonra, müvekkilimizin duruşmasının 1 Eylül 2017’de görülmesi kararlaştırıldı. Ancak İngiltere İçişleri Bakanlığının avukatlarının bu dava görülmeden bizimle uzlaşmak isteyeceklerine inanıyorum. Bunun nedeni de; açtığımız davada kullanacağımız argümanların çok güçlü ve daha önce Supreme Court’da (En Yüksek Mahkeme) kabul edilmiş argümanlar olduğunu biliyoruz. Bu sebeple, İngiltere İçişleri Bakanlığı müvekkilimizin talebini yerine getirip, ve hatta üstüne tazminat ödeyerek dava görülmeden konuyu kapatmak isteyebilir. Çünkü, dava görülmeden konu kapatılırsa, açtığımız dava diğerlerine emsal teşkil edemeyecek ve sadece müvekkilimizin yararlanacağı, benzer durumda olan diğer kişilerin yararlanamayacağı bir sonuç doğuracaktır.

Benzer bir uzlaşma örneği de geçtiğimiz yıl Kasım ayında olmuştu. İngiltere İçişleri Bakanlığı, trafik suçu nedeniyle kalıcı oturum başvurusu red olan bir başka müvekkilimizin açtığı davada uzlaşma istemiş, varılan uzlaşma neticesinde müvekkilimiz ve tüm ailesine kalıcı oturumları verilmiş ve ayrıca 7,500 Sterlin tazminat ödenmişti. Ancak bu uzlaşma, mahkeme kararı olarak çıkmadığı için, trafik suçundan benzer redleri alan diğer kişiler bu davadan yararlanamamıştır.

Emsal teşkil edebilmesi için, davayı açan müvekkilimizin davayı sonuna kadar taşıması gerekecek. Maddi yükü çok büyük olacağı için, temizlik işi üzerinden Ankara Anlaşmasında kalıcı oturuma hak kazanan müvekkilimizin bu ciddi yükü tek başına taşıyabileceğini ve kolay kolay ikna edilebileceğini sanmıyorum. İşte bu nedenle, Ankara Anlaşmasında olanların birbirleriyle dayanışma göstermelerinin önemini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

 

%d blogcu bunu beğendi: