Yurtdışı Göçmenlik ve Çifte Vatandaşlık Seminerleri

Türkiye’de Garth Coates Göçmenlik Hukuku Avukatlık Firmasınca düzenlenen yurtdışına yerleşmeyi düşünenlere yönelik seminerler ve özel toplantıların sonuncusu 20 Şubat 2016 Cumartesi günü İstanbul’da yapılacak.

seminar

Seminer, aşağıda tam adresi verilen Marriott Otel, Şişli, Istanbul’da, 20 Şubat 2016 Cumartesi günü, saat 13:00 de başlayacak ve yaklaşık 4 saat sürdükten sonra saat 17:00 sularında sona erecektir.

Seminerde, katılımcılara çay, kahve ve kuru pasta ikramında bulunulacaktır.

SON BAŞVURU TARİHİ: 10 Şubat 2016

SEMİNER ADRESİ

Marriott Hotel
Abide-i Hürriyet Cd No:142
34381 Şişli, İstanbul

20 Şubat 2016 Saat 13:00

KONUŞMACILAR VE ORGANİZATÖR FİRMA

Garth Coates Immigration Solicitors firmasından, Garth Coates, Tamer Ulay, Çelemet Yener; One Knightsbridge Capital firmasından Craig Wheeler; Birleşik Krallık Ticaret ve Yatırım Ajansı (UKTI) ve Portekiz Hükümeti Yatırım ve Ticaret Ajansı’ndan (AICEP) birer yetkili İstanbul seminer ve toplantılarına konuşması olarak katılacaktır.

Seminerin organizatörü, Türkiye’den BERCAN TUR LIMITED ŞİRKETİ’dir.

SEMİNER KONULARI:

İngiltere Göçmenlik Hukuku, vize sistemi ve yerleşime açık olan vize türleri ile çifte vatandaşlık olanağı sunan ülkelerin vatandaşlık başvuru koşulları hakkında bilgiler verilecektir. Seminerde açıklanacak vize türleri ve vatandaşlık programları genel hatlarıyla şunlardır:

  • ECAA Aimagesnkara Anlaşması vizesi (Sadece Türk Vatandaşlarına yönelik özel yerleşim vizesi)
  • TIER 1 Investor – Yatırımcı vizesi
  • TIER 1 Entrepreneur – Girişimci/İş Kurma Vizesi
  • FAST TRACK/ÇOK HIZLI Malta vatandaşlığı edinerek, Malta Pasaportu ile tüm Avrupa ülkelerinde çalışma, yaşama ve barınma olanağı ve ABD ve Kanada gibi gelişmiş ülkelere vizesiz seyahat şansı
  • FAST TRACK/ÇOK HIZLI Portekiz’de Oturum ve Çalışma izni ve 5 yıllık AB Schengen Vizesi
  • Portekiz’de konut alarak Altın Vize (Golden Visa) ve Vatandaşlık fırsatları
  • Hızlandırılmış Malta Vatandaşlık Programı

SEMİNER ÜCRETİ

Seminerimize katılım bedeli kişi başına KDV dahil 236 TL’dir. Katılım davetiyeniz için bu ücretin en geç 10 Şubat Çarşamba gününe kadar semineri organize eden BERCANTUR firmasına ödenmesi rica olunur.

KATILIM ÜCRETİ İÇİN BANKA BİLGİLERİ

GARANTİ BANKASI
İSTANBUL ELMADAĞ ŞUBESİ
HESAP ADI: BERCAN TUR LTD ŞTİ
ŞUBE KODU – HESAP NO:   234-6601981
IBAN:TR20 0006 2000 2340 0006 6019 81

Seminere katılım için, katılım ücreti ilgili banka hesabına yatırıldıktan sonra, seminer organizatörü BERCANTUR telefonla aranılarak isim, adres ve iletişim bilgilerinizi vermeniz rica olunur.  BERCANTUR firmasına 0212 2300224 nolu telefon ile ulaşabilirsiniz.

Sadece, seminer katılım bedelini ödeyip, isim, adres ve iletişim bilgilerini BERCANTUR’a iletenlere davetiye gönderilecektir.

SEMİNER KATILIMI VE DAVETİYELER İÇİN İLETİŞİM

BERCAN TUR Seyahat Acentası: 0212 230 02 24 (Hafta içi: İlknur Hanım)
Davetiye ve Seminer Kayıt Sorumlusu: 0530 964 38 13 (Faik bey)

DETAYLI BİLGİ VE KONUŞMACI BİOGRAFİLERİ İÇİN

Seminer ve özel toplantılarımız için detaylı bilgiye www.ingilterevizesi.com/seminer.asp adresinden ulaşabilirsiniz.

Sosyal Medya Paylaşımları vize başvurularını etkileyebilir

iStock_000074286781_SMALLFacebook, Twitter gibi sosya medya hesaplarından yapılan paylaşımlar, Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerine yapacağınız vize başvurularınızın red edilmesine neden olabilir. Dahası, yaptığınız paylaşımlardan ötürü, yurtdışında hapis ve para cezasına çarptırılabilir, bir çok ülkeye uzun süreli giriş yasağı alabilir ve sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalabilirsiniz.

Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Kanada, çok uzun süredir, nefret suçu işlemiş olanlara vize vermiyor. En son 1998’deki Suç ve Düzensizlik Yasası ile, Birleşik Krallık, nefret suçu kapsamına giren fikirleri, özgür düşünce kapsamı dışında bırakarak 7 yıla varan hapis cezaları, yüzbinlerce sterline varan para cezaları, ağır kamu işçiliği gibi cezalarla cezalandırmaya başladı. Yasanın hemen ardından, İngiliz İçişleri Bakanlığı, vize başvurularında, vize uzatım ve yenileme başvurularında ve vatandaşlık başvurularında nefret suçu işlenip işlenmediğini sorgulamaya başladı. Nefret suçunu, İngiltere dışında işlemiş olanların ise ülkeye girişinin yasaklanması için İçişleri Bakanına yetki verildi.

Nefret söylemleri, sadece Birleşik Krallıkta değil, tüm Avrupa Birliği ülkelerinde, ABD ve Kanada’da ciddi yaptırımlar ve cezalara neden oluyor. Suçu, bu ülkelerde işlemiş olmak gerekmiyor. Dünyanın herhangi bir ülkesinde işlenen nefret suçları, gelişmiş batı ülkelerine giriş yapılmasına engel olabiliyor, ciddi düzeydeki nefret suçları işleyenler suçu nerede işlediğine bakılmaksızın yargılanabiliyor ve ağır cezalar alabiliyor.

İngiltere’de vatandaşlık alsalar dahi, bu tür suçları geçmişte işlemiş olanların vatandaşlıktan çıkarılmaları ve sınır dışı edilmeleri söz konusu olabiliyor.

Nefret suçu nedir?

İnsanları, inançlarına, ırklarına, dillerine, cinsel tercihlerine, fiziksel görünümlerine ve engelliliklerine göre aşağılama amacıyla sınıflandırmak, onlarla alay etmek (bullying), işyerinde sırf bu nedenlerle ayrıma tabi tutmak, ayrımcılık yapmak, ön yargılı düşüncelerde bulunmak nefret suçu kapsamındadır. Bu suçu işlemiş olmak için, fiziksel bir saldırı olması gerekmez. Sözlü tacizler (Örneğin “Ermeni Tohumu” demek), aşağılayıcı sosyal medya paylaşımları (örneğin, “Akkoyunlar, beyinsizler” gibi bir gruba sözlü hakaret içeren facebook paylaşımları), mülke zarar verme (örneğin, Alevilerin camlarını kırma ya da en basitinden kapılarına X işaretinin yapılması), duvarlarda bir etnik gruba karşı hakaret ifadelerinin yazılması (örneğin, Güneydoğu’da Kürt asıllı vatandaşları aşağılama amaçlı duvarlara yazılan “itaat edin ya da terk edin pis K…ler” gibi nefret içeren yazılar), nefret suçu kapsamındadır. Daha da ötesi, belli bir grup mensubu olan kişilere yapılan sözlü tacizler de bu kapsam içine alınabilir. Kişisel ilişkiler kapsam dışındadır. Örneğin: “Alevi ile evlenmem” demek suç değildir ancak “Alevi ile evlenilmez” gibi önyargıyla motive edilmiş düşünceler suç teşkil eder. Ayrıca, hiç bir sosyal statüye sahip olmayan bazı kişilere hakaret ve aşağılama amaçlı paylaşımlar da suçtur. Örneğin, engelliler hakkında aşağılayıcı davranışlar sergilemek, eşçinsel tercihleri olanlara hakaret etmek, kadınlara karşı aşağılayıcı ifadeler kullanmak (cinsiyet hedefli nefret söylemleri) de suçtur.

Suçu işleyen kişi, vize başvurusunda bulunmuş ise ve bu suçu işlediği ispat edilirse, başvurusu red edilir. Vizesi onaylanmışsa, iptal edilir. Suç ciddi ise ve kesin delillerle ispatlanırsa, yargılanabilir ve cezaya çarptırılabilir, sınır dışı edilebilir. Bir çok ülke, nefret suçu işlediği ispat edilemese bile, nefret suçunda şüpheli olan kişilerin ülkeye girişine yasak da getirebilmektedir.

Suçun ispatı bir çok şekilde olabilir. Güvenilir şahitlerin yanısıra, suç isnat edilen kişinin sosyal medyada yaptığı suç teşkil eden paylaşımlar da aleyhine kullanılabilir. Sosyal medya hesapları, yıllarca aktif kalabildiğinden, suç teşkil eden paylaşımların çok uzun yıllar önce paylaşılmış olması, delilin ortaya çıkarılmasına engel olmaz. Bu nedenle, sosyal medyada yapılan paylaşımlarda nefret söylemi olmadığına dikkat edilmesi, ileriki yıllarda karşılaşılması olası sonuçları önleyebilir.

 

Ne yapılmalı?

İnsanlar arasında ayrım yapmak, 21. asırda medeni hiç bir insana yakışmaz. Evrensel hukuk sistemi olan ülkelerde bunun suç teşkil ettiği unutulmamalıdır ve insanları bulundukları sosyal statüden dolayı ön yargılı davranışlardan uzak durulmalıdır.

Facebook, Twitter gibi hesaplardan bir sosyal gruba, etnik yapıya ya da inanç grubuna hakaret edenlere izin vermeyin.

İngiltere içinde iseniz ve inancınızdan, etnik kökeninizden, diliniz, eğitim seviyeniz veya engelliliğinizden ötürü ayrıma uğramış iseniz, CITIZEN ADVICE BUREAU’ya başvurun.

Ciddi nefret suçu işlemiş olanlara sessiz kalmayın. Bunlardan vize veya vatandaşlık başvurusunda bulunanları, Türkiye’deki vize başvuru merkezlerine rapor edin veya İngiltere’de iseniz doğrudan İçişleri Bakanlığı’na ihbar edin.

Bu yazımı beğenmemiş olanlar veya halen kafalarında ırkçı ve ayrılıkçı zihniyet olanlardan merak edenler çıkabilir diye yazmak istiyorum. Batı ülkelerinde ırkçılık kesinlikle tolere edilmiyor. İngiltere’de yaşayan bir Türk olarak, hiç bir zaman ayrıma uğramadığımı söylemem mümkün değil, ancak bu o kadar az olmaktadır ki, dikkate almaya bile değmiyor. Ancak, Türkiye’de insanlarımız arasındaki ayrımcılık, hangi gruptan veya kökenden gelirse gelsin, tahammül edilecek sınırların çok üstünde. Bu kadar nefret suçu işleyen bir ülkenin Avrupa Birliği’ne girmesi hayal bile edilmemelidir. Hoşgörü kültürü içimize yerleşmediği sürece, kendimizi ne kadar medeni olarak gösterebiliriz?

Sosyal medya hesaplarında her gün yüzbinlerce ırkçı ve hakaret dolu paylaşım medeni bir ülkeye ve o ülkenin güzel insanlarına yakışmıyor.

David Cameron: Avrupa Birliği referandumunda aceleye gerek yok

Captureİngiltere Başbakanı, Avrupa Birliği’nden beklentilerinin, diğer AB ülkelerince yakın bir gelecekte karşılanmayacağının bilincinde olduğunu belirterek ‘sabırla bekleyeceğiz’ dedi.

 

Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunda iş dünyasının liderlerine konuşan Başbakan, AB ile olan iştişarelerinde başlangıçta Şubat ayına kadar bir sonuca ulaşmayı istediğini ancak ilerleyen süreçte bazı prüzlerin yaşandığını belirterek, ‘AB’den ayrılıp  ayrılmamanın oylanacağı referandum’ için acele etmeye gerek olmadığını ve sabırla bekleyerek AB ile bir anlaşmaya ulaşmanın yolunu arayacaklarını söyledi: “Eğer iyi bir anlaşma olmazsa ise, acele etmeyeceğim. Referandumu Ekim 2017’in sonuna kadar tutabilirim

Başbakan, Birleşik Krallık’ın “herkes için en iyisini” talep ettiğini belirterek, “Fikrimiz, tek pazar içinde yer almak ancak tek para birimi içinde değil, aynı zamanda rahat dolaşımın gerekliğine inanıyoruz, ancak açık sınır politikasına karşıyız” dedi. Bazı gazetecilerden gelen “kısmi anlaşma olması durumunda ne yapacaksınız” sorusuna Başbakan “en azından güçlü bir yanıt bekliyoruz” şeklinde yanıt verdi.

İngiltere Başbakan’ının bu konuşması, politika analizcilerince, AB politikasında U dönüşü yapıldığı anlamına geldiği şeklinde yorumlanıyor. Zira Başbakan, daha iki yıl önce çok şiddetli bir şekilde, talepleri karşılanmaz ise, İngiltere’nin AB’den ayrılmak üzere referanduma gideceğini söylüyordu. Başbakan, AB’den ayrılan İngiltere’nin finans dünyasının batacağının farkına varmış olmalı ki, geri adım atmışa benziyor. Hatta son  aylarda, “İngiltere’nin her koşulda AB içinde kalmasının” daha iyi seçenek olabileceğini dillendirmeye başladı.

İngiltere’de son kamuoyu araştırmaları, halen %65 oranında AB içinde kalmayı destekliyor.

 

 

Yetişkin aile bireylerinin oturum izinlerinde aranılan çıta yükseliyor

İngiltere’ye birinci dereceden akrabalarını getirmek isteyenlerin önündeki engel giderek zorlaştırılıyor.

“Adult Dependant (yetişkin aile bireyi) vizelerinde aranılan koşullar, Aralık 2015’te yürürlüğe giren son yönetmelik değişikliğiyle daha da ağırlaştırıldı. Daha önceki yönetmelikte, ‘İngiltere’ye gelecek olan yetişkin aile bireylerinin, gelecekleri ülkede birinci dereceden hiç bir akrabası olmaması istenirken, son yönetmelikte, buna ek olarak, gelecek kişiye parayla bakıcı bulunamadığın da ispatlanması istenecek.

İngiliz kanunlarına göre, Adult Dependant (Yetişkin Aile Bireyi) kapsamına şunlar giriyor:

  • İngiltere’de sürekli oturum izni olan veya İngiliz vatandaşı olan kişilerin;
    • 18 yaşından büyük çocukları
    • 18 yaşından büyük erkek veya kız kardeşleri
    • Büyükanne ve Büyükbabaları
    • Anne veya babası

Son yönetmeliğe göre, bu kişilerin İngiltere’ye yerleşim amacıyla gelebilmeleri için, mutlaka yaşamsal önemde nedenlerinin olması ve İngiltere’ye gelmekten başka hiç bir çarelerinin olmaması gerekiyor.

Yönetmeliğe göre, aranılan çok sayıda finansal koşulun yanısıra, İngiltere’ye yerleşme amacıyla gidecek kişilerde şu koşullara da bakılacak:

  • Geldiği ülkede hiç bir yakın aile bireyi  ve çocuğu olmamalıdır
  • İngiltere’deki sponsoru ile birinci dereceden aile bağı olmalıdır (Sadece anne, baba, kardeş veya evlatlık bağı olanlar kabul ediliyor)
  • Maddi olarak İngiltere’deki sponsoruna yüzde yüz bağımlı olmalıdır
  • Yaş, sağlık veya kalıcı özründen dolayı, günlük yaşamını idame edebilmesi için uzun dönem bakıma ihtiyaç duymalıdır
  • İngiltere’deki sponsor, gelecek kişinin bakımı için paralı bakıcı bile bulamadığını ispatlamalıdır

Bu yönetmelik, ölmek üzere bile olsa, gelecek kişiye, kendi ülkesinde bakım ayarlanabileceği ve İngiltere’ye gelmesine gerek kalmadığı tezini, vize redlerinde kullanmaya olanak sağlayacaktır.

Son yönetmelik, özellikle çocukları İngiltere’de olan ve Türkiye’de bakıma ihtiyaç duyan yaşlı insanları çok ciddi olarak etkileyecektir.

 

Avrupa Birliği’nin Türk Vatandaşlarına Vize Uygulamasını Kaldırması Söz Konusu

Türk Vatandaşlarının Schengen bölgesi içindeki AB ülkelerine vizesiz seyahati Ekim 2016’dan itibaren mümkün olabilir. 

29 Ekim 2015’te, Avrupa Birliği, vizesiz seyahat için Türkiye’nin göçmen politikalarındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi koşuluyla, Ekim 2016’ya kadar vizesiz seyahat programına dahil edilebileceğini belirtti. Bu, Schengen bölgesine seyahat etmek isteyen Türk Vatandaşlarına vize uygulamasının kaldırılması anlamına geliyor.

Vizesiz seyahatte Türkiye’den beklenilen nedir?

Vizesiz seyahat programına dahil edilebilmesi için, Türkiye’nin yapması gereken çok ciddi ve ağır ev ödevleri var:

  • Türkiye üzerinden Avrupa’ya mülteci akının kesilmesi için Türkiye’nin etkin sınır kontrolü yapması,
  • Türkiye’nin yüksek oranda mülteci ihraç eden ülkelere uyguladığı vizesiz seyahat serbestisini kaldırması,
  • Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçen mültecileri geri alması.

Vizesiz seyahat, sadece schengen ülkeleri ile sınırlı

Türkiye’nin yukarıda sayılan ödevleri yapması durumunda, Türk vatandaşlarına sadece schengen bölgesi için vizesiz seyahat olanağı sağlanacak. Amerika, Kanada gibi ülkeler ve Schengen bölgesi dışında kalan İrlanda ve İngiltere’ye vize almadan seyahat etmek mümkün olmayacak.

Vizesiz sehayat, sevindirici bir gelişme midir?

Hem evet, hem hayır.

Evet, çünkü Türk vatandaşları Schengen ülkelerine seyahat için vize kuyruklarına girmek ve vize parası ödemek zorunda kalmayacaklar.

Hayır, çünkü, vizesiz sehayat serbest dolaşım değildir. Vizesiz olarak schengen bölgesindeki bir ülkeye kadar gidip, sınır kontrollerine takılma ve ülkeye alınmadan geri gönderilme riski vardır. Yapılacak onca masraf sonunda (uçak bileti, yurtdışı çıkış harcı, otel rezervasyon paraları vs), ülkeye giriş yapamadan geri gönderilmenin faturası, vize parasından çok daha yüksek boyutlara ulaşabilir.

Vizesiz Seyahatin en belirgin artıları: Vize kuyruğu, randevu, vize başvuru parasının olmamasıdır.

Ancak, madalyonun bir başka yüzü daha var: Schengen ülkesine vizesiz seyahat edenler, ülkeye varışlarında, havaalanında veya sınır kapılarında göçmenlik kontrolüne tabi tutulurlar. Bu, aslında bir bakıma Türkiye’de vize almaktan farklı bir uygulama değildir. Tek farkı, vize ücreti ödenmez. Sınır kontrollerinde, normalde vize başvurularında kullanılan her tür belgenin, sınır kontrolünü yapan görevlilere sunulması gerekebilir. Örneğin, ne iş yaptığınız, ne kadar kazandığınız, seyahat nedeniniz, nerede kalacağınız, yanınızda ne kadar para olduğu ve dönüş biletinizin olup olmadığı sorgulanabilir ve bunların belgeleri istenebilir.

Sınır kontrolünü yapan görevli, aynen Türkiye’deki vize başvurusundaki vize memuru gibi, ülkeye giriş yapıp yapamayacağınıza karar verme yetkisine sahiptir. Bu, vizesiz seyahat özgürlüğüne rağmen, bir ülkenin egemenlik haklarını kullanması sonucu ülkeye girişinizin engellenebileceği ve geldiğiniz ülkeye geri gönderilebileceğiniz anlamına geliyor.

İşin kısası: Vizesiz seyahat aslında bir formalitedir. Serbest dolaşım olmadığı sürece, bir ülkeye vizesiz sehayat etmek, o ülkeye girişi garanti etmez. Haklı veya haksız yere nasıl vizeler red edilebiliyorsa, sınır kapılarından da haklı veya haksız yere geri çevrilmeler olacaktır.

Bu yüzden önemli olan vizesiz seyahat değil, SERBEST DOLAŞIM’dır.

Serbest Dolaşım için Türkiye’nin mutlaka Avrupa Birliği’ne girmesi gerekir. Ancak bugünkü konjektürde, yani, zayıf insan hakları karnesi, düşük yaşam kalitesi, yetersiz ve adil olmayan ekonomik gelir dağılımı yüzünden, serbest dolaşım ve AB üyeliği, şu an için uzak bir hayal gibi görünüyor.

Ankara Anlaşmasında ortaklık yapmak sorun olmaya devam ediyor

shutterstock_95578162Birleşik Krallık’ta, Ankara Anlaşmasına dayalı ECAA vizesi ile kurulu bir işe ortak olmak, sağlam dayanaklar olmadığı sürece sorun olmaya devam ediyor.

İçişleri Bakanlığı memurları, hali hazırda faaliyette bulunan işyerlerindeki ortaklık başvurularında, 2013’e kadar sorun çıkarmadan onay vermekteydiler. Bunun en belirgin nedeni, ortaklık için ne tür belgelere ihtiyaç duyacakları konusunda eğitim almamış olmarıydı. Faaliyette olan işlere ortak olmak isteyenlerden, basit bir ortaklık sözleşmesi istenmekle yetiniliyordu.

Kurulu işlere ortak olarak Ankara Anlaşması vizesi almak, bir çok başvurana kolaylık sağlıyordu. Hali hazırda kurulu ve kar eden bir iş olduğu için, zarar etme riski çok düşüktü ve kolaylıkla kalıcı oturuma doğru ilerlenebilirdi. Ancak başvuranlar arasında ciddi başvurucular olduğu kadar, esneklikten yararlanıp İngiltere’ye bir şekilde yerleşmek amacında olanlar da vardı. Örneğin, Londra’daki amcasının cafe’sine kendini ortak olarak gösterip, hem vatandaşlığa giden yolda ilerlemek hem de çalışma izni formalitesine girmeden, amcasına işyerinde yardımcı olmak isteyenler oldu.

Her şey bir ihbar ile başladı. Bir başvuranın gerçekte ortak olmadan yakın akrabasının dükkanına ortak gibi gösterilerek vize aldığı ihbarı, İçişleri Bakanlığına ulaştı. İşte bu aşamada, memurların aklı başına geldi. Ortaklık sözleşmesi, iki kişi arasında imzalanan göstermelik bir belge olabilirdi ancak gerçek ortaklıklarda en önemli gösterge, dükkanın yasal kira kontratında ve tapu kayıtlarında da bu ortaklığın görünmesi gerekirdi. İngiltere yasalarına göre, bir işyerine ortak olunduğunda, ortakların isimleri kira kontratı (lease agreement) ile birlikte tapuya kaydedilmeliydi. 2013’ten itibaren bakanlık görevlilleri, bu belgeleri istemeye başladılar ve ciddi ortaklıklarla-sözde ortaklıklar teker teker belli olmaya başladı.

Başvuranların yüzde doksanına yakınının, gerçek ortaklık olmadığı ortaya çıktı. Zira, bu ortaklıkların hiç biri tapuya bildirilmemişti. Daha da kötüsü, bu ortaklıkların neredeyse tamamı Türk asıllı işyeri sahipleri ile yapılmıştı ve çok daha kötüsü, ortak alan ile ortak olan arasında yakın akrabalık bağı söz konusuydu. Bu akrabalık bağı, baba-oğul veya abi-kardeş düzeyine kadar inmekteydi.

2014 son baharında, Ankara Anlaşmasına bakan içişleri bakanlığı birimi, Sheffield’den Liverpool’e taşındığında, dosyalara yeni memurlar bakmaya başladılar. Bu yeni memurlar da, tıpkı eski memurların ilk yıllarda yaptığı hataları tekrarlayarak sadece ortaklık anlaşmasını yeterli buldular. Ta ki, geçtiğimiz aya kadar.

Şu an itibarıyla, ortaklık başvurularında tapu kaydı istenmesi memurlarca alışkanlık haline getirilmiş durumda. Bunun yanısıra, ortakların uyrukları ve akrabalık dereceleri de sorgulanıyor. İşyerine ortak olunduğunda, tapu kaydının yapılmaması artık ciddi red nedenlerinden görülüyor. Ayrıca, ortakların neden ortak oldukları, işyerinin neden bir ortağa ihtiyaç duyduğu, ortak olan kişinin işyerinin gerçek değeri üzerinden mi yoksa düşük bir rakam üzerinden mi ortak olduğu gibi detaylar da incelenmekte.

Her zaman altını çizmekte yarar buluyorum. Ankara Anlaşması vizesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verilmiş bir ayrıcalıktır. Ancak bu ayrıcalığın suistimal edilmemesi çok önemlidir, zira yapılan sahte ortaklıklar, ciddi niyetli olan kişileri de etkilemektedir. Bu suistimaller mutlaka son bulmalıdır. Aksi halde, Ankara Anlaşmasına başvuran herkesin potansiyel sahtekar olarak görülmesine neden olacaktır.

Ankara Anlaşmasında bahar havası sona erdi

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına İngiltere’de kendi işlerini yapmalarına ve 4 yıl içinde kalıcı oturum ve 5. yılda vatandaşlık başvurusunda bulunmalarına olanak sağlayan Ankara Anlaşmasında, geçtiğimiz Ekim-Kasım aylarında yaşanan bahar havası sona ermiş görünüyor.

Bir önceki Blog yazımda da bahsettiğim üzere, İngiltere İçişleri Bakanlığı, Ankara Anlaşmasına dayalı vizelerde 6 ayı bulan dosya inceleme sürecini, memurlardan hızlı kararlar vermelerini isteyerek hızlandırmış ve bunun sonucunda, bir çok memur, dosya içeriğine detaylı olarak bakmadan önlerine gelen hemen her dosyaya onay vermişti. Bahar havası olarak adlandırabileceğimiz bu süreçte, bazı başvuranlar dosyasına red beklerken, onay almanın mutluluğunu yaşadılar.

Ancak, Aralık ayı başı itibarıyla, bekleme süreci 6 aydan 3 haftaya düştüğünde, dosya inceleme süreci normale değil, daha da kötüsü olan zorlaştırma sürecine döndü. Yıl sonu raporlarında memurların kaç kişiye onay ve kaç kişiye red verdiklerini belirtmeleri gerekiyor ve bir çok memurun red oranı, yaşanan bahar havasından dolayı oldukça düşük durumda. Bunun bir sonucu olarak, şimdi memurlar ellerindeki dosyalara red vererek, istatistiklerindeki red oranını yükseltmeye çalışıyorlar.

Ancak, memurların önünde bir zorluk var. Minareyi çalmak için, kılıfını da hazırlamaları gerekiyor. Yani, red verecekleri dosyalara bahane üretmeleri şart. Bahar havası sona erdikten sonra, oldukça ılımlı olarak tanınan memurların bile, akla hayale gelmeyecek nedenler üretmeye çalıştıklarını gözlemliyorum.

Kendi müvekkillerimize henüz bir red almış değiliz, ancak başvuran kişilerden ek evrak isterken çok garip taleplerde bulunabiliyorlar. Örneğin,

  • Proof that you intend to advertise your services in the UK  (İngiltere’de reklam vermeye niyetli olduğunuzun delili)
  • Personal bank account statements from a bank in the UK (İngiltere’de faaliyet gösteren bir bankadan kişisel hesap ekstresi)
  • Letter from your potential clients, guaranteeing to use your services, which also specify how regularly they will use your services and at what fee (Potansiyel müşterilerden alınacak ve servislerinizi ne kadar sıklıkla ve ne kadar ücretle kullanacaklarını garanti eden mektuplar)

Blogumu takip eden sıradan okurlarımın, yukarıdaki ifadelerin ne anlama geldiğini ve ne kadar mantıklı veya mantıksız olduklarını anlamaları zor olabilir. Ancak, Ankara Anlaşması vizelerinin içinde olanlar, bunların ne anlama geldiğini çok iyi anlayacaklardır.

Öncelikle, bir niyetin ispatının nasıl olacağını anlamakta zorluk çektiğimi belirtmem gerekiyor. Memur, bir başvurandan İngiltere’de ticari faaliyete geçtiğinde, reklam vermeye niyetli olduğunun delilini istiyor, ancak bunun nasıl olacağını açıklamıyor. Bir niyet nasıl delillendirilebilir? Yalan makinasına veya niyet okuma makinesine bağlanarak mı?

Bir başka memur, İngiltere’de 6 aylık turistik vizeyle kalırken Ankara Anlaşmasına başvuran bir başkasından, İngiltere’de açılmış banka hesabının ekstresini göndermesini istiyor.  Oysa, İçişleri Bakanlığının son yönetmeliği, İngiltere’de 1 yıldan daha az süreyle vizesi olanlara bankaların hesap açmalarını yasaklıyor. Şimdi, kendi bakanlığının yasakladığı bir işlemi, memur başvuran kişiden gerçekleştirmesini istiyor ancak bunu nasıl başarabileceğini açıklamıyor.

Daha da garibi, daha işini kurmamış olan bir başvurandan, bir bakanlık memuru, garanti potansiyel müşteri istiyor. Ticari hayatta hiç bir müşterinin garanti olamayacağını, İngiliz finans dünyası yüzyıllardır kabul etmiş durumda ancak memur, nedense garanti müşteri görmek istiyor.

Minare’nin çalınacağı kesin, ancak henüz kılıf hazır değil. Memurlar da işte bu kılıfı hazırlamanın gayreti içindeler.

Ancak, ben ve benim gibi düşünen meslektaşlarım minareyi kimseye kaptırmamaya kararlıyız. Hangi kılıfla gelirlerse gelsinler, İngiltere’deki bağımsız yargı yollarını kullanarak, müvekkillerimizin haklarını sonuna kadar arayacağız ve başaracağız. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 228 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: