Radikal yaptırımlar içeren göçmenlik yasası yürürlüğe girdi

immigrationlawMayıs ve Temmuz aylarında arka arkaya yürürlüğe giren yasalarla, göçmenlerin İngiltere’deki yaşamları daha da zor hale getirildi. Yapılan değişikliklerle, artık sadece ev kiralamak değil, aynı zamanda bankada hesap açmak da zorlaştırıldı.

BANKA HESABI AÇMAK ZORLAŞTI

Bunun etkilerini ilk elden görmeye başladım ve 12 yaşındaki oğluma bankada hesap açmaya gittiğimde, akla hayale gelmeyecek sorular ve engellerle karşılaştım. Bir İngiliz vatandaşı bankada hesap açmakta böyle zorlanıyorsa, göçmenlerin ne kadar zorlanacağını artık siz tahmin edin.

EV KİRALAMAK İÇİN YASAL OLDUĞUNUZU İSPATLAMAK ZORUNDASINIZ

Mal sahipleri, artık evlerini yabancılara kiralarken 2 defa düşünmek zorunda kalacak. Parlamentonun onayladığı yasa ile, evlerini kaçak göçmenlere kiraya veren mal sahipleri para ve hatta hapis cezası ile yargılanacak. Ancak ‘mal sahiplerini, kiracı adayının kaçak veya yasal olup olmadığını nasıl anlayacak’ sorusuna hükümet henüz yanıt bulabilmiş değil. Hayatı boyunca hiç vize görmemiş milyonlarca İngiliz mal sahibi var.  Bunlar bir vizeyi görmeyi bırakın ne anlama geldiğini dahi bilmiyor. Hangi vize ev tutma hakkı veriyor, hangisi vermiyor, ayrıca bir vizenin sahte mi gerçek mi olduğunu sıradan bir insan nasıl anlayabilir? Bu durumda, İngiliz mal sahipleri, kendilerini riske etmemek için, yabancılara toptan bir yaklaşımda bulunacaktır,yani yabancılara artık evlerini kiraya vermeyecektir. Bu, ev kiralamasında fahiş fiyatlara ve karanlık güçlerin el altından gizlice ev kiralama işlerine başlayacaklarına işaret ediyor, ki daha şimdiden, Londra’daki ev kiraların %10 civarında artmış durumda.

Geçenlerde, bir avukat meslektaşımın, Home Office’in Croydon’daki merkezinde, üst düzey bir görevliyle tartışmasına gülümseyerek şahit olmuştum. 3 yıl kadar önce, Croydon’daki merkezlerinde, sahte vizeyle çalışan Kolombiyalı temizlikçiler yakalandığında, Home Office, sahte vizenin farkına varamadıklarını itiraf etmişti. Peki, uzmanların anlayamadığını sıradan bir mal sahibi nasıl anlayabilir? Bunun yanıtını herkes merakla bekliyor.

MAHKEME HAKKI DAHA DA KISITLANDI

Önceki yasalarda 17 olan mahkemeye gitme hakkı, şimdi 4 tür vize ve koşulla sınırlanıyor. Artık, vizeniz red edilirse, mahkemeyi İngiltere’de beklemek yerine, kendi ülkenizde beklemeniz gerekebilecek. Kısaca siz ülkenize geri dönün, biz mahkemenizi siz olmadan da görürüz diyorlar. Hükümet, bu durumda mahkemenin ne işe yarayacağına henüz bir açıklık getirmiş değil tabii.

Neyse ki, bu kısıtlama Ankara Anlaşması vizelerini kapsamıyor.

VATANDAŞLIKTAN ÇIKARMALAR KOLAYLAŞTI

Göçmen iken, daha sonra vatandaşlık kazananlardan, İngiliz toplumuna veya ülkeye tehlike tehdit ettiğine inanılanların vatandaşlıkları ellerinden geri alınabilecek.

SAHTE EVLİLİKLERDE CEZALAR ATTI

Hükümetin en çok şikayet ettiği husus, AB üyesi bir başka ülke vatandaşı ile evlenenlerin, İngiltere’de otomatik oturum hakkının olması. Hükümete göre, bu evliliklerin ezici çoğunluğu sahte. Yeni yasa sahte evlilik yapanlara ve aracılık edenlere ağır para ve hapis cezası getiriyor.

GEÇİCİ VİZELERDE SAĞLIK SİSTEMİNE KATILIM PAYI ALINACAK

Yasa, İngiltere’ye geçici vize ile gelenlerin (Örneğin, öğrenciler ve çalışma izni sahipleri) NHS yani Ulusal Sağlık Sistemi’nden yararlanabilmeleri için vize başvuruları esnasında katkı payı ödemelerini zorunlu kılıyor. Henüz, bu rakamın ne olacağı belli değil, ancak NHS yetkilileri ile katılım payı rakamı konusunda görüşmeler devam ediyor.

TIER 1 ENTREPRENEUR VİZESİNE ÜLKE İÇİNDEN BAŞVURULAR ARTIK YAPILAMAYACAK

Hükümet, TIER 1 girişimci vizesine başvuranların çok büyük kısmının sahte iş yapmış gibi görünüp, düşük kalifiye işlerde çalıştıklarını iddia ederek, bu vize türüne başvuruların artık sadece İngiltere dışından yapılabilmesini sağlayan yasayı da çıkardı. Gerekçe çok basit. İngiltere’ye okumaya gelen yabancı öğrenciler, ülkeyi beğenip kalmaya karar veriyorlar ve tek yol olarak bu vize türünü kullanıyorlar. Şirket kurup kendilerini büyük ölçekli iş yapmış gibi gösteriyorlar ancak hükümete göre bunlar sağda solda temizlikçi, garson, satış elemanı veya mağaza görevlisi gibi düşük işlerde çalışıyorlar. Yasa, bu kişilerin İngiltere dışına çıkmadan vizelerini değiştirme olanağını kaldırıyor.

Home Office’de skandal ötesi rezalet

2078304297_f94d0959be_b-660x438Bakanlığın kasıtlı yanlış kararlarla red verip şanslarını denedikleri bilgisini daha önce paylaşmıştım. Ancak geçtiğimiz ay rastlantı eseri elime gelen ve Ankara Antlaşması dosyalarına bakan memurlara gönderilen bir memo (kurum içi gizli yazışma) olayın artık skandaldan öteye, adeta rezillik düzeyine geçtiğini kanıtladı. Memo elime geçtiğinde, okuduklarıma inanamadım, yüz kızartıcı talimatların olduğu memo, Home Office’in insan hayatıyla nasıl alay ettiğinin resmi bir belgesi olarak, belki de yıllarca zihnimde ve bilgisayarımda kayıtlı olarak kalacak.

Memo, Home Office içinde bir memurdan başka bir memura yazılmış talimatı içeriyor. Ankara Anlaşması ile ülkede 4 yılını tamamladıktan sonra, süresiz oturum iznine başvuran bir bayanın kaderi bu memo ile çiziliyor. Adı bende gizli bu bayan arkadaşımız, aracı veya avukat kullanmadan kendi başına vizeye başvuruyor. Bu başvuru için gereken her evrağı büyük bir titizlikle hazırlıyor ve bunları başvuru formuyla birlikte gönderiliyor. Buraya kadar her şey normal.

Tuhaflıklar, başvuruyu yapan bayanın vize merkezine mülakat için çağrılmasıyla başlıyor. Sonradan anlaşılıyor ki bu arkadaşın dosyası, Home Office dahilinde Ankara Anlaşması işlemlerine bakan ekipteki en acımasız memura düşmüş. Mülakat son derece sert ve moral bozucu bir havada geçiyor. Memur sorduğu soruların cevaplarını doğru düzgün dinlemeye tenezzül dahi etmeden, tepeden bakan ve kaba tavırlarla başvuranın mülakatını(!) yapıyor. Mülakat sonrası başvuran kişiye, dosyasına kararın 1 hafta içinde verileceği söyleniyor ve gerçekten de 1 hafta sonra dosyası red mektubuyla birlikte kendisine iade ediliyor. Bin bir sıkıntı ile geçen 4 yıllık bekleme sonrasında, dosyasının çok iyi olduğu inancıyla süresiz oturum iznini kolaylıkla alabileceğini düşünürken, başvurusuna red alması bu arkadaşımızın bütün umutlarını ve hayatını alt üst ediyor.

Red kararını eline alır almaz, tek başına destek almadan başvurmuş olmasının üzüntüsüyle beni telefonla arayarak acil yardım istiyor ve red kararına karşı açılacak itiraz davasında (appeal) kendisini mahkemede temsil etmemi istiyor. Aşırı iş yoğunluğum nedeniyle, o anda dosyayı alamayacağımı belirtmek zorunda kaldım ancak fikir verebilmem için red yazısını ve bakanlıktan gelen dökümanları bana göndermesini istedim. İşte bu anda, başvuruyu yapan arkadaşın kendisine Home Office’den gelen tüm belgeleri bana gönderdiğinde, acımasızlığı ile ünlü, insanların hayatlarını alt üst ederken adeta zevk alırcasına işlem yapan bakanlık memurunun, yanlışlıkla kendi memosunu da dosyayla birlikte başvuran kişiye gönderdiğini anladım. Kader, sanki bu memuru cezalandırmak ve yüzünü kızartmak istiyor ki, memura böyle büyük bir hatayı yaptırıyor.

Lafı uzatmayacağım, ilgili memo, dosyaya bakan memur tarafından, başvuran kişiyi mülakat edecek bir başka memura yazılan talepleri içeriyor. İçeriğinde, kısaca başvuran kişinin durumunun REFUSAL MEETING de, yani Red Toplantısında değerlendirildiği, kendisine red verileceği, ama güçlü red gerekçeleri üretilebilmesi için sağlam soruların sorulması gerektiği mülakatı yapacak memurdan isteniyor. Yani türkçe meali ile aynen şu söyleniyor:

Bu arkadaşa biz red vermeyi kararlaştırdık, ama bu reddimizi elimize yüzümüze bulaştırmadan güçlü gerekçelerle vermek için, mülakatın dikkatlice yapılması ve bilemeyeceği soruların sorulması ricasıyla….

Düşünebiliyor musunuz? Binbir umutla vize alabileceği hayali ile günlerce mülakat heyecanıyla kendini mülakata hazırlayan bu arkadaşımızın idam fermanı çoktan verilmiş. Kendisine daha güçlü nedenlerle red verebilmek için mülakata çağrılıyor.  Onca heyecanı, çabası, çırpınması boşuna. Memurun önüne ne tür evrak veya delil koyacaksa koysun, sorulara nasıl bir cevap verecekse versin, zaten red kararı çoktan verilmiş.

Bu belge, Home Offıce için yüzkarasıdır. Memurların, insanların hayatlarıyla nasıl alay ettiklerinin resmi bir belgesidir. Ankara Anlaşmaası ekibi içinde, verdiği red kararlarıyla ün yapan memurun, acımasızlığının ve önyargılı kararlar verdiğinin resmen tescilidir.

Kendimi  bir an bu arkadaşın yerine koymadan edemedim. Yüzlerce kilometre yol katederek, ikamet ettiği şehirden, Ankara Anlaşması vizelerinin bakıldığı Sheffield’e, elinde koca koca dosyalarla gitmesini ve mülakatı yapan memurun önünde, kendini ispat edebilmek için faydasız çırpınmalarını tahmin edebiliyorum.

Zaman darlığından ve elimdeki dosya yükünden dolayı bu red gerekçesine karşı açılacak davayı şahsen ben alamadım, ancak almış olabilmeyi çok isterdim. Ankara Anlaşması vizelerinde, başvuranların kabusu haline gelen malum memuru, şimdiye kadar bir çok mahkemede yenilgiye uğratmıştım ancak bu davada, onu savunacak bakanlık avukatının yüz halini görmek, yenilgilerini utanç içinde tatmalarına şahit olmak isterdim. Davayı ben alamadım, ancak umarım davayı alan kişi kimse, bu zevki fazlasıyla tatar.

Güya yasalara ve kurallara uygun karar vermekle yükümlü olan Home Office’in bu tür bir yaklaşımla başvuruları sonuçlandırmayı amaçlıyor olması kendileri için utanç verici olmasının da ötesinde gerçek bir skandal, hatta daha da ötesi rezalettir. Daha önce de pek çok kez belirttiğim gibi göçmenlere karşı artık neredeyse hiç tolerans göstermemeye başlayan devlet politikası, memur düzeyine indiğinde artık tamamen acımasızlaşıyor ve insanların aile hayatları kolaylıkla karatılabiliyor.

Paylaşacak çok şey var

Garth Coates ekibi olarak, hemen her gün çok enteresan vize sonuçları ve mahkeme kararları ile karşılaşıyoruz. Bloğumuzu takip edenlerin bunları bilmek istediklerine de eminim, ancak zaman darlığından dolayı ancak ayda 1-2 blog yazısı hazırlayabilmekteyiz.

Bizlere blog yazılarında yardımcı olmak isteyenler varsa, vizesizdunya@garthcoates.com adresinden bize ulaşmalarını rica edeceğiz.

İlgi gösterenlere şimdiden çok teşekkür ederiz.

Evlilik vizelerinde mahkeme kararını açıkladı

Bir önceki blog yazımda, Evlilik vizelerinde aranılan minimum gelir kuralına bakan mahkemenin nasıl bir karar vereceği konusunda tahminlerime yer vermiştim. Maalesef tahminlerimde haklı çıktım. Mahkeme, İçişleri Bakanlığı’nı haklı bularak, evlilik vizelerine başvuranların £18,600 sterlinden başlayan gelir ispatında bulunmalarını onayladı. 28 Haziranda mahkemenin verdiği kararın gerekçesi bugün yayınlandı.

£18,600 sterlinlik minimum gelir, çocuklu ailelerde çocuk sayısına bağlı olarak en az £22,400 sterlinden başlıyor. Bir başka ifade ile, iyi geliri olmayanların ailelerini İngiltere’ye getirmeleri neredeyse imkansız. Tabii, Ankara Anlaşması veya diğer Avrupa Birliği vizelerinden biri ile İngiltere’de kalmıyorsanız.

Mahkemenin herkes için çok uzun ve yorucu bir süreç olduğunu biliyorum. Sadece duruşmaya katılan avukatlar açısından değil, aynı zamanda, sayıları binlerle ifade edilen evlilik ve eş vizesi mağdurları açısından çok zor bir süreçti. İnsanlar, eşlerinden aylarca ayrı yaşamaya zorlandılar ve mahkemenin bu kararı binlerce kişi için çok büyük bir yıkım olacaktır.

Davayı kaybeden evlilik vizesi mağdurlarının kararı temyize taşıyacaklarına kesin gözüyle bakıyorum ancak, süreç en az 1-2 yıl daha zaman alacaktır.

Bu arada, mahkeme kararı sonuçlanana kadar vize başvuruları dondurulan binlerce kişi bugünden itibaren vizelerinin red edildiğine dair kararı almaya başlayacaklardır.

Hayal kırıklığına uğrayan binlerce mağdur adına, üzüntülerimi belirtmek istiyorum. Ancak, hukukun mutlaka üstün geleceğine ve eninde sonunda bu yanlış kararların düzeltileceğine inandığımı da eklemek istiyorum.

Evlilik vizelerinde mahkemeden haber bekleyenlere kötü haber

Uzun zamandır evlilik vizeleri konusunda, geçtiğimiz Mart ayında yapılan mahkeme kararının nasıl sonuçlandığı konusunda sorular almaktayım. Sıklıkla yaşadığım zaman sorunumdan ötürü bu konuya daha önce değies ailenememiştim ancak kısaca bu konuya değinmemde yarar var, zira aylardır eşini ve çocuklarını İngiltere’ye getirmek üzere bekleyen, hatta beklemekten sıkılan ve aile hayatı bitmek üzere olan binlerce kişi var.

Herşey, 2 yıl önce Home Office’in yani İngiltere İçişleri Bakanlığı’nın, eş ve çocukları kapsayan evlilik vizelerinde, yıllık en az 18,600 sterlin kazanç elde edilmesini zorunlu kılan değişikliği yasalaştırmasıyla başladı. Yasa, İngiltere vatandaşı veya ülkede süresiz oturum izni olanların, ülke dışındaki eşlerini İngiltere’ye getirebilmesi için en az 18,600 sterlin gelir elde etmelerini zorunlu kıldı. Eşi dışında çocuklarını da getirmek isteyenler için, yıllık kazanç en az 22,400 sterlin’e çıkıyor ve ilk çocuktan sonraki her çocuk için bu rakam çocuk başına 2,400 sterlin artıyor.

Yasa değişikliğinden sonra, eş ve çocuklarını İngiltere’ye getirmek isteyen, ancak yeterince kazanamadıkları için vize başvuruları red edilen bazı kişiler adına, Anayasa Mahkemesi olarak adlandırılabilecek Supreme Court’da, yasanın iptali için dava açılmak isteniyor. Ancak, Anayasa Mahkemesinin bu davaya bakabilmesi için, dava açmak isteyenlere, bir ön mahkemenin (yüksek mahkeme) izin vermesi gerekiyor. Bu izni, geçtiğimiz Temmuz ayında yüksek mahkeme yargıcı, tarafları dinledikten sonra veriyor. İznin çıkması, taraflara Anayasa Mahkemesine giderek, yasanın iptali için dava açılmasına olanak tanıyor. Bu arada, mahkeme kararından sonra, Anayasa Mahkemesinin kararına kadar, evlilik vizesine başvuranlara, mali nedenlerden ötürü red verilmeden, vize başvuruları beklemeye alınıyor.

İçişleri Bakanlığının resmi rakamlarına göre, 2013 Temmuzundan bugüne 350o civarında dosya, mali yetersizlikten dolayı red verilmeden, Anayasa Mahkemesinin kararı için beklemeye alınmış durumda. Bu dosyalar arasında düzinelerde Türk vatandaşının eş ve çocuklarının yaptıkları vize başvuruları da var ve son aylarda bu vatandaşlarımızdan dava sonucu hakkında çok sayıda email ve telefon almaktayım.

Yüksek mahkemenin dava açılmasına yeşil ışık yakmasından sonra, taraflar Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunuyorlar. Anayasa Mahkemesi duruşması 4-5 Mart 2014’de tarafların katılımıyla gerçekleşiyor. Mahkemeye katılanların ifadesine göre, her iki taraf da, duruşmaya çok iyi hazırlanmış. Home Office yani bakanlık avukatları, yasanın zorunluluğuna ve İngiltere parlamentosunun hükümranlığına işaret ederek, yasayı savunurken, vizeleri red edilenlerin avukatları, insan hakları ve mantığa aykırı olduğunu öne sürerek yasanın iptalini istiyorlar.

Duruşma öncesinde, Anayasa Mahkemesinde dava açılmasına yeşil ışık yakan hakimin gerekçelerini okuduğumda, Anayasa Mahkemesindeki duruşmanın kısa süreceğini ve en fazla 2 hafta içinde karar vereceğini tahmin etmiştim. Ancak, bakanlık avukatlarının savunmalarını incelediğimde, yanıldığımı anladım. Home Office avukatları, olayı çok inceden hesaplayarak savunmalarını yapmışlar. Geliri düşük olanların suçlara karışma ihtimallerini gerçek güncel rakamlarla ortaya koymuşlar ve vizenin ruhu olan kamu fonlarının heba edilmesinden bahsetmişler. Gerçekten de, yılda 18,600 sterlinden az kazananların aile geçindirmeleri oldukça güç görünüyor ve bu insanların kamu fonlarına yük olma risklerinin yanısıra, hayatta kalabilmek için yasa dışı işlere bulaşma riskleri de bulunuyor.

Öte yandan, vizeleri red edilenlerin avukatları da gayet iyi hazırlanmışlar. Yasanın, sadece başvuran kişi veya sponsorlarının mali güçleri ile sınırlı olmasının anlamsızlığına yer vermişler. Peki, mali geliri olmamasına rağmen, tanıdıklarının yanında kalabilecek olanlara veya mali gücü yüksek birinden karşılıksız yardım alacaklara da red verilmesinin gerekçelerini yasa nasıl açıklayabilecek?

Tarafların ortaya sürdükleri gerekçeler mantıklı ve kabul edilebilir standartlarda. Bu yüzden mahkeme yargıçlarının karar vermeleri oldukça uzun zaman alacağı çok açık. Mart ayından bugüne, 3 ayı aşkın zamandır bir karara varılamadı ve bir kaç ay daha karar verilebileceğini pek sanmıyorum.

Ayrıca, karar verilse dahi, nasıl bir karar olursa olsun, kaybeden tarafın kararın iptali için yüksek mahkemeye gideceğine neredeyse kesin gözüyle bakıyor. Savunmalara ve şu ana kadar geçen zamana bakılırsa, bu davanın en az bir kaç yıl daha süreceğini söylemek yanlış olmayacak.

Bu durumda, vizesi kabul edilmeyip, anayasa mahkemesinin kararını bekleyenlerin gelirlerini arttırarak yeniden başvuruda bulunmaları tavsiye edilebilir.

İki farklı dava, iki farklı yargıç ve iki farklı yaklaşım

Yargıçlık, aynen hekimlik gibi çok kutsal bir meslektir. İnsanların adalete olan inançlarını temsil ederler. Tarafsız olmalıdırlar. Mazlumdan yana tavır takınmalıdırlar. Herşeyden önemlisi, adil ve dürüst olmalıdırlar.benzer dosyalar

Biri bu hafta diğeri önceki hafta olmak üzere, girdiğim 2 önemli duruşma, yargıçların adil olmalarına neden çok ihtiyaç duyduğumuzu bir kez daha teyit etti. Bu duruşmalara bakan yargıçların takındığı tutumlar, davaların gidişatını tamamen değiştirdi. Biri, açıkça içişleri bakanlığı’nın yanında durduğunu belli ederken, diğeri, tamamıyla gerçek bir yargıçta olması gerektiği gibi, tarafsız bir görünüm takındı, hatta mağdur edildiği için müvekkilimden yana tavır koydu.
İlk duruşma, Türkıye’den Ankara Anlaşmasına başvurup, başvurusu red edilen bir müvekkilimizle ilgiliydi. İngiltere’nin İstanbul başkonsolosluğu’nun müvekkilimize verdiği red, kararı bizim için sürpriz olmamıştı, zira sermayesi az basit işler için konsolosluğun red yönünde tavır takındığı bilinen bir gerçek. Müvekkilimiz, çok düşük bir sermaye ile İngiltere’de boya badana işi yapmak üzere Ankara Anlaşmasına başvurdu ve tabii sürpriz olmayacak şekilde başvurusu red edildi.

Müvekkilimizin duruşması, 2 hafta önce yapıldı. Asistanımla birlikte savunmamızı o kadar iyi hazırlamıştık ki, ilk celsede davayı kazanacağımıza emin bir şekilde duruşmaya girdik. Ama hiç beklemediğimiz şekilde, olaylar gelişti.

Davaya bakan yargıç, bizim savunmamıza hiç bakmadan, İstanbul’daki konsolosluktan gelen dosyada bir belgenin eksik olduğunu belirterek davayı erteledi. Eksik olan belge, müvekkilimizin vize mülakat tutanağında, 15. ile 33. soruların olduğu bir sayfa. Bu sayfa, ya kasıtlı ya da bilmeden Başkonsolosluk tarafından atlanmış. Yargıç, bu eksik sayfayı neden İstanbul’dan istemediğimizi sordu. Şaşırtıcı bir soru, zira, bu bize değil, mahkemede hazır bulunan, bakanlık avukatına sorulması gerekiyordu. Onların savunmalarını takip etmenin bizim değil, bizzat bakanlığın sorumluluğunda olduğunu, meslek hayatına yeni girmiş acemi avukatlar bile biliyor. Sorunun muhatabının, biz değil, karşı taraf olduğunu belirtmemize rağmen, yargıç ısrarla bundan bizi sorumlu tuttu ve davayı eksik sayfanın temini için 2 ay sonrasına erteledi.

Davanın seyrini etkileyecek bu tutumuyla yargıcın kesinlikle bakanlık tarafında olduğunu ve göçmenlik davalarında leyhte pek karar vermediğini anlamış olmalısınız. Ancak yine de, tüm hukuk kurallarını alt üst edecek şekilde, karşı tarafın savunmasını da bizim takip etmemiz gerektiğini bu yargıçtan öğrenmiş (!) oldum. İlgilenenler için not: Taraflar kendi savunma içeriklerinden sorumludur. Eksik savunma içerikleri, davaya kadar temin edilmemişse, yargıçlar bu eksik içerikle davayı görürler.  Örnek dava: Rule 13 of the 2005 Procedure Rules and MH (Respondent’s bundle: documents not provided) Pakistan [2010] UKUT 168 (IAC).

Davanın iki ay sonrasına ertelenmesinin pek önemli olmadığı, sonuçta kazanılacak davanın 2 ay sonrasında yine kazanılabileceği ve yargıcın bu tutumu ile karşı tarafı da düşünerek adil bir karar verdiği söylenebilir. Davanın 2 ay sonra kazanılacağı doğru ancak, yargıcın adil bir karar verdiğini söylemek pek mümkün değil. Zira, eksik belge bakanlık dosyasında değil de, bizim dosyamızda olsaydı, acaba yargıç aynı adil(!) kararı bizim için de verecek miydi? Pek sanmıyorum.

Aynı zamanda, eğer yargıç bizim savunma dosyasının ilk 2 sayfasını okumak için 10 dakikasını ayırsaydı, karşı taraftaki eksik belgenin önemli olmadığını, davanın açıkça müvekkilimiz lehine sonuçlanacağını görecekti. Bunu yapmayıp, davanın içeriğini bile incelemeden karşı tarafı savunacak şekilde karar vermesi, müvekkilimizin hakkının gasp edilmesi anlamına geliyor. Zira, söz konusu olan sadece iki aylık bir gecikme değil. Müvekkilimiz gereksiz yere yeniden mahkemede temsil edilmek üzere avukatlık parası ödemek zorunda kalacak. Müvekkilimizin uzaktan yakından ilgisi olmadığı bir konuda, kendisine red veren makamın (İstanbul’daki İngiltere Başkonsolosluğu) hatası yüzünden ekstra para ödemesi ne kadar adil olacaktır?

Bu davayı takip eden hafta, farklı bir davaya bakan başka bir hakimin verdiği karar, bozulan morallerin yerine gelmesini sağladı.

Söz konusu dava, akıllara ziyan veren ilginç kararları içerdiği için, tamamen ayrı bir blog yazısına konu olacak öneme sahip. Zira, Ankara Anlaşması ile ilgilenenlerin her an karşılaşabileceği kötü kararlardan biri, davayı açan müvekkilimizin başına geldi. Ancak, kısaca, haksız yere ve saçma gerekçelerle Ankara Anlaşması vize başvurusu İçişleri Bakanlığı tarafından red edilen müvekkilimizin itiraz başvurusu birinci düzey (First Tier Tribunal) mahkemede de red ediliyor. Müvekkilimizin yaptığı temyiz mahkemesine başvuru isteği, dosyaya bakan bir başka mahkemece yine aynı gerekçelerle red ediliyor. Bakanlıktan sonra 2 farklı mahkemeden de benzer nedenlerle red alan dosya, doğrudan üst mahkemeye taşınıyor. Üst mahkeme (Upper Tribunal) yargıcı, ilk mahkenin (first tier) hatalı karar vermiş olabileceğine hükmederek, hatalı kararın verilip verilmediğinin detaylı tespiti için, üst mahkemede davanın görülmesine izin veriyor.

Duruşma günü, müvekkilimiz ve ben davada hazır bulunduk. Mahkeme hakimi, daha ilk dakikadan itibaren, davaya adil bir şekilde bakacağı yönünde izlenim uyandırdı. Dava, öncelikle ilk iki mahkemede yargıçların hata yapıp yapmadıkları konusunu inceledi. Mahkeme yargıcı, bakanlık vize memurunun savunmasını ve red gerekçelerini okuduktan sonra, bizim savunmamıza göz attı. Daha sonra, önceki iki mahkeme yargıcının red kararlarını okudu. Ancak, yargıç, önceki yargıçların kararlarını neye dayanarak ve nasıl aldıklarını anlamadığını, çünkü kararda sözü edilen hususların, ya dava ile ilişkisinin olmadığını ya da bizim savunmamızda yer alan hususlar olduğunun altını çizdi. Ayrıca, önceki yargıçların kararlarında bazı hususları anlayamadığını belirterek, bu hususları bizim anlayıp anlamadığımızı sordu. Biz de, yargıçların red gerekçelerinin dava ile ilişkisiz olduğunu ve bazı gerekçelere anlam veremediğimizi belirttik. Ardından yargıç, aynı soruyu Bakanlık avukatına yönelterek, kendileri lehine karar veren yargıçların gerekçelerinde neyi kastettiklerini anlayıp anlamadıklarını sordu. Çok enteresan, Bakanlık avukatı da, bu gerekçeleri anlamadığını, leyhlerine karar olmasına rağmen bazı gerekçelerin haksız olduğunu itiraf ederek, davanın sil baştan yeniden görülmesinde sakınca görmediklerini belirtti.

Bir çoğunuz bunun ne anlama geldiğini haklı olarak bilmeyebilir. Çok teknik bir konu. Ancak kısaca, “şu iki hakim açıkça hatalı kararlar vermiş, şimdi bu kararları unutalım ve ilk başa dönüp, vize memurunun red gerekçelerine bakarak, vizesi red edilen şahsın savunmasına ve davasına yeniden bakalım” anlamına geliyor. Bu, bizzat bakanlık avukatı tarafından itiraf edildiği için bizim ilk zaferimiz oldu.

İkinci zafer, mahkeme yargıcının, davaya kendisinin yani yüksek mahkemenin mi yoksa, daha alt düzeydeki birinci mahkemenin mi bakması konusundaki kararı oldu. Yargıca, müvekkilimizin dava süresince 8 aydır stresli bir yaşam sürdüğünü, Türkiye’deki nişanlısı tarafından terk edildiğini ve artık ne olacaksa kararın o anda verilmesi için ısrarlı olduğunu belirttik. Bakanlık avukatı da, buna bir itirazı olmadığını ve duruşmanın kısa süreceğini belirterek, bizimle aynı görüşe katıldığını ve davanın o anda sonuçlanmasının uygun olacağını açıkladı. Bilmeyenler için, bunun anlamı: “Bizim bu red gerekçelerine söyleyecek sözümüz pek yok, vize memurunun red gerekçeleri bize de biraz saçma geldi, davayı görelim ve bugün bitirelim.”

Mahkeme yargıcı, dava 20 dakika içinde sonuçlanabileceği ve sıradaki davayı etkilemeyeceği için, davamızın o anda görülmesine karar verdiğini açıkladı. Bu da bizim ikinci zaferimiz oldu.

Davanın yeniden görülmesi, yargıcın kararından hemen sonra, başladı. En başa dönülüp, (yani önceki iki yargıcın kararları hiç olmamış gibi en baştaki vize memurunun kararları dikkate alınarak) davaya başlandı. Ne yazık ki, müvekkilimiz, heyecanından olsa gerek, vize memurunu haklı çıkaracak şekilde konuşmaya başladı. İş planından haberi olmadığını teyit eder gibi konuştu. Sadece ben değil, aynı zamanda mahkeme yargıcı da şaşkınlıkla olayı izlerken, birden yargıç, bize nefes aldıracak bir öneride bulundu. “Galiba müvekkiliniz soruyu anlamıyor, isterseniz, davayı ilk mahkemeye yönlendirelim, orada bir tercüman eşliğinde konuşsun.” Kör ister bir göz, Allah verir iki göz misali, hemen teklifi kabul ederek, davanın ilk mahkemeye yönlenmesini sağladık.

Aslında, kesin kazanılacak bir dava, müvekkilimizin heyecanından dolayı, neredeyse kaybedilecekti. Bir başka yargıç olsaydı, (örneğin, bir önceki davanın yargıcı duruşmada olsaydı), bu yargıcın gösterdiği iyi niyeti göstermez, vize memurunun gerekçelerini haklı çıkardığı için davayı red ederdi.

Sonuç olarak, iki hafta içinde, birbirine zıt niyetlerdeki iki yargıcın kararının, insanların hayatlarını nasıl değiştirdiğini yeniden yaşamış oldum. İkinci yargıcın verdiği kararın, gerçekten adil, her kesimi tatmin eden ve insanların adalete olan güvenini sağlayan bir karar olduğunu belirtmeme gerek yok. Umarım, bu yargıcın gösterdiği iyi niyeti, diğer yargıçlar da gösterir ve içişleri bakanlığı memurlarının zulmüne uğrayan göçmenler, gerçek adaletle yüzleşirler.

 

Kaçak göçmen avı hızlandı

Home offfice Logoİngiltere’de genel seçimlere 1 yıldan daha kısa bir süre kaldığından hükümet seçmen oylarını kazanabilmek için kolları sıvadı ve ülke çapında göçmenlik avını hızlandırdı. Home Office yani İngiltere İçişleri Bakanlığı memurlarının çalışma düzenleri 24 saatlik sisteme geçirildi. Burada yaşayan göçmenlerin takibinden sorumlu olan bu memurlar, göçmen çalıştırma ihtimali olan işyerlerine düzenledikleri  baskınları arttırdılar. Son dönemde hafta içi, hafta sonu, gece, gündüz demeden yapılan baskınlar geçtiğimiz yıla oranladığımızda % 1200 artış göstermiştir. Baskın yapılan işyerleri arasında çoğunlukla araba yıkama yerleri, restoran, kafe ve off licence işletmeleri olmasının yanısıra TESCO, Sainsbury’s gibi kurumsal, kanunlara uyan ve çok sıkı denetimleri yapılan işyerleri de bulunmaktadır.

Göçmenlik hukuk üzerine aslında çok şey konuşulup anlatılabilir. Sistemi suistimal eden yabancıların sayısı göz önüne alındığında, İngiliz hükümetine hak vermemek elde değil elbette. Ülkedeki kaçak göçmen sayısının tahammül edilebilir sınırları aşması bir yana, ülkeye gelen kaçakların ele başı olduğu olaylardan dolayı artan suç oranı da ciddi rahatsızlık yaratıyor. 1990’lı yıllara göre ülkedeki yankesicilik, hırsızlık, ev soygunları, tecavüz ve adam öldürme olaylarında çok büyük artışlar söz konusu. Kara para aklama olaylarından tutun vergi kaçırma ya da sahtecilik yapabilen bazı kişilerin aynı zamanda devlet yardımı da alıyor olması ve bu kişilerin büyük çoğunluğunun göçmenlerden oluşması ne yazık ki ister istemez konuya bakış açınızı etkiliyor ve kamuoyunun da hükümet üzerinde ciddi bir baskı oluşturmasına neden oluyor. Kimi göçmenlerin bu ülkede yaşam şekli öyle bir sisteme dönüşmüş ki, tamamen firsatçılık ve başkalarının ödediği vergiler üzerinden yaşamlarını sürdürme halini almış neredeyse. Bu durumda elbette huzuru kaçan kamuoyu hükümet üzerinde baskı oluşturarak sesini duyurmak istemekte haklı!

Ancak öte yandan bu duruma engel olma adına ‘yaşın yanında kurunun da yanması’ denilebilecek bir sistem uygulanıyor. Öyle ki İngiltere’ye göçmen olarak gelmek isteyen herkese neredeyse potansiyel suçlu muamelesi yapılıyor. Kendi halinde, kimseye zararı olmayan, saygı ve sevgi çerçevesi içinde yaşamlarını sürdürmeye calışan kimi göçmenler de benzer muameleler ile karşılaşıyor ve ne yazık ki olan kaçak da olsa karın tokluğuna çalışarak hayata tutunmaya çalışan bu kişilere oluyor.

Geçtiğimiz hafta içinde, yalnızca bana, kaçak çalışırken yakalanmış olan 6 farklı kişiden telefon geldi. Bu kişilerden ikisi, Ankara Anlaşması ile İngiltere’de kalan ancak kaçak olarak çalışan Türk vatandaşları idi. Bu konuyla ilgili önceden ayda en çok 1 ya da 2 telefon alırken, sadece geçen hafta icinde 6 telefon almış olmam, son dönemde hükümetin kaçak göçmenlere yönelik izlemiş olduğu politikanın en önemli kanıtıdır.

Kaçak çalışan göçmen işçileri yakalamaya yönelik olarak yapılan bu baskınlara bir kaç kez tanık olmuş, yaşanılan dramı birebir görmüş biri olarak bu durumu sözcüklerle ifade etmenin ne kadar zor olduğunu belirtmek isterim. Binbir zorlukla geldikleri İngiltere’de, evinden yurdundan uzakta, karın tokluğuna çalışarak yaşamlarını sürdürmeye çabalayan bu kişiler, birdenbire karşılarında göçmenlik memurlarını gördüklerinde, dünyaları başlarına yıkılıyor! Gözyaşları içinde memurlara yalvaranlar, diğer insanlardan farklı muamele gördüklerinden olsa gerek aşağılanmışlık hissi içinde elleri kelepçelenip polis araçlarına bindiriliyorlar. Sonuçta bu kişiler, yasal olarak calışma hakları olmadığından ya düşük ücrete ya da çok uzun çalışma saatleriye, bir nevi sömürü sistemi uygulanarak çalıştırılıyorlar ki; onların da yaşamdan beklediklerinin bu olduğunu sanmam.  Ancak yine de İngiltere’de kaldıkları evlere bir daha geri dönemeyeceklerini, herşeyin bittiğini, ilk uçakla ülkelerine geri gönderileceklerini anladıklarında ellerinin nasıl titremeye başladığını defalarca gördüm. Gözlerimin önünde değişen, altüst olan bu hayatlar, hiç kimsenin başına gelmesini istemeyeceğim bu dramlar beni öylesine etkiliyor ki, düşündükçe uykularım kaçıyor. En son örneğini, geçtiğimiz hafta Cuma gece yarısı, Home Office baskını sonucunda Türkiye’ye geri gönderilen bir müvekkilimde yaşadım. Hayalleri altüst olan ve geleceği karartılan bu insanlar karşısında maalesef elimden bir şey gelmiyor.

Elbette kendi işinde gücünde olan, kimseye zararı dokunmayan, kanunlara uyan, kamuya saygılı göçmenler de var ve bu kişilere karşı topyekün olumsuz bir algı olduğunu sanmıyorum.

Öte yandan yasaları ve İngiltere’deki hoşgörüyü suistimal edip adeta suç makinesine dönüşmüş olanlara karşı genel olarak toplumdaki herkesin tepkili olduğunun altını çizmem gerekir. Ancak üzücü olan, İngiliz Hükümetinin, toplumu terörize eden kaçak göçmenler yerine, kendi halindeki kaçak göçmenlere (kolay hedef oldukları için) öncelik vermesi.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 103 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: